Eğitimin değerlendirilerek önemli sonuçların elde edildiği Yükseköğretime Bakış 2018 İzleme ve Değerlendirme Raporu Toplantısı gerçekleşti. Toplantıda konuşan Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, "12 Eylül’de biz 38 yıl sonra bugün yüksek öğretime ilişkin bir rapor açıklıyoruz. Bundan on yıllar önce yaşanan demokrasiye müdahalenin, askeri vesayetin bu ülkede ne biçim tahribatlar oluşturduğunu, temel hak ve özgürlükleri ne kadar askıya aldığını ve bu ülkenin hangi bedeller ödediğini ve ondan sonraki sistematik olarak devam eden darbe girişimleri vesilesiyle milletin 12 Eylül’de yaşadıklarından hareketle her darbe girişimde direnci biraz daha artırarak 15 Temmuzda’da halk iradesinin vesayet oluşturmaya çalışanlara galip gelmesiyle Türkiye siyasi tarihinde darbeler bölümünün kapandığını düşünüyoruz. Çünkü millet iradesi en ciddi duruşu gösterecek mermilere kafa tutmuş, tanklara meydan okumuş ve bedel ödeyerek 15 Temmuz’da bağımsızlığının, özgürlüğünün, millet iradesinin asla çiğnemeyeceğini dünyaya ispat etmiştir" ifadelerini kullandı.

Eğitimin toplumsal ve ekonomik refaha ulaşmadaki en önemli araç olduğunu kaydeden Yalçın, konuşmasına şöyle devam etti:

’’Bireylerin özellikle yükseköğretime katılmaları, lisans eğitimlerine ilaveten lisans üstü eğitimlerini tamamlamalarını sadece kendi kişisel refahları açısından değil, toplumun geleceği açısından da ekonomik göstergeler yönetim açısından da son derece önemli bir unsur. Yükseköğreitm ile ülkenin ekonomik refahı arasında kurulan ilişki nedeniyle özelikle gelişmekte olan ülkelerde yükseköğretim sistemlerinin hızla büyüme evresinde olduğu görülüyor. Türkiye özellikle 2006 yılından itibaren yükseköğretimin nicelik olarak büyümesinde hızlı bir gelişme dönemine girmiş ve 2018 yılında bu büyüme 20 yeni devlet üniversitesinin de kurulmasıyla birlikte yeni bir boyut kazanmıştır.Türkiye yükseköğretim sistemi güncel üyeleri dikkate alınarak 7,5 milyon öğrencisiyle Avrupa’nın en büyük yükseköğretim sistemi haline gelmiş durumda. Bu büyümeye eş değer olarak yükseköğretime ayrılan kaynaklar da artmıştır. Eğitim İş Sendikası olarak 2016’dan itibaren eğitime ilişkin sistemli bir izleme değerlendirme sürecini başlatmış durumdayız. 2017’de Türkiye’de Yüğkseköğretimin izlenip değerlendirilmesine ilişkin bir nitelikli çalışma yaptık. Çok ciddi bir yankı uyandırdı. Daha sonra raporu İngilizceye çevirerek bilimsel çevrelerin yurt dışında iletişim içinde olduğumuz sendikaların da takibine ve onların da katkı sunabileceği şekilde istifadesine sunduk. Yükseköğretime Bakış 2018 İzleme ve Değerlendirme Raporumuz bugün kamuoyuyla paylaşılıyor. Uluslararası standartla kullanılarak ve veri temelli analiz ilkesi gözetilerek hazırlanan raporumuz daha etkini, verimli ve kaliteli bir yükseköğretim sisteminin tesis edilmesine katkıda bulunsun istiyoruz. Etkin, verimli ve kaliteli bir yükseköğretim ülkenin geleceği demektir. Yükseköğretime erişim ve katılım, eğitimin çıktıları, öğretim elemanları , eğitim ortamları, yükseköğretimin finansmanı ve üniversitelerin akademik ve yenilikçi performansı başlıklarıyla yükseköğretimi izleme ve değerlendirmeye almış bulunuyoruz."

"Açık öğretim sayısının azaltılıp yüz yüze öğretimin artırılmasının yükseköğretim niteliğinin olumlu etkileyeceğini düşünüyoruz’’

Yükseköğretim mezunlarının istihdam edileceği alanların artırılması gerektiğine dikkat çeken Yalçın, ’’Türkiye’de yükseköğretim kurum sayısı 200’ü, öğrenci sayısı 7,5 milyonu aşmış durumda. Öğrenci sayısı olarak Türkiye yükseköğretim sistemi Avrupa’nın en büyük sistemiyken, nüfusa oranla kurum sayısı oranlaması yapıldığında Türkiye’nin sıralamasının çok daha gerilerde olduğunu görüyoruz. Türkiye’de 1 milyon kişi başına 2.1 yükseköğretim kurumu düşerken, ABD, Rusya, Danimarka, Polonya, İsviçre gibi ülkeleri dikkate aldığınızda 1 milyon kişi başına 10 ve üzeri üniversite düşmekte. Türkiye yükseköğretimdeki öğrenci sayısının bu kadar fazla olmasını sağlayan en önemli unsur açık öğretimde okuyan öğrenci sayısı. Açık öğretim sayısının azaltılıp yüz yüze öğretimin artırılmasının yükseköğretim niteliğinin olumlu etkileyeceğini düşünüyoruz. Hem vakıf dem de devlet üniversitelerinde sayının artırılmasına ihtiyaç var. Kadınlarda yükseköğretim mezuniyet oranı yükseliyor. yüzde 8’den yüzde 16.2’ye çıktığı görülüyor, erkeklerde ise 12.3’ten 21.2’ye çıktığı görülüyor. Bu atışlara rağmen Türkiye’nin ön lisans, lisans yüksek lisans gibi mezuniyet ortalamaları hala OECD ortalamalarının altında görülüyor. Yükseköğretim sayısal olarak büyütülürken kalite olarak ihmal edilmemeli. Yükseköğretim mezunlarının istihdam edileceği alanlar artırılmalı. Özellikle yüksek becerili iş imkanlarının çoğaltılması hem istihdamı daha uyumlu hale getirecek hem de birey ülkenin refahına katkıda bulunacaktır. Lisans programlarına ayrılan kontenjanlar bu yıl 11 bin artırılırken boş kalan kontenjanlar geçen yıla oranla 40 bin artarak 90 bin bandına gelmiş durumda. Yükseköğretim sisteminin iyileştirilmesi için daha fazla araştırma yapılmalıdır, daha çok raporlar hazırlanmalıdır’’ şeklinde konuştu.

YÖK Üyesi Prof. Dr. Mehmet Şişman da rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunarak ’’Türkiye’de yükseköğretim son zamanlarda hızlı bir şekilde büyümeye devam etmiştir. Bu bir süre daha devam edecektir. Türkiye’ye emsal olabilecek ülkelerle karşılaştığımızda daha sağlıklı sonuçlar alırız diye düşünüyorum. Eleştiriler yapılırken bazı güzel işleri de görmezden görme gibi bir alışkanlığımız var. Yeni YÖK olarak ifade edebileceğim birçok proje geliştirdik. Bu sene açık öğretim kontenjanlarında ciddi bir iyileşme oldu. Bu sene ilk defa yükseköğretime geçişte yeni bir sistem denedik. Yaptığımız bu değişikliklerde maalesef birçok paydaşları sendikamız da dahil olmak üzere arkamızda göremedik. Medyada muhalefet olan arkadaşları da bizzat çağırdım. Maalesef merağımızı anlatamadık pek çok eleştiri aldık’’ ifadelerini kullandı.

’’Yükseköğretime başvuran aday sayısı 2006’da 1 milyon 600 bin iken, 2017’de yüzde 35, 2018’de ise yüzde 42 oranında bir artış oldu’’

Yükseköğretimde arz ve talep açısından son yıllarda büyük gelişmeler olduğunu belirten Şişman, ’’Gerek yükseköğretim kurumların sayısında gerekse yükseköğretim talep eden öğrenci sayısında ciddi artışlar gündeme geldi. Yükseköğretime başvuran aday sayısı 2006’da 1 milyon 600 bin iken, 2017’de yüzde 35, 2018’de ise yüzde 42 oranında bir artış oldu. Bu hızlı büyümenin getireceği bir takım sorunlar elbete olacaktır. Bunları bir anda çözebilmek mümkün olmayacaktır. Bu yıl örgün öğretim programları için toplam 839 bin 490 kontenjan belirlenmiştir. Açık öğretimde ise 194 bin 430 kontenjan belirlenmiştir. Yani her gelenin kayıt olduğu bir açık öğretim sisteminden belirli bir kontenjan dahlinde öğrenci kaydına dönük bir uygulamaya geçilmiştir. Doluluk oranı ise 147 bin 450’dir. 2018’de kontenjan planlamalarında meslek yüksek okullarıyla ilgili yapılan iyileştirmeler sonucunda sanayinin ihtiyaç duyduğu insan gücü niteliğini artırmak amacıyla rasyonel bir planlamaya gidilmiştir. Bir koordinasyon kurulu oluşturulmuştur. 2017’de boş kalan kontenjan sayısı 214 bin iken, 2018’de 128 bin olmuştur. 2017’de yüzde 76 olan doluluk oranı 2018’de henüz ek yerleştirmeler yapılmadığı halde yüzde 84’e yükseldi. Dünya ekonomi formunun 2017 raporunda ülkemiz 137 ülke arasında yükseköğretime erişimde yüzde 94 okullaşma oranıyla dünyada ikinci ülke konumundadır. Dolayısıyla şu anda nitelik ve kalite konusunu öncelikli konularımızı arasına almış bulunuyoruz. Eğitimin çıktıkları sadece mezun olanların sayısıyla sınırlı değil. OECD ülkeleriyle sınırlandığında elbette cinsiyet ve yaş grupları yönünden yükseköğretimden yararlanma ve mezun sayılarında bazı sayılarda arzu edilen noktada olmayabiliriz ama sürekli bir gelişme eğilimi içinde olduğumuzu da göz ardı etmemeliyiz. Daha fazla doktora yapmış insan gücüne ihtiyaç duyduğumuz olduğunu her fırsatta ifade ediyoruz. Yeni YÖK olarak Türkiye’nin öncelikli alanlarda üstün nitelikli insan gücünü ihtiyacını karşılamak üzere ilk defa YÖK 102 Bin Projesini başlattık. Şu anda 2 bin 200 öğrenci bu sistem içinde lisans üstü eğitimi görüyor. Bunların görülmesi gerektiğini düşünüyoruz’’ diye konuştu.

’’Bu sivil tolum örgütlerinin yapmış olduğu raporlar başka perspektiften bakılmış olduğu için bizim için önem arz ediyor" diyen Mili Eğitim Bakan Yardımcısı Mustafa Safran ise şöyle konuştu:

"Eksiklikler olabiliyor ama buradan çıkarmamız gereken noktalar olduğunu kabul etmemiz lazım. Bazı kurumlar yetkilerini başka kurumlarla aynı oranda paylaşabiliyor. Enteresan bir yapı var. Bu öğretim kimin için yapılıyor? Geleneksel eğitimde fırsat bulamayan, işi gücü olanlar için. Bunun bir alt basamağı da ikinci öğretim. Aslında Türkiye’de yanlış çalıştığımız sistemlerden birisi de ikinci öğretim. Rapora deniliyor ki yükseköğretim nicelik olarak artıyor nitelik olarak öğretim üyesi sayısında ciddi oranda açık var. Biz üniversiteleri öğretim üyesi yetiştirdikten sonra açmıyoruz. Üniversite açıyoruz ondan sonra içine öğretim üyesi doldurmaya çalışıyoruz. Çok büyük bir sıçrama var.’’

’’Biz Amerika’ya yılda yurt dışındaki yüksek lisans ve doktora öğrencileri için 35 milyon dolar para ödüyoruz’’

Yüksek lisans ve doktora için yurt dışına eğitime gönderilen öğrenci sayısında son on yılda büyük bir artışın yaşandığını belirten Safran, "76 yılda Türkiye’den yurt dışına yetişmek için giden öğrenci sayısı 9 bin 700. 2008-2018 on yılda bizim gönderdiğimiz öğrenci 15 bin 881. İlk zamanlarda yurt dışına gitme noktasında çocuklar çekiniyor. Neden? İş bulamıyor. Eskiden devlet planlama teşkilatı vardır. başarılı çocukları oralarda istihdam ederlerdi. Bugün yok. Biz Amerika’ya yılda yurt dışındaki yüksek lisans ve doktora öğrencileri için 35 milyon dolar para ödüyoruz" dedi.

Raporu hazırlayan ekiple olan Doç. Dr. Bekir Gör de raporun detaylarını içeren sunum yaptı.

ANKARA/İHA