İlk defa 1902 yılında Amerikalı askerî tarihçi Alfred Thayer Mahan tarafından “Ortadoğu” olarak adlandırılan yakın coğrafyamızda hareketlilik devam ediyor. Yanı başımızdaki keşmekeş, sadece siyasi ve ekonomik alanlarda değil, kültürel alanda da birçok değişikliği beraberinde getirdi. Bu değişimin en şiddetli yaşandığı ülke ise Suriye. Bu şiddeti besleyen en önemli husus Suriye’nin birçok ülke tarafından bölgesel çıkar veya çatışma alanı olarak kullanılması. 2011 yılından beri bölgede var olan ülkelerin başında Rusya ve İran gelmekte. İki ülke müttefik bir görüntü çizse de arka planda derin görüş ayrılıkları bulunmakta.

Ülkede sivil ve askeri kayıpların son dönemde giderek artmasının en önemli nedenlerinin başında Rusya’nın iç savaşa hava operasyonlarıyla dâhil olması geliyor. Rusya’nın müdahalesinin, iç savaşta iyice sıkışan Beşşar Esed’in elini rahatlattığı ve onu avantajlı konuma taşıdığı bir gerçek. Rusya, böylece kendisini İran ile birlikte ülkedeki terörist gruplarla savaşan bir güç olarak tanıtarak bölgedeki varlığını meşru bir zemine taşıdı. Ancak bu süreçten sonra Rusya’nın bölgedeki varlığına rağmen İran’ın Suriye’de artan askerî kayıplarının, özellikle İran kamuoyunda tartışmalara neden olduğu biliniyor. Ayrıca iki ülkenin Suriye politikalarındaki belirginleşen farklılıklar İran cephesinde Rusya’nın Suriye’deki pozisyonunun sorgulanmasına yol açıyor.

Bilindiği üzere Tahran, Suriye krizinin başladığı günden bu yana Esed’in yanında yer aldı. Rusya ise altı aylık hava desteğinden sonra ABD ile anlaşmak istediği iddialarıyla askerî varlığını azaltacağını duyurdu. Bununla yetinmeyen Moskova, bu konuda daha esnek davranarak önceliklerinin, Esed’i yönetimde tutmak değil, bölgede teröre karşı mücadele etmek olduğunu ileri sürdü. Hatta Rusya Dışişleri Bakan Sergey Lavrov :“Esed bizim için, Türkiye ile ABD’nin olduğu türden bir müttefik değil” açıklamasıyla Moskova’nın Esed konusundaki pragmatik duruşunu sergiledi. İran ise Rusya’dan farklı olarak Esed’in kendileri için bir kırmızı çizgi olduğunu vurguladı. Tahran bu tavrından şu ana kadar da geri adım atmış değil. Ayrıca Tahran, Suriye’deki merkezî yönetimin varlığını savunurken, Rusya federal yönetime dayalı bir çözüm için kapıları kapatmayan bir görüntü içerisinde.

Rusya’nın bölgede artık daha pragmatik hedeflerle hareket ettiğini söylemek mümkün. Yaklaşan İdlib operasyonuyla Moskova, bölgeyi çevrelemeyi amaçlıyor. Bu doğrultuda Akdeniz Bölgesi’ne rahat ulaşım ve bölgedeki Rus askerî üslerinin güvenliği, Rusya’nın en temel “pragmatik öncelikleri”. Moskova’nın bu yaklaşımı, -son gelişmelerle birlikte- ABD ile işbirliğine eskisi gibi mesafeli olmadığı gerçeğini de ortaya çıkarıyor. Moskova, bundan sonraki süreçte bölgeye yönelik siyasetini birkaç önemli nokta üzerine inşa etme niyetinde.

Tahran-Moskova ilişkilerinin gerilimli bir döneme girme ihtimali mevcut. Tahran’a göre, Rusya stratejik bir müttefikten bölgesel bir oyuncuya dönüşmüş vaziyette.

Birincisi, Suriye’nin batısındaki çıkarlarını korumak. Zira, Rusya’nın bölgeye müdahale etmesindeki asıl gaye, Esed’i iktidarda tutmaktan ziyade ülkenin Batı bölgesinin isyancı ve terör gruplarının eline geçme tehlikesiydi. Moskova hava operasyonlarıyla bu ihtimali ortadan kaldırdı. Suriye’nin batısındaki askerî ve stratejik çıkarları artık daha güvende.

İkincisi ise Moskova’nın Esed’le ilgili tavrı. Rusya’nın özellikle Akdeniz’e yakın bölgelerin radikal grupların kontrolüne geçmesini önlemek adına Esed’e geçici bir destekte bulundu. Akdeniz’e yakın bölgelerin kontrolü konusunda Esed’in yanında yer aldı. Bu bölgeler tehlikeye düşmediği sürece de Moskova’nın Esed’in gitmesi ya da kalması konusunda net bir fikir beyan etmeyeceği açık. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un da belirttiği gibi Esed, Rusya’nın ne dostu ne de düşmanı. Yalnızca stratejik ortağı. Rus yetkililer, Esed’in gelecekte Suriye’nin önemli bir parçasını oluşturduğunu söyleseler de bunun kendileri için bir kırmızıçizgi olmadığının altını çiziyorlar. Bu açıklamalar Moskova’nın, Suriye’de kendi çıkarlarını koruyabilecek radikal olmayan veya seküler her yönetimle çalışabileceklerini gösteriyor.

Rusya’nın Suriye politikasını şekillendirdiği üçüncü aşama ise Suriye’deki olası bir federatif yapıya sıcak bakması. Moskova’nın bu yaklaşımının etkileri, Suriye Kürtleri üzerinden kendini gösterdi ve göstermeye de devam edecek. Buna karşın Kürtlerin Suriye’deki etkinliği ilerleyen safhada Tahran’ı ciddi anlamda rahatsız edecek boyutlara ulaşabilir. Tahran bu tehlikenin farkında. İran hapishanelerindeki birkaç Kürt hükümlünün idam cezası alması, Tahran’ın kendi Kürtlerine verdiği bir mesaj.

Moskova’nın aksine İran’ın Esed rejimine olan desteği farklı kaygı ve çıkarlara dayanmakta. Esed’in gitmesi halinde ülkedeki olası yönetimin İran karşıtı olma ihtimali, Tahran’ı rahatsız ediyor. Tahran’ın Suriye’deki federatif yapıya net bir şekilde karşı çıkıyor olması ise Esed’e olan desteğinin diğer bir sebebi. İran’ın Suriye’deki varlığına dair gözlerden kaçan en önemli neden ise İran-İsrail çekişmesi.

Çatışmaların başladığı Mart 2011’den bu yana Suriye’de yaşanan her şeyin temelinde bu mücadele var. Esed, İran için her şeyden önce İsrail’le yaşanabilecek bir çatışmada güvenilir bir müttefik. Bu çatışma, İran’ın en yakın ortağı Lübnan Hizbullah’ı ile İsrail arasında da gerçekleşebilir. Bu bizzat İran’ın dâhil olduğu daha geniş bir çatışma demek. Dolayısıyla Tahran, Esed’in gitme ihtimalini büyük bir tehdit olarak değerlendiriyor. Esed’in yönetimde kalması adına tüm imkânlarını seferber etmiş durumda. Rusya’nın Esed’e alternatif bulma girişimlerine Tahran’ın karşı çıkmasının temelinde bu var. Nitekim Tahran’daki siyasi akla göre, İran’ın Suriye’de İsrail’e karşı koyabilmesi adına en iyi seçenek Esed yönetimi.

Ancak, İran’ın İsrail saldırganlığını Suriye’de durdurma çabaları, Moskova-Tel Aviv ilişkilerinin geleceğinden daha değerli değil. İsrail, ABD için ne kadar mühimse Rusya için de o kadar mühim. Moskova, Suriye’deki kazanımlarını, bir İsrail-İran gerilimine feda etmek istemiyor. Zira bu olasılık, Moskova’nın bölgedeki ağırlığını sarsacak potansiyele sahip. Ayrıca İran basınında Rusya ile ilgili yapılan analizlerde, Suriye politikasına dair güven sorunu devam ediyor. İran’daki muhafazakâr basın kamuoyunu etkilemek adına Tahran’ın bölgedeki hâkimiyetinden bahsetse de muhalif basına yansıyanlar, bölgenin giderek Rusya’nın kontrolüne girdiğini gösteriyor.

İran’daki genel kanaate göre Moskova ve Tahran, aralarındaki ilişkiyi “ittifak” olarak görüyor. Şimdilik iki ülkenin ortak çıkarları iş birliğini bitirecek düzeyde ayrışmış değil. İran ve Rusya arasındaki ilişkiyi sağlam temele oturtan etken ise ABD ve İran arasındaki artan gerilim. Nükleer anlaşmanın sona ermesi, İran’ı biraz daha Rusya’ya yakınlaştırmış vaziyette. İlişkiyi zinde tutan diğer etken ise İran-İsrail düşmanlığı. İran’daki siyasi akla göre, Moskova, Suriye’de bir İran-İsrail çatışması üzerinden bir denge kurmaya çalışıyor. Rusya için İsrail dost, İran ise müttefik. Kremlin, ikili ilişkilerini bu anlayışa göre yürütüyor.

Önümüzdeki süreçte, Tahran-Moskova ilişkilerinin gerilimli bir döneme girme ihtimali mevcut. Tahran’a göre, Rusya stratejik bir müttefikten bölgesel bir oyuncuya dönüşmüş vaziyette. Tahran, Batı destekli gruplara karşı mücadelede destek görse de İsrail ile olan gerilimde Rusya’nın sessiz kalmasını eleştiriyor. Tıpkı ABD gibi Rusya’nın da İsrail’in bölgesel çıkarlarını gözettiğini düşünen İranlı bazı analistler, Washington ve Moskova’nın İsrail konusunda perde arkasında iş birliği içerisinde olduğu görüşünde. Ayrıca Rusya İsrail’in ulusal güvenliğini gözeterek bölgedeki ABD varlığına set vurmak istiyor. Bir kısım analistler ise Rusya’nın bu tavrıyla bölgesel çıkarını gözetmeye hakkı olduğu ancak ABD’nin bölgeye açıkça düşmanlık pompaladığı görüşünde. Örneğin ABD’nin Suriye Kürtleri ile olan yakınlığı, Tahran’ın uykularını kaçıran cinsten.

Moskova-Tahran arasındaki ayrılıkların daha şiddetli bir gerilime dönüşme ihtimali de yüksek. Zira Moskova, İran’ın Suriye’nin güneyindeki varlığından rahatsız. Bunun sebebi ise İran’ın İsrail sınırına dayanmış olması. İran ise buradan kısa sürede ayrılmayı düşünmüyor. İranlı yetkililerin, Suriye-Ürdün sınırındaki teröristlerin temizlenmesi ve bölgenin Suriye ordusunun kontrolüne alınmasına destek verecekleri yönündeki açıklamaları bunu gösteriyor. İran bu bölgede asker bulundurmadığını deklare etse de desteklediği grupların varlığı, Moskova’nın tavrını sertleştirebilir. Zira Hizbullah kanadından gelen açıklamalar, Moskova’nın endişelerini somutlaştırıyor. Kremlin’e göre Tahran vekâleten Hizbullah’ı sahaya sürmekte. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın bütün dünya bir araya gelse de örgütü Suriye’den çıkaramayacağının altını çizerek İsrail’i hedef alması, olası bir Tahran-Moskova gerilimin habercisi niteliğinde. Bu söylem Kremlin tarafından kendilerine de bir meydan okuma olarak görülmüş vaziyette. Hizbullah’ın bu çıkışının ardından Tahran’ın açıklamaları, İran’ın olası bir gerilimde Rusya karşısında da direneceği izlenimini vermekte. Tahran’a göre, Rusya’yla ilişkiler etkilense bile Suriye, İran ve Hizbullah’ı bir araya getiren anlayış devam edecek. Çünkü bu, İran milli güvenliğinin vazgeçilmez bir parçası. İran’ın bu bağın zarar görmesine tahammül edebilmesi beklenmiyor. Zira bu bağ gevşeyecek olursa hem Esed yok olma tehlikesi yaşayacak hem de Tahran’ın bölgedeki direniş ekseni zayıflayacak.

Nihayetinde, Rusya-İran işbirliğinin bugüne kadar her iki tarafa da önemli getirisi oldu. Ancak bundan sonraki süreçte Rusya ve ABD’nin bölgede beraber hareket etme ihtimali, İran’ın bundan sonraki kazanımlarının aleyhine gözüküyor. Nitekim İsrail’in güvenliği, Rusya ve ABD için öncelik niteliğindeyken; İran’ın Ortadoğu politikasına ilkesel olarak aykırı. Bu durum Tahran ve Moskova’nın Esed’in geleceği, savaş sonrası çözüm senaryoları ve Hizbullah gibi İran yanlısı grupların Suriye’deki varlığı konularında ayrışmalarını beraberinde getiriyor.