Sultan Alp Arslan vasiyeti neler?Sultan Alp Arslan'ın mezar yeri meselesi nedir? Bugünlerde en çok merak edilen bu soruların yanıtını ve detaylı açıklamaları haberimizde sizlerle paylaşıyoruz. Bugün Malazgirt Zaferi'nin 947. yıl dönümü kutlanıyor. Bizans İmparatoru Romen Diyojen'i dize getiren Büyük Selçuklu Hükümdarı Sultan Alp Arslan'ın vasiyeti ve mezar yeri meselesi ile ilgili bilgiler bir çok kişi tarafından merak ediliyor.Sultan Alp Arslan'ın vasiyetini ve mezar yeri konusundaki bilgileri sayfamızda sizlerle paylaşıyoruz.

SULTAN ALP ARSLAN'IN VASİYETİ

Sultan Alp Arslan, ölmeden önce başta Vezîri Nizâmü’l-Mülk olmak üzere ileri gelen adamlarının ve oğlu Melikşah’ın huzurunda aşağıda maddeler halinde gösterdiğimiz şu vasiyette bulundu:

1) Benden sonra oğlum Melikşah’ın hükümdar, Nizâmü’l-Mülk’ün de onun veziri olmasını ve her ikisine itaat etmenizi,

2) Kardeşim Kara Arslan Kâvurd Bey’e Fars ve yöreleri ile Kirmân’ın verilmesini, ayrıca belirlenecek miktarda para verilmesini ve eşimle (Seferiyye Hatun) evlenmesini,

3) Oğlum Ayaz’a, babam Davud (Çağrı Bey)Bey’e ait olan Belh’deki şeyleri ve 500.000 altının(dinar) verilmesini, Ayaz’ın, kardeşi Melikşah’a yardım etmesini,

4) Oğlum Melikşah’a da (ülkedeki) kaleler ve bunlara ait olan gelirlerin verilmesini, eğer kardeşi Ayaz ya da amcası Kavurd kendisine verilenlere razı olmazsa onlarla savaşılmasını ve bunlara verilecek malı, yapacağı mücadeleye harcamasını vasiyet ediyorum. Urfalı Mateos’a göre, Sultan Alp Arslan aldığı yaranın tesiri ile öleceğini anladığında; ileri gelen kumandanlarını ve Khocab’ı (Hâce Hasan et-Tûsî/Vezir Nizâmü’l-Mülk) yanına çağırdı. Sultan henüz bir çocuk olan oğlu Melikşah’ı onlara takdim edip: “İşte ben yaralarımın tesiriyle ölüyorum, oğlum sizin hükümdarınız olsun ve tahtıma otursun” dedi.

Sultan bu sözleri söyledikten sonra hükümdarlık giysilerini çıkardı ve oğlu Melikşah’a giydirdi. Onun önünde eğildi ve onu gözyaşları içinde Allah’a ve ileri gelen emîrlerine emanet etti. Sultan Alp Arslan’ın Melikşah, Ayaz, Tekiş, Börü Bars (Böri Pars), Tutuş, Arslan Argun adlarında altı oğlu, Sara, Ayşe (Âişe) ve ismini bilmediğimiz üç kızı bulunmakta idi.

SULTAN ALP ARSLAN'IN MEZARI'NIN YERİ MESELESİ

Sultan Alp Arslan’ın ölümü üzerine Şâir Hakîm Senâ’î-i Gaznevî’nin beyitten oluşan kasîdesinin bir bölümünde; “Alp Arslan’ın başı, görmüştün, yükseklikte gök üstüne çıkmıştı.

Merv’e gel de toprak içinde Alp Arslan’ın vücudunu göresin! Ecel gelince mühlet biter, başına gelecek gelir; kaza gelince gözler kör olur.”

Derken Sultan Alp Arslan’ın mezarının Merv şehrinde bulunduğuna dikkat çeker.

İbnü’l-Cevzî, İbnü’l-Esîr, Sıbt İbnü’l-Cevzî, Bundârî, İbnü’l-Adîm ve Ebu’l-Ferec, Sultan Alp Arslan’ın cesedinin Merv şehrine götürülerek burada babası Çağrı Bey’in yanına defnedildiğini yazar.

Urfalı Mateos, Sultan Melikşah’ın babasının naşını Âzerbaycan’da bulunan Merend (Marand) şehrinde atalarının kabrine defnettiğini söylerken herhalde Merend ile Merv’i karıştırmıştır.

Hüseynî ve herhalde ondan naklen Ahmed b. Mahmud ise, Sultan Alp Arslan’ın Merv’de babası (Çağrı Bey) ve amcasının yanına defnedildiğini söylerken amca konusunda yanılmıştır. Çünkü Sultan Tuğrul Bey’in mezarı Rey’dedir.

XIII. yüzyıl müelliflerinden İbn Hallikan, Çağrı Bey’in Merv’de bir medreseye defnedildiğini kaydeder.

XIV. yüzyıl Memluk tarihçilerinden Halil b. Aybek es-Safedî, Melikşah’ın, babası Sultan Alp Arslan’ı Merv’de kendi meliklik döneminde yaptırmış olduğu medresede defnettiğini kaydeder.

XII. yüzyıl tarihçilerinden İbnü’l-Ezrak, Sultan Alp Arslan’ın Isfahan’da defnedildiğini kaydederek farklı bir şehri adres gösterir. Ramazan Şeşen,49 Arapça Kaynaklar üzerinde yaptığı çalışma sonucunda, Sultan Alp Arslan’ın cenazesinin Oğlu Melikşah ve Veziri Nizâmü’l-Mülk tarafından orduyla birlikte Merv’e getirilerek Merv Medresesi’nde babasının kabri yanında gömülmüş olduğunu tespit etmiştir. Alp Arslan’ın babası Çağrı Bey, 1059 yılı sonlarına doğru vefat edince önce Serahs’ta defnedilmiş ancak sonradan oğlu Sultan Alp Arslan tarafından Merv’de yaptırılmış türbesine nakledilmiştir.

İslâmî Kaynaklar, Melik Çağrı Bey’in ve oğlu Sultan Alp Arslan’ın defnedildiği şehrin, bugün Türkmenistan sınırları içinde yer alan Merv şehri olduğunda birleşiyorlar. O halde Selçuklular zamanındaki Merv şehrinin yerine bir göz atmakta yarar var. Ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmeyen ancak kuruluşu Milad’dan öncelere dayanan şehir, verimli Murgâb deltasının aşağı kısmında kurulmuştur. İlk kurulduğu yer olarak tahmin edilen Gâvur Kale, VIII. yüzyıldan itibaren batı yönünde genişleyerek Sultan Kal’a adı verilen ikinci bir bölge daha ortaya çıkmıştır. Merv Şehri, Ortaçağ coğrafyacıları tarafından bugün mevcut olmayan Merverrûz ile karıştırılmaması için Mervüşşahcihân adıyla anılmıştır. Merv, Selçukluların Gazneliler karşısında kazandığı ve Selçuklular Devleti’nin kuruluşunu sağlayan meşhur Dandanakan Savaşı’nın (1040) ardından yapılan kurultayda alınan karar gereği Çağrı Bey’in yönetimine bırakılan toprakların idare merkezi oldu. Çağrı Bey’in ölümünden sonra da oğlu Melik Alp Arslan’ın idare merkezi oldu. Böylece Sultan Kala adı verilen yeni şehrin inşasına bu zamanda başlandı. Alp Arslan’ın 1063 yılı sonunda Büyük Selçuklu Sultanı olması üzerine Horasan’ın idaresi ile görevlendirilen Selçuklu meliklerinin merkezi haline geldi.

Melikşah’ın saltanatı zamanında (1072-1092) surları yenilenen Merv, Muhammed Tapar’ın saltanatı sırasında (1105-1118) Selçuklu Devleti’nin Doğu’daki topraklarının başına idareci olarak tayin edilen Melik Sencer’in merkezi idi. Sultan Muhammed Tapar’ın 1118 yılında vefâtı ve sonrasında onun oğlu Mahmud ile Horasan Meliki Sencer arasında 1119 yılında gerçekleştirilen Sâve Savaşı’nın ardından Büyük Selçuklu Sultanı olan Sencer, Büyük Selçuklu Devleti’nin başkentini bu şehre taşıdı. Sultan Sencer’in uzun yıllar devam eden saltanatı sırasında (1119-1157), Selçuklu Başkenti Merv, en parlak dönemini yaşadı. Sultan Sencer bu dönemde Merv’i geliştirerek şehrinbatısında yeni surlar yaptırmak suretiyle “Sultan Kal’a” olarak anılan Yeni Merv Şehri’nin kesin olarak ortaya çıkmasını sağladı. Eski Merv’i çevreleyen eski surların bulunduğu bölge de Gâvur (Gaur) Kale olarak adlandırılmaktadır.

Muhtemelen burası, şehrin en eski yerleşik mahallidir. Sultan Sencer’in meşhur türbesi Sultan Kal’a’dadır. Çağrı Bey ve Alp Arslan devrinde şehrin bu kısmı mevcut olduğuna göre her ikisinin de mezarını öncelikli olarak Sultan Kal’a’da aramak gerektir. Belki Sultan Sencer’in türbesi yakınında ya da içinde. Belki de Sultan Sencer bu türbeyi sadece kendisi için inşâ ettirmemiştir. Çağrı Bey ve Sultan Alp Arslan’a ait eski türbenin tahribata uğraması ya da yıkılması üzerine kendisinin de defnedileceği daha büyük bir türbe yaptırmış olabilir. Çünkü burasını henüz hayatta iken yaptırdığını biliyoruz. Burası sadece Sultan Sencer Türbesi olmayıp Selçuklu Aile Mezarlığı (Kümbethâne) da olabilir. Selçuklu Sultanları genellikle, inşâ ettirdikleri ulu camilerin haziresine yaptırdıkları türbelere yan yana defnedilirler(mesela Türkiye Selçukluları) o halde böyle bir cami, medrese ya da bir külliyenin tespiti mezar yerinin bulunması açısından büyük önem arzeder. Ayrıca Reşîdüdîn’in Câmi‘u’t-tevârih adlı eserinde yer alan “Dâvud b. Mahmûd b. Muhammed b. Melikşah’ı (Irak Selçuklularından Sultan Mahmûd’un oğlu) da Tebriz şehrinde Bâtınîler şehid ettiler. Onu oradan Merv Devlethânesi’ne, Alp Arslan’ın Kubbesi’ne getirdiler. Doğrusunu Allah bilir!” şeklindeki kayda bakılırsa Alp Arslan’ın mezarının Devlethâne’nin yanında olduğu anlaşılıyor. Bu da bizi Sultan Kala’da köşk ve saray kalıntılarının bulunduğu Şehriyar Ark’a yönlendirebilir. Câmi‘u’t-tevârih’te yer alan bu bilgi aynı zamanda yukarıda belittiğimiz Selçukluların yan yana ve aynı yere defnedildikleri geleneğini de doğrular mahiyettedir.