KARAR/ KÜLTÜR SANAT

Her şey talya’da Borges’in yayımcısı olan Franco Mario Ricci’nin Arjantinli ünlü yazar Jorge Luis Borges’in önsözlerini yazdığı özel bir seçki hazırlamak istemesiyle başladı. Bu sayede ortaya çıkan Babil Kitaplığı, Türkiye’de 90’lı yıllarda Ankara’daki Dost Yayınevi tarafından çıkarıldı, şimdi ise Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yeniden yayımlandı. Borges’in tercihine göre bütün dünyadan seçtiği 28 kitabın yanı sıra kendi hikâyelerinin bulunduğu iki kitabı da kapsayan serideki kitaplarla ünlü yazarın edebi dilinin ve bu temaların oluşumundaki duygusal birikimin izlerini bulmak mümkün. Babil Kitaplığı’nın editörlerinden Merve Çay ile seriyi konuştuk…

Babil Kitaplığının hikâyesi nedir?

Babil Kitaplığı serisinin doğuşunu İtalya’da Borges’in yayımcısı olan Franco Mario Ricci’ye borçluyuz.

Ricci, Borges’in önsözlerini yazdığı özel bir seçki hazırlamak istiyor. Borges de kabul edince kendi Babil Kitaplığı’nı oluşturuyor. Gerçi başta serinin isminin ‘Colección del hombre’ (Bir Adamın Koleksiyonu) olmasını istiyor. Ama Ricci’nin ısrarıyla bugünkü ismini alıyor Babil Kitaplığı. Daha önce basılan seriden de hatırladığımız kapakları da Ricci ve Marcella Boneschi tasarlıyor.

Bugünkü kapak tasarımlarıyla o dönemin kapakları farklı sanırım.

Kapakları değiştirdik. Daha modern ama öykülerin yazıldığı dönemin de havasını korumaya çalışan kapaklar yapmak istedik. Babil Kitaplığı serisinin de Borges gibi zamanı çürütebilen kitaplardan oluştuğunu düşünüyoruz. Bu zamansızlığı da kapaklara taşıyabilmek istedik.

Bu serideki kitapların türleri nedir?

Gerçeküstü türde korkudan bilimkurguya, fantastikten gerilime uzanan bir yelpaze görüyoruz. Bu yelpaze farklı dillere kadar da genişliyor. Her öykü insana farklı bir şekilde dokunuyor.

Babil Kitaplığı’nı, ‘Babil Kitaplığı’ yapan temel özellik nedir?

Borges’in önsözlerini, yazarlarla ilgili düşüncelerini okuyabilmemiz çok önemli. Mesela Sevimsiz Öyküler’in önsözünde Bloy için ‘Wells, her zaman, en fantastik bulgularının gerçekmiş gibi görünmesini sağlar, en azından okunma sürecinde; Bloy da, Hoffmann ve Poe gibi, öykülerinin daha başından itibaren kusursuz olmasını yeğler’ diyor. Beckford’ın Vathek’i içinse ‘Thomas de Quincey, Poe, Charles Baudelaire ve Huysmans’ın şeytansı görkemlerine hazırlık niyetinde olduğunu’ düşünüyor. Demek istediğim sadece ele aldığı yazarı değil, onun edebiyat dünyasındaki öneminden, etkisinden tutun da yazarlar arasındaki dilsel ve anlatımsal benzerlikleri, farklılıkları, temaları analiz ediyor. Borges’in dimağından kopup gelmiş bilgilerle ince ince işlenmiş yazılar her biri.

Seri ‘Rüyalar Kitabı’ ile son buldu, başladığı nokta da bitiş noktası da oldukça ilginç. Kitapların yayımlanma sırası bile okura bir şeyler söylüyor…

Seriye ‘25 Ağustos ve Diğer Öyküler’le başlayıp ‘Rüyalar Kitabı ile bitirmek istedik. 25 Ağustos Borges’in 80. doğum gününe Ricci’nin bir hediyesi gibidir. Borges’in temalarının rahatlıkla görülebildiği olgunluk dönemi eserlerinin bulunduğu bir seçki. ‘Yorgun Bir Adamın Ütopyası’ öyküsü mesela; Borges, Ricci’ye yazdığı bir mektubunda bu öyküyü kendi yazımının ‘mejor página’sı olarak gördüğünü söylemiş yani en önemli öykülerinden biri. Kitapta bulunan diğer öyküler de 80’inci yaşının eşiğinde yazılmış öyküler. Kitap María Esther Vázquez’le yapılan bir söyleşiyle bitiyor. Bu söyleşi Borges’in hayatına nüfuz edebilmemiz için ayrı bir önem taşıyor. Eserlerinin Borges tarafından nasıl görüldüğü, politik görüşleri, Avrupa’daki ergenlik yılları, kuzey dillerine ilgisi gibi çok farklı konulara değiniliyor. ‘Rüyalar Kitabı’ ise Türk okurların daha önce okuma şansı bulamadığı bir Borges kitabı. Borges’in engin edebiyat bilgisi rüyalara olan tutkusuyla birleşince olağanüstü bir antoloji ortaya çıkmış.

Bu seçkiye bakarak Borges’in hayatından da izler bulabilir miyiz?

Kesinlikle, her kitabın Borges için, edebi özelliğinden öte, kendi hayatına işlemiş tarihsel bir özelliği de var. Mesela ‘Alarcón’un Ölümün Dostu’ kitabı Borges’in çocukluğunda okuduğu öykülerden oluşuyor. ‘Bu seçkide yer alan öykülerden çocukluğumda haberdar olmuştum; geçen zaman, o günlerde duyduğum esaslı dehşeti yok etmedi. Yaşım yüzyılla birlikte ilerliyor, şimdilerde, çocuk yaşımdaki sıcak kabulü gösteremesem de, aynı minnet duygusu ve benzer bir heyecanla onları tekrar okuyorum’ diyor Alarcón için. Borgesvari temaların kökeni Borges’in fobi ve saplantılarına dayandırılsa da edebi dilinin ve bu temaların oluşumundaki duygusal birikimin izleri bu serideki kitaplarda sürülebiliyor.