Girdi maliyetleri artarken, sattığı malı aynı fiyattan yerine koyamayacak üreticinin ve esnafın boğazına çökmeyelim. Ya dayanacak takatleri kalmadıysa diyorum ya...

Marketleri fiyat teftişleriyle, etiket denetimleriyle, zam baskınlarıyla baskı altına alarak çözülmez. Kur farkının bakkala, manava, fırına yansıması illa fırsatçılıktan, vurgunculuktan, kötü niyetten değildir diyorum ya...

Elektrik, yakıt faturalarındaki ekstra artışı karşılayacak gücü kalmadığı için zorunlu zamma direnemeyen, batmamak için yana yakıla mecbur kalanları da düşünün diyorum ya...

Baskı ters teper, ertelenmiş zamlar sonra başımıza daha kötü patlar diye ısrar ediyorum ya...

Üstelik kazın ayağı öyle değil, bakın Merkez Bankası verileri gösterdi ki kuru patlatan spekülatif ataklar, dolara içeriden gelen hücumlardanmış, dış kaynaklı saldırılardan değil diyorum ya...

Bu panik atakların başlıca nedeni de, şirketlerin üstündeki döviz borcu yükü. Halk Bank’ın kur kazasında olduğu gibi, ucuz dolar fırsatlarında izdiham yaşanması, indirim kampanyası varmışcasına üşüşülmesi, tenzilatlı yarı fiyatına satışa sipariş yağdırılması, döviz pahalılığı yüzünden firma ve kişilerdeki iskonto ihtiyacının yakıcılığını anlatıyor diye tutturuyorum ya...

Milli paramız dolarla savaşta, düşman saldırısı altındayız, ekonomik harp veriyoruz, bu şartlarda dolar bozduracağı yerde toplayanlar düşmana silah ve mühimmat sağlıyor, zam yapan herkes vatana ihanet ediyor, kur farkını yansıtanların hepsi bahaneci, fırsatçı ve yağmacı hainlerdir denemez diyorum ya...

Şöyle tepkilere rastlıyorum.

Sonuçlarının sokağa yansımasını önlemeye çalışmak boşuna, sebebini ortadan kaldırmak lazım diyorsun, iyi diyorsun da...

Hainlik ve fırsatçılıklara bağlayan analizleri açıklayıcı bulmuyorsun, zamlarla değil finans sistemimizin aşırı dolarlaştığı gerçeğiyle mücadele edelim diyorsun, çok güzel söylüyorsun da...

Madem çok biliyorsun, bu nasıl olacak, onu da bir söyleyiver diye çıkışanlar oluyor.

Aslında bilinmedik, gizli bir formulü yok oysa. Doların hükümranlığına son verecek şey, finans uzmanları tarafından yıllardır yazılıp çiziliyor, önerilip duruyor. Geç de olsa onlara kulak vermek yeterli.

H H H

Prof. Metin Ercan, daha 2005 senesinde Radikal gazetesinde, TL’nin dolara nasıl galip geleceğini yazdı mesela. “Dolarizasyon gevşerken” başlıklı yazısından alın size bir kesit:

“Korunma yöntemi olarak bireyler, birikimlerini ‘yedek’ bir paraya kaydırıyorlar. Dolarizasyon adı verilen bu olgu, ekonomi yönetimine duyulan güvensizliği adeta tescil ediyor. İnandırıcı olamayan bir hükümet ortamında, parasal rejimin çökeceği ve ekonomide fiyatların yükseleceği endişesi ile, bireyler parasal varlıklarını dolar ve avro gibi paralara bağlıyorlar...

Ekonomi yönetimine tekrar duyulan güven ile de dolarizasyonun seviyesi düşüyor...

Sözün özü; dolarizasyon olgusunu yenmek için (para politikalarında belirsizliğin giderilmesi ve öngörülebilirlikle) fiyat istikrarının sağlanması gerek...

O da hükümetin kalitesine, para politikasının inandırıcılığına ve uygulayıcısının güvenilirliğine bağlı...”

Yani Merkez Bankası’nın sözü senet gibi para edecek, mali otorite şeffaf ve inandırıcı olacak ki güven versin. Borcu borçla çevirirken ekonomi küresel tefecilerin eline düşmesin. TL’nin geleceğine inanan, hükümete güvenen ve alacağını garantide gören yabancı kaynaklardan neredeyse IMF faizleriyle ucuza para tedarik edilebilsin. Vesselam.