Güya FETÖ’yle mücadelenin esası, yeni FETÖ’lerin çıkmasını önlemekti ya...

O da hani güya din bezirganlarının istismar ettiği hurafe ve batıl inançlardan toplumun kurtarılmasına bağlıydı ya...

Hurafelerle, din hokkabazlarıyla, inançların sömürülmesiyle mücadeleden size yeni haberler var, müjdemi isterim.

Sivas’ın Suşehri ilçesine akraba ziyaretine gelen bir vatandaş, Kılıçkaya Barajı kıyılarında gezerken bir de neyle karşılaşsın!..

Suların çekildiği yerlerde dikkatini bir naylon poşet çekmesin mi!..

Açıp baktığında hayretler içinde poşete konup suya atılmış bir dizi muska bulmasın mı!..

Aynı vatandaş, aynı günlerde Elbe nehrinin Almanya’dan geçen bir kıyısında dolaşsa ne çıkardı dersiniz karşısına?

Kuraklık sebebiyle çekilen suların altındaki işaret taşları tabii ki. Geçenlerde haber konusu oldu, taşların birinin üstünde ‘Eğer beni görüyorsan ağla’ yazıyordu ya, işte o taşlardan...

Kim bilir hangi tarihte, hani kuraklığın pençesinde kasıp kavrulanların kendilerinden sonrakilere bıraktığı bir uyarı mesajı.

Avrupa’da alarm zilleri çaldı o kalıntılar...

***

Son bayramda, Tuna’daki nehir gemisinden paylaştığım bir yolcunun seyir defteri notlarını hatırlayın. Suların çekilmesi yüzünden turun rotası değişmişti, uzun yllardır görülmemiş bir olay.

Bir de bizde suların çekilmesiyle ortaya çıkan kalıntılara bakın. Ya büyü bozmak ya da büyü yapmak için hazırlanıp suya atılmış muskalar!

Taş var yine işin içinde ama batması için poşete bağlanmış bir ağırlık taşı. Büyünün aktive olması ve etki göstermesi amacıyla, ritüelin parçası olarak kullanılan taşlardan.

Fakat alarm zilleri çalıyor mu, hayır...

Şayet duyduysa, bir tek muskaları yaptıranın iç dünyasında yankılanmıştır.

Belki çekemediği bir ailenin saadetini dağıtmak ya da rakibinin işlerini bozmak veya hasmının hayatını alt üst ederek intikam almak, belki yüz vermeyen sevdiğini kendine bağlamak, belki boşanmak isteyen eşini eve döndürmek için bu yola başvurdu...

Belki de tersi; yani kötü giden evliliği, işleri ve ruh halinin kendisine büyü yapılmasından kaynaklandığına inandırıldı. Ve hayatını düzeltip bir yola koymak, üstündeki mutsuzluk ve karamsarlık bulutlarını dağıtmak için muskacıya bel bağladı...

Tarlasını vuran kuraklığı, kalbine ihanet eden kahpe feleği ve yaver gitmeyen kötü talihini yenmesine yardım edecek bir umuttu işte. Medet umduğu son çare de kıyıya vurdu diye dövünüyor, kara bahtına ağlıyordur belki de...

Elbe nehrindeki açlık taşlarının ortaya çıktığını görünce ağlayanlar varsa, bizim baraj gölünden çıkan muskaları görünce de ağlayacak birileri vardır yani muhakkak.

Ama asıl ağlaması gerekenler ne yapıyor?

Bir FETÖ’nün gidip yerine yenisinin gelmemesi için hurafecilere savaş açan Diyanet ne diyor buna?

Dini kandırmacalarla mücadeleyi kazanmaya ne kadar yaklaştığımızı gören siyasetçi sınıfımız da ilahiyat camiasıyla birlikte ağlıyor mudur?