Bu hafta, Bahaeddin Özkişi’den ve onun Sokakta adlı romanından bahsedecektim; ama dolar yükselip kıl veya konuşulabilir Türkler coşunca ve bazı hükûmet yetkilileri de müzakere için Amerika’ya gidince, İsmet Özel’in yazılarına konu ettiği “kıl Türk”, “kalın Türk”, “konuşulabilir Türk” ve “konuşulamaz Türk” tabirleri aklıma geldi. Politikadan hazzetmesem de, sanat ve edebiyat dairesinden çıkmamak kaydıyla, bu günlerde, Özel’in altını çizdiği söz konusu kavramları hatırlatmak istedim!.. Bahaeddin Özkişi, haftaya inşallah.

Önceki yazılarımda bahsetmiştim, ama bir daha hatırlatayım; Özel, “kısa süreli çıkarları adına millî varlığın erozyona uğramasına göz yuman[lara]” ve “servet uğruna rahatlıkla kimliklerini, kişiliklerini çöpe atabilen[lere]” kıl Türkler der (Toparlanın Gitmiyoruz I, s. 392). Dolar yükseldikçe sevinçle ayağa fırlayanlar var ya, işte onlar, tam da şairin tanımladığı kıl Türklerdir!..

***

Bir de “konuşulabilir” ve “konuşulamaz Türk”ler var!.. Aslında bu tabirler, ilk defa Batılılar tarafından Şark Meselesi’nde kullanılmıştır. Özel’e göre, ülkemizde bugün konuşulabilir ve konuşulamaz olmak üzere iki tip Türk var. “Batı’ya problem çıkarmamaya yeminli olan[lar]”, konuşulabilir Türk’tür. Bunlar, iktidarlarını sürdürmek veya servetlerini korumak için devletlerinin egemenlik haklarından vazgeçmeyi dahi kabul edebilen kıl Türklerdir. Ne yazık, bugün kıl Türklüğü muhalefet etmek sananlar var!.. Oysa her türlü iktidara karşı asıl muhalefet, kalın Türk ya da konuşulamaz Türk olmakla başlar!.. Çünkü konuşulamaz Türkler, tüm dayatmalara karşı -bugünkü operasyon ve yaptırımlara karşı da- ülkelerinin egemenlik haklarından asla ödün vermeyen, boyun eğmeyen; dolayısıyla “asgari milliyetçi bir tavrı” benimseyenlerdir (Toparlanın Gitmiyoruz I, s. 224). Osmanlı döneminin devlet adamları ve politikacıları -Batıcılar da dahil- tek gayeleri devleti ve devlet topraklarını kaybetmemek olduğu için konuşulamaz Türk/ kalın Türk olma vasfını korudular. Ancak sonra gelenler, zamanla konuşulabilir veya kıl Türk’e dönüştürüldü. Çünkü Batılılar, masada hep kendilerine tâbi konuşulabilir Türk olsun istiyordu. Son kertede bugün yapılan ekonomik operasyon da, Türkiye’yi konuşulabilir kılmak, Türklere boyun eğdirmek; dolayısıyla kıl ya da ince Türk’e irca etmektir!.. Şurası artık âşikâr ki, Batı ve ABD konuşulamaz Türk’ten asla hazzetmiyor! Nitekim Özel’den öğrendiğimize göre, Avrupalı diplomatlar, Fatin Rüştü Zorlu’dan hiç hoşlanmazlarmış; çünkü Zorlu konuşulamaz bir Türk imiş. Bugün dolarla terbiye edilmek istenen Türkiye de aynı tavırla karşı karşıya. O hâlde Türkiye’yi egemenlik haklarından yoksun kılmak isteyen her türlü güce karşı takınılacak asıl muhalif tavır, İsmet Özel’in de dediği gibi; “En azından ilk aşamada konuşulamaz Türk’e geri dönmek”tir (s. 223). Çünkü bu, bağımsız kalmanın en tabii ve vazgeçilmez şartıdır.

***

Sonuçta; “Onların lütfuyla konuşan olmaktan çıkıp; kendi iradesiyle konuşan olmak gerek” (s. 228) diyor İsmet Özel. Aslında bu, sadece uluslararası ilişkilerde değil, sanat ve edebiyatta da böyledir. Başkasının lütfuyla değil, kendi iradesiyle ve kendi olarak konuşmak; yani sanat ve edebiyatta da kalın Türk olmak gerek! Bedeli yok mu? Var elbet: ‘Büyük yalnızlık’! Ama tüm büyük sanatkârların yazgısı da bu değil mi? Bedelsiz ‘ben’ olunabilir mi? Kalın Türk olmak, güce tâbi olan ‘köle ben’i öldürmektir bence. Ama ne yazık, Türk edebiyatı da hâlâ kıl ve konuşulabilir kalemlerin istilasından kurtulamadı!..

Kimlere mi diyorum? İktidar muhalifi veya yanlısı tüm kıl Türklere tabii ki!..