Cumhuriyet tarihi boyunca 77 Milli Eğitim Bakanı görev almış. Prof. Dr. Ziya Selçuk Bey 78. bakan olarak göreve atandı. Bir bakana Cumhuriyet tarihi boyunca ortalama 14,5 ay görev süresi düşüyor. En uzun süre görev yapan iki bakan var. Biri Hasan Ali Yücel 8 yıl (1938- 1946) diğeri ise Hüseyin Çelik 6 yıl (2003-2009) milli eğitimi yönetmişler.

Ziraat fakültesinden mezun olandan, Harp akademisine kadar ( Hasan Sağlam 12 Eylül 198O- 13 Aralık 1983) birçok farklı meslek gruplarından görev yapan bakanlar var. Ancak Milli Eğitim Bakanlarının ekseriyeti hukuk fakültesi mezunlarından oluşuyor. Eğitim kökenli bakanların sayısı iki elin on parmağını geçmeyecek kadar az.

Evrensel bir yargı var: Kişilerin kurumdaki görev süreleri ile eğitim durumları bir kurumun kurumsal istikrarı arasında doğru orantı vardır. Milli Eğitim Bakanlarının görev süreleri ve eğitim ile ne kadar ilgili olduklarına baktığımızda eğitimde neden taşların yerine oturmadığına dair zihnimizde bir fotoğraf canlanmış oluyor.

Cumhuriyet tarihinden itibaren sık sık bakan değiştirmelerinin nedenleri saymakla bitmez. Nedenlerin Cumhuriyet tarihini de aşan geçmişi var. Medreselerin kendilerini yenileyememesi, zamanla yeniliğe karşı olmaları, ezberci bilgilerin medreselerde dogmatizme dönüşmesi... Medreselerin insan yetiştirmesinden umudunun kesilmesi ile Batı’ya yönelme. İçimize kaçan Batılaşma sevdasına kavuşmak adına açılan Batı tarzı mekteplerin de milli değerlerden kopuk bir müfredatla teorik insan yetiştirmesi.

Cumhuriyet Türkiye’si eğitim sorunlarının ve çözümsüzlüklerin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Çağdaş muassır medeniyetler seviyesine ulaşıp demir ağlarla ülkenin dört bir yanını ören gençler yetiştirmek adına çoşkun bir nutuk ile yola çıktı. Yeni kurulan cumhuriyet Türkiye’sinde Teori ile pratik arasında uyum bir türlü sağlanamadı. Cumhuriyet okullarında tek tip seri üretim yapan fabrikalar gibi gençler eğitim tornalarından geçirildi. Resmî ideolojinin kurbanı olan nesiller yetiştirildi. Ufukları okul bahçesi ile müfredat bilgilerine hapsedildi gençlerin. 28 Şubat döneminin cumhurbaşkanı “Amacımız tek tip insan yetiştirmek” diyerek eğitimin farklılıklarına neşteri bir kez daha vurdu.

Dönüp 95 yıllık Cumhuriyet tarihimize baktığımızda da tablo ortada: 77 bakanın görev aldığı ve sorunlar yumağına dönüşen milli eğitimimiz.

Türkiye’de eğitimin sorun haline gelmesinin en önemli nedenlerinden biri de resmî ideoloji ile siyasi iktidarlardır. Her seçim sonrası hükümetler iktidar koltuğuna oturur oturmaz resmi ideoloji ile güç birliği içine girerek krallıklarını ilk önce eğitim üzerinde kurmaya çalıştılar. Eğitim kadrolarını sil baştan iktidarlarına yakın kadrolarla doldurmaya uğraştılar. Atmalarda liyakat ve eğitimden anlayan insanların atanması öncelik olmaktan çıkarıldı. Siyasi iktidarlar kendilerine dogmatik bir teslimiyet ile bağlılıklarını dile getiren kişileri atadılar. Eğitim adına masa başında eğitimin ruhuyla bağdaşmayan ideolojik kararlar alındı ve bu kararlara bağlı atılan yanlış adımlar. Yanlış hesap Bağdat’tan döner misali iktidarlar değiştikçe yanlış hesaplardan başa dönüldü.

16 yıldır ülkeyi yöneten AK Parti döneminde 5 milli eğitim bakanından sonra partiden olmayan yeni bir isim Milli Eğitim Bakanlığına atandı: Prof. Dr. Ziya Selçuk Bey. Eğitimin içinden gelen, eğitim atölyesine alın teri döken biri. Muhafazakar, korumacı eğitim tutumundan uzak olduğu kadar eğitimdeki her sorunumuzun çözümünü Batı’da aramaya hayran biri de değil.Tabu haline getirilen Finlandiya eğitim modelini de eleştiren eğitim bilgisine ve güvenine sahip bir isim Ziya Selçuk Bey.

Türkiye insanı olarak tarih kitaplarımızda kahraman yaratma yatkın bir milletiz. Ziya Selçuk’tan da olağanüstü bir eğitim kahramanı yaratıp ondan eğitim sorunlarımızın tamamını çözmesini bekleme yanlışlığına düşmemeliyiz. Eğitimin içinden gelen eğitim bilgisinin teori ve pratiğinde tepe noktada olan Ziya Selçuk’un eğitim sorunlarımıza çözüm bulmada ideal bir insan olduğu muhakkak.

Ziya Selçuk Bey’in devraldığı tablo:

Tükenmişlik hissi yaşayan, kendini yenilmeye en çok direnen, mevcut bilgilerinin üstüne bir şey ekleme gereği duymayan bir milyon öğretmenin olduğu bir kurum MEB.

Sosyal medya, internet, bilgisayar oyunları, tv ve dizilerin etkisine kendilerini kaptırmış olan 18 milyon öğrencinin olduğu bir kurum MEB.

Yıllardır MEB’de köşe başını tutan, her bakan döneminde yerini muhafaza eden, aynı kanun kuralların hamallığını yaparak yapılan yeniliklere dudak büken, karşı çıkan ketum bir bürokratik yapı MEB.

Ziya Selçuk Bey’in bu tabloda tek başına ne kadar başarılı olacağını kervan yola dizilince göreceğiz.

Yeni Milli Eğitim Bakanımıza görevinde başarılar temenni ederim.