Geçmişten gelen bir alışkanlık; üniversiteden mezun olan ve öğretmen diplomasına sahip her kişinin devlete öğretmen veya memur olarak atanma beklentisi içine girmesi. Türkiye, üniversiteden mezun olan her öğrencinin memur olacağı garantisinin olduğu bir ülke olmaktan uzaklaştı. Eskiden üniversiteden mezun olanların parmakla gösterildiği ülke değiliz. Türkiye, niteliği tartışılsa da her ilde hatta bazı ilçelerde dahi üniversitelerin açıldığı üniversite okumayanların ilerde azınlıkta kalacağı bir ülke olmaya doğru gidiyor. Bundan sonra öğretmen veya devlet memuru olma beklentisi içinde olan üniversite mezunlarının Türkiye’nin bu özelliğini görmeleri gerekir.

Temmuz’da atanan 20 bin sözleşmeli öğretmen .

24 Temmuz’da sözleşmeli olarak atanan 20 bin öğretmen atandıkları yerde 4 yıl sözleşmeli sonrasında da 2 yıl kadrolu olmak üzere toplamda 6 yıl çalışacaklar.

15 Temmuz olayından sonra öğretmen atamaları ince elenip sık dokunan bir atamaya dönüştü. Devlet, teröre bulaşmamış doğru insanları öğretmen olarak atamak için bürokratik incelemeri detaylandırdı. Öğretmen atama İşlemlerini ayrıntılar ile ağırlaştırdı. Az zamanda atanan öğretmen atamaları geniş zamana yayıldı. 2016’da KPSS’ye girip kazanan öğretmen atamaları bir yıl sonra 2017’de yapıldı. 2017’de KPSS’ye girip kazanan öğretmenlerin ataması daTemmuz 2018’de yapıldı. Türkiye’de insan elinin insan duygusunun dokunduğu her sınavda, her mülakatta taraf tutmacılık yaşanıyor. KPSS’den sonra yapılan mülakatlarda KPSS puanından düşük puan alıp atanamayanlar oldu. Daha sonraki mülakatlarda bu nevi yanlışlıkların yaşanmaması için daha dikkat edilse de mülakatta hakkaniyetin gözetilmediği kanaati hakim ve bu inanç devam ediyor bazı kesimler tarafından.

Atama yapıldıktan sonra güvenlik soruşturması süreci başlıyor. Bu süreç eylülde göreve başlaması gereken öğretmenler için aylarca devam edebiliyor. Oysa teknolojinin geliştiği insanın teknoloji ile kontrol ve takip edildiği günümüz Türkiye’sinde güvenliğin kısasürede sonuçlanması gerekirken aylarca sürüyor. Sütten ağzı yanan devletin yoğurdu üfleyerek yediği bir atama yavaşlığı. Göreve başlama süreci uzadıkça uzayabiliyor. Hatta mülakatta da başarılı olan bazı kişilerin atamaları iptal edilebiliyor.

Sözleşmeli & Kadrolu öğretmen farkı

Kadrolu öğretmenler; sözleşmeli öğretmenlere göre birinci sınıf bir konuma sahip. Sözleşmeli öğretmenler; kadrolu öğretmenler ile aynı okulda, aynı sınıfta, aynı öğrencilere ders verirken kadrolu öğretmenlerin sahip olduğu birçok yasal haktan mahrumlar.

Bunların başında ücret geliyor. Sözleşmeli öğretmenlerin hem aylık maaşları hem de ek ders ücretleri kadrolu öğretmenlerden düşük. Sözleşmeli öğretmenlerin; eş, çocuk, doğum yardımı alma hakları yok. Kadrolu öğretmenlere hizmetlerine göre her yıl puan verilip dereceleri arttırılırken sözleşmeli öğretmenlere hizmet içi puan verilmiyor. Performansa göre bir değerlendirme ve taltif etme durumları yok. Kadrolu öğretmenlerin idareci ve müfettişliklik haklarına karşılık sözleşmeli öğretmenlerin öğretmenlik dışında bu nevi görev alma hakları da yok. Kadrolu öğretmenlerin her yıl sözleşme yenileme zorunluluğu var. Sözleşmeli öğretmen, bir yıl sonra devletin kendisiyle sözleşme imzalayıp imzalamama belirsizliği yaşarken 657’ye tabi olan kadrolu öğretmenin garantilenmiş ömür boyu öğretmen kalma hakkı var. Kadrolu öğretmenlerin İki yılda bir atanma haklarına karşılık, sözleşmeli öğretmenlerin 6 yıl atandıkları yerde zorunlu görev yapma hakları var.

Ücretli öğretmen

Birde aynı okul, sınıf ve öğrencilere ders veren ve sadece girdikleri dersin ücretini alan ücretli öğretmenler var. Onlar sözleşmeli öğretmenlerin sahip oldukları haklara da sahip değiller. Sadece o an girdikleri dersin ücretini alıyorlar.

Üç farklı statüye sahip öğretmenlerin girdiği derslikler. Eğitimin öznesi öğretmendir. Öğretmenin kalite, yaşam koşulları, motivasyonusağlandıkça eğitimin kalitesi de artar. Farklı statülere sahip öğretmenlerden aynı eğitim performansını beklemek ne kadar doğru. Buna rağmen kadrolu öğretmenlerdeki garantilenmiş öğretmenlik hakkı onların başarısını yeni öğretmenliğe başlayan öğretmenlerden yüksek olduğu söylenemez.

MEB, hakkaniyet ölçüsünde öğretmenlerin statülerini yeniden değerlendirmeli. Aynı görevi ifa etmelerine rağmen farklı statülere sahip öğretmenler arasında adaletin terazisini denkleştirmeli. Ülkemizin, eğitim kalitesini yükseltmenin bir adımı da öğretmenlerin yasal hakları ve motivasyonları yüksek tutularak atılmalı.

Liyakat, hakkaniyet ve adalet eğitimin kalitesini arttırmada olmazsa olmazıdır.