Birkaç hafta gezdiğim gördüğüm yerleri yazacağım nasipse. İlk durağımız Bulgaristan. Kapı komşumuz ve burnumuzun dibinde olmasına rağmen en az tanıdığımız bölgelerden birinin Bulgaristan olduğunu düşünüyorum.

***

O topraklar tartışılmaz bir öneme sahip biz Türkler için. Bulgaristan Cumhuriyeti bir Avrupa Birliği ülkesi olarak tarihte yerini almış olsa da Rusya Federasyonu bugün o bölgede dini, etnik ve kültürel bakımdan geçmişten gelen etkinliğini sürdürmekte. Türkiye’nin bu gerçeğin farkına varması ve kendi tarihsel misyonunu hatırlaması kaçınılmaz. Dolayısıyla Balkanlar’a ve özelde Bulgaristan Türklerine/Müslümanlarına yönelik sosyal ve kültürel projelerin geliştirilmesi, bu alanda faaliyet gösteren kuruluşların teşvik edilmesi hayati bir önem taşıyor.

Şu isimlere bir bakar mısınız? İslam alimi Süleyman Hilmi Tunahan… Bir edebiyat abidesi Âmâk-ı Hayal’in yazarı Filibeli Ahmet Hilmi… Hukuk şaheseri Mecelle’nin mimarı Ahmet Cevdet Paşa… Hepsi Evlâd-ı Fâtihân’dan.

Ve Osmanlı-Rus Harbi’nde Plevne destanı o topraklarda yaşandı.

Daha da önemlisi Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından sınırlarımız dışında kalan en yoğun Türk nüfusu da bugün Bulgaristan’da yaşıyor.

Ve dünyanın hüznünü taşıyan göç hikayeleri var o topraklardan Türkiye’ye…

Bulgaristan’ı keşfetmek demek bir anlamda Balkanları anlamak demek.

Evlâd-ı Fâtihân diyarının tarihine ve kültürüne bakmadan önce şu hususu belirtmek isterim. “Türk” kavramı yüzyıllar boyunca Avrupa kıtasında “Müslüman” yerine kullanıldı. Bugün Balkanlar’da yaşayan ve etnik anlamda Türk olmayan halklara da Müslüman anlamında Türk deniliyor. Dolayısıyla Bulgaristan üzerine yaptığımız gözlem ve değerlendirmeleri okurken bu hususu özellikle dikkate almanızı isterim. Bulgaristan’da ve Balkanlar’ın tamamında Türk’ün Müslüman’la aynı anlamda kullanıldığının bilinmesi Bulgaristan’ı daha sağlıklı değerlendirmemize yol açacak çünkü.

***

1353 yılında Osmanlıların Gelibolu’ya geçmesiyle beraber Türkler Balkanlar’a yerleşmeye başladı. Osmanlı İmparatorluğu Bulgaristan’da 500 yıla yakın bir süre hüküm sürdü ve bölgeyi huzur içinde yönetti. Bu dönemde Türkler ve gayrimüslim azınlık kendi kültürlerini, dinlerini serbestçe yaşadı ve dillerini konuşabildi.

Bulgaristan, Osmanlı İmparatorluğu’nun elinden çıkmasından sonra aynı özgürlüğü Türklere/Müslümanlara göstermedi. “93 Harbi” (Rumi 1293) olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşı (1877-1878) ile Bulgaristan Türklerinin/Müslümanlarının karanlık günleri de başlamış oldu. Her on-on beş yılda bir de göçe zorlandı oradaki kardeşlerimiz ve onlara tam bir asimilasyon uygulandı. Bulgarlar, bu asimilasyon politikasını uluslararası kamuoyunun tepkisizliğinden de cesaret bularak tüm Bulgaristan’ı kapsayacak şekilde genişletti. 1985 yılına gelindiğinde ise Türklere/Müslümanlara uygulanan isim değiştirme, baskı, zulüm ve katliamlar doruk noktasına çıktı.

Bulgaristan Türklerinin/Müslümanlarının nefes alıp vermeye başlamaları Komünizm döneminin bitmesinden sonra başladı. Türkler/Müslümanlar birazcık da olsa 1990’dan itibaren isimlerini geri alma, konuşma ve ibadetlerini serbestçe yapma özgürlüğüne kavuştu.

***

Bugün sekiz milyon nüfuslu Bulgaristan’ın etnik yapısını -çok genel olarak- Türkler, Bulgarlar, Pomaklar, Romanlar, Makedonlar, Aşkenazlar, Çerkezler, Ruslar, Ermeniler, Ulahlar, Yunanlar, Ukraynalılar, Rumenler ve Gagavuzlar oluşturuyor.

Ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 20-25 gibi önemli bir kısmı Türk/Müslüman. Bulgaristan Müslümanları etnik köken olarak Türk, Pomak ve Romanlardan oluşuyor. Bunların yanı sıra Makedon asıllı Müslümanlar da var. Bir buçuk milyonun üstünde bir nüfusa sahip olan Müslümanların büyük çoğunluğunu ise Türkler oluşturuyor. Türkler başta Kırcaali, Filibe, Razgrad, Şumnu, Eski Cuma, Silistre, Dobriç, Burgaz ve Rusçuk şehirlerinde.

Müslümanların çoğu Türkçe konuşuyor, Türk ve Müslüman ismi kullanıyorlar. Pomaklar ve Romanlar da daha çok kendilerini Türk diye tanımlıyorlar.

Haftaya “hayalin derinlikleri”ne yolculuk, nasipse.