Ankara… Ankara… Türkiye’nin başka bir şehrinde bu kadar yeraltı camisi var mıdır bilmiyorum. “Cami değil mi kardeşim, kılacağın iki rekat namaz, yeryüzü bizim mescidimiz değil mi zaten?” deyip geçmeyin. İnsan şaşırıyor, gülüyor, biraz da korkuyor. Tüm bunların hepsi nasıl mı oluyor? Anlatmaya çalışayım.

***

Ankara’nın orta yerinde, Kızılay’da, Yüksel Caddesi’nden metroya girerken solda bir cami var mesela. Biz Ankaralılar yüksel camisi diyoruz. Fakat görmek için dikkatli bakmak gerekiyor. Bu camiye ilk gidişimde yerin altına doğru inen merdivenlerden ürpermedim desem yalan olur. Yanlarda yer alan demir kolanlardan tutunarak ilerliyorsunuz, ışıklar gitmiş, siz ilerlemeye devam ediyorsunuz. Nihayet buldunuz camiyi. Girişteki bu olumsuzluklara rağmen caminin dizaynı çok kullanışlı. ‘S’ şeklindeki camide namaz kılarken kimse kimsenin önünden geçmiyor. Kenarlardan geçiş yeri yapılmış. Ayrıca vestiyeri ücretsiz. Girişte para kumbarası var. ‘Bir dahaki sefere nasıl olsa para bırakırım’ deyip çıkıyorum işin içinden ama vestiyerdeki amcam oldukça müdahaleci, abdest alırken yüksek sesle konuşan insanlara dahi müdahale etmeyi bir görev biliyor. Çıkışında kocaman bir beyaz tahta dikkati çekiyor. Buraya yazılan ‘yükte hafif pahada ağır sözler’i okuyup tebessüm ediyorsunuz, tam olarak ne demek istediğini anlamadan. “Gençler bu hadisi ezberleyebilirsiniz” yazmış imam efendi.

Bir de mesela alt katları ‘çağdaş’, ‘beğendik’ gibi mağazalarla süslü camiler var ki demeyin gitsin. Turgut Özal’lı yılların hatırası olsa gerek. Hem Müslüman, hem modern. “Hazır alışverişe gelmişken hemen üstte şu namazı da aradan çıkarayım bari” diyorsunuz.

Şimdi Kızılay deyip geçmeyin, dünyanın ortası orası, Ankara’nın ortası. Yolunuz bir şekilde oraya düşüyor ve siz Cuma namazı kılacaksınız. Ama nasıl? Öyle kolay değil Kızılay’da Cuma kılmak. Burada bulunun bütün sokaklar cuma vaktinde, caddelere taşan cemaatle dolar. Öbür yandan ilginçtir, zaten sinek avlayan esnaf bu işten çok memnun gözükür ve cami cemaatine “her zaman bekleriz, her zaman buyurun” der. Bir de namaz öncesi caddeden geçen insanlar açısından bir zorluk var ki cemaat muzdarip, vatandaş muzdarip.

***

Her gün binlerce insanın geçtiği, on binlerce kişinin çalıştığı Kızılay’da -Kocatepe dışında- cami yok. İbadet ihtiyacı, bir takım binaların alt katında ve başka bir iş için kullanıma uygun olmayan mekânlar değerlendirilerek oluşturulmuş mescitlerle karşılanıyor.

Yıllar önce Kızılay ve çevresi Yenişehir adıyla inşa edilirken cami için yer ayrılmamış, insanlar da ihtiyaçlarını yeraltı mescitleri icat ederek karşılama yolunu tutmuşlar. Dediğimiz gibi sıkış tepiş bu mescitler cuma günleri cemaati almıyor, insanlar da sokaklara taşıyor. Hoş, “bu ülke Müslüman bir ülke, bu görüntüler de normal, hatta daha da güzel” diye de düşünülebilir, ben öyle düşünmem.

Sadece Kızılay’a, Meşrutiyet Caddesi’ne, Kocabeyoğlu Pasajı’na değil şehrin büyük ilçelerinden birine, Keçiören’in herhangi bir mahallesine gitseniz dahi orada da karşınıza bir, on, üç yüz adet apartman altı mescit çıkacak. Yani Ankara’nın hemen her sokağında, mahalle aralarında yeraltı mescitleri, apartman camileri var.

***

Toparlarsak, artık başkentin tepe bir yerinde ‘bir Kocatepe Camisi’ var. Kocatepe Serdengeçti’nin mücadelesi içinde oluştu. Paye onun. Şimdilerde başkent, Cumhuriyet’in kuruluş yılları ve İnönü günlerindeki gibi mabetsiz değil, ama minaresiz kent olma hüviyetini muhafaza ediyor. Apartman ve yeraltlarından geliyor ezan sesleri. Geniş bir gökyüzünde soluk almıyor Ankaralılar. Yahya Kemal de “Ezansız Semtler” yazısını sanki Ankara için yazmış. Milli mücadele günlerinde yazılan o muhteşem metin şimdi başkente çok uyuyor.