Sandıkların kurulmasına sayılı saatler kaldı. Öyle görünüyor ki, anket şirketleri bu seçimlerde de büyük bir yanılgı yaşayacaklar. Çünkü, devletle ihale, iş, memuriyet gibi bağlantıları olmayanlar dahi gerçekte ne düşündüklerini söylemeye çekiniyorlar. Herkesin bir gerçek görüşü var bir de resmi görüşü. Hüzün verici bir tablo ancak durum böyle. AK Parti ve MHP dışındaki bir partiye oy verecek olan seçmen göğsünü gere gere oy vereceği partinin adını zikretmiyor. Tehlikesiz olanı, kendisini koruyacağını düşündüğü iki parti isminden birisini veriyor. AK Parti ve MHP dışındaki partilerin mitinglerine gitmekten imtina edenler var. Oy kabininde dahi kayda alındığını düşünenlerin ve buna inananların olması vahim bir durum. Bu toplum bu hale gelmemeliydi elbette.

Buna rağmen bir buçuk aylık seçim sürecinde dinlediklerimden, kulak misafiri olduğum konuşmalardan 8 maddelik bir toplum analizi ortaya çıkardım.

1- Öyle görünüyor ki, CHP’nin “umutsuz” seçmen kitlesi yerlerini AK Parti’nin “kırgın” seçmen kitlesine devrediyor.

Yani...

CHP 2011 seçimleri sonrasında sandığa küstürdüğü, isimleri ‘tatilciye’, ‘boykotçuya’, ‘umutsuza’ çıkan ne kadar seçmeni varsa bu kez sandığa götürürken, AK Parti seçmen kitlesinin bir kesimini Saadet Partisi’ne kaptırırken, bir kesimini ise sandığa götüremeyecek görünüyor.

AK Parti tabanındaki bu kesim sandığa hiç gitmeyecek, çünkü AK Parti’nin bugün verdiği aile fotoğrafından, kullandığı dilden, dahası bugün AK Parti’nin “adalet”, “hukuk” ve “özgürlükler” gibi alanlarda yaşanan ciddi sorunların sorumlusu haline gelmesinden rahatsız olduğu için bu partiye oy vermeyecek ama eli başka partiye de oy vermeye gitmeyecek.

2- AK Parti tabanı bizatihi Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nden ziyade 16 Nisan’da referandumda vefa oyu kullandı. Taban, Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ‘kuvvetler ayrılığı’, ‘yargı bağımsızlığı’, ‘denge denetim’ gibi ciddi hukuki sorunlar olduğunu ancak bu sorunların uyum yasalarıyla birlikte düzeltileceğine inandı. Fakat, referandum sonrasında fiili olarak işleyen Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin hukuk devleti ilkesine zarar verdiğini gördü. AK Parti tabanındaki sandığa gidecek bir kısım seçmen ise, siyasi mühendislik yaparak, AK Parti ve MHP’nin sistemde eksik bıraktığı dengeyi şimdi “Meclis’te AK Parti’ye oy vermeyeceğim, ama Cumhurbaşkanlığı’nda Erdoğan’a vereceğim” diyerek kurmaya çalışıyor.

3- Muharrem İnce miting meydanlarında gösterdiği performans ile ilk defa CHP kitlesinin sınırlarını aşıp, toplumun başka kesimlerine de ulaşmış gibi duruyor. İnce’nin miting meydanlarına çıkması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk defa bir rakip aday karşısında zorlandığı fotoğrafını çıkardı. Yani seçim meydanlarında ilk defa CHP, AK Parti için ‘ezip geçeceği’ kolay bir lokma gibi durmuyor. Toplum, ilk defa polemiklerin, salvoların altında kalmayan, savunmada durmayan bir CHP gördü. Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üst perdeden yaptığı bir had bildirme kipi ile “Bana bak Muharrem” çağrısına İnce’nin verdiği “Eee baktım ne olacak?” cevabı en sıkı AK Partililerin bile yüzünü gülümsetiyor. Muharrem İnce ile birlikte hani şu özlemini duyduğumuz, yüzümüzü gülümseten, siyasete sevimlilik de katan “Erbakan- Demirel” atışmaları vardı ya, işte o günlere dönmüş gibiyiz.

Tamam... İyi güzel... Fakat... Muharrem İnce’nin hazır cevap olması, Erdoğan’ı zorluyor gibi durması, adeta miting meydanlarında siyasi stand up yapması sandığa oy olarak yansır mı?

İnce, polemikçi yönünü ağırbaşlı devlet adamı profiliyle destekleyemedi. İnce siyasetten öte devlet yönetmeye talip. CHP lideri olsa bu polemikler yeterli bulunabilirdi ama Cumhurbaşkanı adayı olarak etkili eleştiri kadar alternatif yönetim modeli de sunmalıydı.

İnce’nin dindar kesimin kaygılarını gidermeye yönelik mesajları iyi bulunsa da yeterli bulunmuyor. İnce henüz dindar kesimin “CHP gelirse” diye başlayan kaygılarını tam anlamıyla giderebilmiş değil.

Mesela, nasıl bir yönetim mekanizması kuracak? Ne olacak?

Tamam, yapacağım diyor, sorunları çözeceğim diyor, ama nasıl çözecek?

4- Bu seçimlerin en büyük sürprizini HDP yapabilir. HDP, AK Parti ve MHP’nin getirdiği “ittifak sisteminde” kendisine yer bulamadı. Öyle görünüyor ki, AK Parti ve MHP bu sistem ile HDP’yi devre dışı bırakacaklarını ve ittifak içerisine giremeyen HDP’nin baraj altı kalacağını ve böylece HDP’nin alacağı en az 60-70 milletvekiline kolaydan sahip olacakları hesabı yaptılar. Ama siyasi partilerin siyaset yapmak yerine siyasal mühendisliğe yeltenmeleri, bilinçli siyasal seçmeni de adeta bir siyasal mühendise dönüştürdü. Ve ortaya “stratejik oy kullanma” diye bir şey çıktı. Ve HDP’yi tek başına aktöre dönüştürdü. Bu seçimde, HDP doğal seçim performansının çok ötesinde bir destek bulabilirse kimse şaşırmasın.

5- Saadet Partisi ilk kez baraj tehlikesi ile karşı karşıya değil. 2011 yılından bu yana AK Parti’den rahatsızlık duyan fakat Saadet Partisi’nin baraj sorunu nedeniyle de verdiği oyların boşa gideceğini düşünen dindar kesim bu kez alternatifsiz değil. Ayrıca Saadet Partisi’nin bu seçimlerde artıracağı oy oranı “adalet”, “hukuk”, “ötekileştirme” konularında ve dinin siyasete bu kadar hoyratça alet edilmesinden rahatsızlık duyan kesimi ortaya koyması hasebiyle de önem arz ediyor.

6- Saadet Partisi’nin CHP ile yaptığı ittifakın, her ne kadar dindar kesimde rahatsızlık yarattığına yönelik sistematik operasyonel haberler ile algı oluşturulmaya çalışılsa da, AK Parti’nin baraj sorununu çözmediği gibi, MHP ile getirdikleri “ittifak sisteminin” başka bir şeye olanak vermediğinin de farkındalar. Ayrıca toplum artık gerilim, korku siyasetinden yorulmuş bıkmış durumda. Toplumda CHP-Saadet Partisi ittifakının toplumsal uzlaşmaya katkı sağlayacağına dair bir inanç var.

7- İYİ Parti çok güçlü bir rüzgarla çıktı. Ancak bu seçim sürecinin ortaya koyduğu tablo, İYİ Parti’nin süreci milletvekili adayları üzerinden yürütmesi. Yani yerelde yürüyen bir parti görüntüsü var. Seçim meydanlarında Genel Merkez’in etkisi pek yok gibi. Adayların bulundukları yerlerdeki gücü parti genel merkezin gücünü aşmış gibi. Bir de buna Akşener’in pırıltısını, arkasındaki rüzgarı Muharrem İnce’ye kaptırması var elbette.

8- 24 Haziran seçimlerinin ortaya koyacağı önemli gerçek ise şu. 24 Haziran gecesi sandık sonuçlarının ortaya koyduğu tablo, toplumda yeni bir siyasi rüzgara ihtiyacın var olup olmadığını söyleyecek.