Son zamanlardaki siyaset ve ekonomi ağırlıklı gündeminin tek iyi tarafı varsa o da biz gazetecilere yönelik yazı ve haber bolluğudur.

Tabii ülkemizdeki çoğu ‘gazeteci’ her konuda bilgi sahibi olarak yorum yapar.

Ama çok azı özel haber peşinde koşar, yeni ve farklı argümanlar kullanır.

Genellikle ikinciyi tercih etmeye çalışan biri olarak, Donald Trump’un dış politika danışmanı ve geçmişte Pentagon sözcülüğü yapmış olan J.D. Gordon ile röportaj yapmak isteğimi ona ilettim.

İlk önce röportaj teklifini net bir şekilde geri çeviren J.D. Gordon’a en nihayetinde birkaç soru sorabildim.

***

J.D. Gordon geçmişte ABD donanmasında da görev yapmış eski bir Pentagon sözcüsü. Mike Huckabee, Herman Cain, Sarah Palin gibi önemli figürlere danışmanlık yaptıktan sonra Donald Trump’ın dış politika danışmanlığını yapmaya başlayan bir isim.

Trump’ın Rusya ile ilişkilerinde başrolde olduğu iddia ediliyor ve bu konuda yargılanma süreci de devam ediyor.

Sorularım basitti.

İlk olarak ABD’nin Türkiye’ye karşı ekonomik yaptırımlarını sordum.

J.D. Gordon, yaptırımların kesinlikle Rahip Brunson’dan kaynaklandığını, ABD’de yaklaşık 90 milyon evanjelik hristiyanın yaşadığını ve konunun hassas bir önem taşıdığını belirtti.

Aynı zamanda yaptırımları ekonomik savaş olarak değerlendirmediğini, ABD’nin çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini söyledi ve ekledi:

“Ülkeler arasındaki ilişkiler genellikle karmaşık bir yapıdadır. Yani günün sonunda, bir ülke başka ülkelere nasıl davranıyorsa, kendi ülkesine de öyle davranılmasını bekler”

Soru sorduğum isim bir Donald Trump’ın danışmanıydı ve açıkçası bu cevaplara çok şaşırmadım.

Kendisine bana göre ABD yaptırımlarının asıl nedeni olan Türkiye’nin son dönemde Rusya ve İran ile yakınlaşmasını sordum.

Türkiye’nin yıllardır güçlü ve güçsüzlerin olduğu zor bir bölgede yer aldığını belirten J.D. Gordon’a göre, Türkiye’nin NATO ittifakını diğer bütün ilişkilerinin üstünde tutması gerekiyor.

Ben bu cevabı Türkçeye çevirdim ama daha açık bir şekilde çevirmiş olayım; “Türkiye ABD ile ilişkilerini Rusya ve İran’dan üstte tutmalı aksi halde sonuçlarına katlanır.”

Peki, ABD Türkiye’nin askeri olarak güçlenmesinden rahatsızlık duyuyor muydu?

Bu soruya net bir cevap vermeyen J.D. Gordon, NATO üyelerinin GSYİH’lerinin %2’sini savunmaya harcaması gerekmekteyken bunu yalnızca beş ülkenin gerçekleştirdiğini ve Türkiye’nin de bunu gerçekleştirmeyen 24 ülke arasında olduğunu söyledi.

***

Her zaman dile getirilen bir konu var ki o da ABD’nin terör örgütlerini desteklemesi ki aslında ABD hariç herkes tarafından da kabul edilen bir durum.

Bunu sordum, ABD terör örgütlerini, mesela PKK’yı destekliyor mu?

J.D. Gordon bu konuda çok net: “Hayır, desteklemiyor” (Biz de inandık…)

E durun bir dakika. O zaman Fethullah Gülen’in iade edilmesi gerekiyor.

“Bu mümkün. Çünkü çoğu Amerikalı bu tip İslamcı ve sözleşmeli okul ağlarındaki yolsuzluğa karşı çıkıyor ve fazla tolerans göstermiyorlar. Amerikalılar’ın Fethullah Gülen’e karşı bir desteğinin olduğuna hiç inanmıyorum.”

İyi bari. Tam olmasa da bu kez beklediğim bir cevabı almıştım.

Türkiye’nin dış politikasını nasıl değerlendirdiğini ve Suriye meselesini sormadan önce kendisi Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili düşüncelerini aktardı.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle Türkiye'deki milyonlarca Suriyeli mültecinin yarattığı güvenlik sorununun üstesinden gelmek için sarf ettiği inanılmaz derecede çaba ile çok güçlü bir lider.”

Ve devam etti:

“Avrupa, Asya ve Güney Amerika’da 10 yıl yaşayan ve dış politika üzerine çalışmaktan keyif alan biri olarak söyleyebilirim ki Türkiye her zaman güvenlik ilişkilerinde hassas bir dengeye sahip bir ülke ve bu günlerde de bir hayli yoğun ve gergin bir dış politika içerisindesiniz. Umarım Türkiye, ABD, Rusya ve bölgedeki diğer büyük güçler Suriye’yi istikrara kavuşturmak için bir anlaşmaya varır ve milyonlarca mülteci ülkelerine geri döner. Bunu zamanla göreceğiz.”

***

J.D. Gordon her şeye rağmen tanımaktan memnun olduğum bir adam. Biraz da onu merak ettiğimden kişisel birkaç soru aktardım.

Örneğin ülkemize birçok kez gelmiş biri olarak Türkiye’yi seviyor muydu?

“Pentagon sözcüsü olduğum zamanlarda, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Washington DC'deki Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanlığına (SEDM) ev sahipliği yapmıştı. Konferans boyunca Savunma Bakanı Heyeti ile temaslarda bulundum ve çok olumlu bir izlenimle ayrıldım. Hâlâ güçlü bir ABD-Türkiye güvenlik ilişkisinin hayati önemine inanıyorum. 1990'lı yıllarda bir donanma subayı olduğum dönem de dahil olmak üzere, yıllar içinde Türkiye'yi birçok kez ziyaret ettim. Özellikle Antalya ve İstanbul'u ziyaret etmekten büyük keyif alıyorum.”

J.D. Gordon sanırım Trabzon ve Rize’ye gitmemiş. Aksi halde bahsetmemesi imkansızdı.

Son olarak ona kendisi hakkındaki suçlamaları sordum.

Adalet Bakanlığı ve çok sayıda kongre komiteleri tarafından yapılan geniş kapsamlı Trump-Rusya araştırmalarının yasal ve politik olarak hem kendisine hem de Trump’ın dış politika ve ulusal güvenlik çalışanlarına bir hayli zarar verdiğini vurguladı. Kendisine göre bir cadı avı söz konusuydu ve bu devam ediyordu.

J.D. Gordon’a teşekkür ettim ve röportajı tamamladık.

***

Çok keskin, net cevaplar yoktu ama böylesine yoğun ve tezat ABD-Türkiye gündeminde Başkan Donald Trump’ın danışmanına birkaç soru sorabilmek haz almamı sağlamıştı.

E gazeteciyiz ne de olsa…

Şunu da belirtmek istiyorum, sektörden bile çoğu kişi bu hataya düşüyor ama lafım gazetecilik yapma arzusunda olan gençlere.

Şimdi, bu yukarıda görmüş olduğunuz aslında bir ‘röportaj’

Yani söyleşi değil.

Soru-cevap şeklinde alt alta, hiçbir yorum katılmadan yapılan işler ise ‘söyleşi’dir.

Yani röportaj değil.

Ama söyleşi yapıp bunu röportaj diye paylaşan da ‘sıradan yazı yazan insan’dır.

Yani gazeteci değil.