Temmuz ayı sonlarında 4,90 seviyelerinde seyreden dolar/TL kuru, Ağustos ayında 7,20’ye kadar yükseldi. Son işlem fiyatları 6,0 liranın üzerinde.

Kur arttı da sorun mu oldu?

Temmuz ayında mevsim etkilerinden arındırılmış kapasite kullanım oranı yüzde 76,9 oranındaydı. Ağustos ayında aynı oran 0,7 puan artıyor ve yüzde 77,6’ya çıkıyor.

Yani fabrikalarda işler gayet iyi gözüküyor.

2607 işyerine durum soruluyor. Bunlardan 2077’si cevap veriyor ve toplamda işlerin bir önceki aya göre arttığı söyleniyor.

Fabrikalar daha çok çalışıyor ama bu çalışma satışlardan mı, yoksa stoklardan mı geliyor? Henüz bilmiyoruz.

Hatta üretim artışının nedeni yurt içi mi, yoksa yurt dışı talep artışından mı? Onu da bilmiyoruz. Ama bildiğimiz tek gerçek şu: Finansal dalgalanmanın en sert estiği Ağustos ayında fabrikalar bir önceki aya göre daha çok çalışmış.

Daha çok üretim yapmışlar.

Peki, hangi ürünlerde kapasite artmış?

Dayanıksız tüketim sektöründe kapasite kullanım oranı aynı kalıyor (73,30). Ama dayanıklı tüketim sektöründe KKO yüzde 71,4’den 71,6’ya çıkıyor. Tüketim mallarında da KKO aynı kalıyor (73,0).

En büyük artış ara malı üretiminde. İşte burada kapasite kullanım oranı yüzde 78,8’den yüzde 79,7’ye çıkıyor. Tam 0,9 puanlık bir artış var.

Bir de yatırım malı üretiminde kapasite kullanımı artıyor. Burada da 0,3 puanlık bir artışla oran yüzde 78,9’a çıkıyor.

Kısaca geçen yıl yüzde 79,0 düzeylerinde seyreden kapasite kullanım oranı, bu yıl başında hemen yüzde 78,0 bandına düşüyor. Temmuz ayında yaşanan sert düşüşle yüzde 77,10’a gerileyen üretim oranı, Ağustos ayında yeniden 77,8 ile bu yılın ortalama seviyelerine çıkıyor.

Kur artıyor ama üretim bunu pek sorun görmüyor. Hatta bazı alanlarda geçen yılın oranlarına bile ulaşılıyor.

En azından devletin resmi verileri böyle gösteriyor.

İNŞAAT MESELESİ

Son verileri bir kez daha gözden geçirelim.

İnşaat maliyetleri son bir yılda tam yüzde 26,06 artış gösteriyor (Haziran 2017-Haziran 2018). Böylece inşaat maliyetleri 2015 Haziran ayına göre 3 yılda yüzde 60,2 artmış oldu. Aynı dönemde tüketici fiyatları ise yüzde 37,8 artış gösterdi. Tüketicinin konut sektörü fiyat artışları ise yüzde 29,8’de kaldı.

Kısaca maliyet artışı tüketiciye yansıtılamamıştır.

2015 yılı ilk 7 ay itibari ile 731 bin 669 olan konut satışları, bu yılın ilk yedi ayında 769 bin 910 adete ulaşıyor. Geçen yılın ilk yedi ayında da satışlar 770 bin 232 adet düzeyindeydi.

Hatta finansal dalgalanmanın en sert estiği bu yılın Temmuz ayında da konut satışları 123 bin 878 adet ile geçen yılın temmuz satışlarının üzerinde gelmiştir.

Kısaca resmi veriler, konut maliyetlerinin arttığını, ama maliyet artışının talep artışına rağmen fiyatlara yansıtılamadığını gösteriyor.

Zaten kritik noktada burası. Nasıl oluyor da talep artışı, maliyet artışına rağmen fiyatları yükseltemiyor?

Ya talep artışı gerçeği yansıtmıyor;

ya da konut yapıcıları maliyet artışına rağmen kardan fedakarlık yaparak işlerini sürdürüyor.

Burada da elbette bir başka ilginç veri karşımıza çıkıyor: Olay şu; Ocak ayında 87,0 olan inşaat güven endeksi, Ağustos ayında 68,8’e kadar düşüyor. Konut satışının kampanya bitmesine rağmen arttığı Temmuz ayında bile güven endeksi 77,1 seviyesindeydi.

Kısaca konut sektöründeki talep artışı da inşaat güven endeksinde karşılık bulmuyor. Tıpkı talep ve maliyet artışının fiyat artışında karşılık bulmaması gibi.

O zaman durum nedir?

Acaba TÜİK’in açıkladığı konut satış sayıları mı gerçeği yansıtmıyor; ya da gereksiz yere ağlayarak ne koparırsam kardır mantığı mı işliyor.

Var bir terslik ama ne?