Tezim şu:

Türkiye, dolar/TL kuru 5,0 lira üzerinde dış denge sağlayabilir. Böylece finansal dalgalanma hafifler.

Dış dengede neye bakıyorum?

Dış açığın ana nedeni enerji ithalatı diyoruz ya. Enerji ithalatı haricinde dış açık veriyor muyuz? İşte oranın sıfır olması gerekiyor. (Altın çok değişkenli ve ekonomik aktivite dışında olduğundan, onu da düşmemiz gerekiyor)

Biz enerji maliyetini turizm ve müteahhitlik gibi hizmetlerle geçmiş yıllarda çok rahat kapatıp çok düşük cari açık veriyorduk. Yeniden bu dengeyi sağlayabiliriz.

Evet, biliyoruz ki geçmişte faiz-kur dengesi ile ekonomiyi finansal gözle yöneterek Türkiye’mizin üretim gücünü ciddi oranda zayıflattık. Dolar/TL kurunun 1,15’lere geldiği zamanlarda finansal başarı ile övünürken, kapanan fabrikaları pek göremedik.

Neyse, şimdi yeniden üretimin önemini kavradık diye umuyorum.

Karşımızda Mayıs 2016’dan bu yana yaşadığımız bir finansal kriz süreci var. Bugüne kadar vatandaş olarak bu olanları TV’lerde film gibi seyrettik. Henüz bize yansıyan ciddi bir maliyet olmadı.

Bütün soru şu: Finansal kriz reel krize dönüşecek mi?

İşte burada da ana tezimi ifade edeyim: Türkiye olarak hak etmediğimiz bir tüketim yapıyoruz. İç talep daralmaz ve tasarruflar artmaz ise finansal kriz yaşamaya devam eder ve ertelenen reel krizi çok daha derin yaşarız.

O nedenle iç talebin bir an önce düşmesi gerekiyor.

(Not: Aslında iç talep düşüşü yerine dış dengeyi sağlayacak bir talep bileşeni de diyebiliriz. Mesela iç üretim artışı ile de iç talebi bir noktada dengeleyebiliriz)

Yazının girişinde değindiğim noktaya geri geliyorum: Kritik denge nedir?

Dış ticarette enerji ve altın hariç dış açığın sıfırlanması gerekiyor. Benim için döviz piyasasını dengeleyecek veri burası.

2017 yılı ilk 7 ayında dış açık -39,8 milyar dolarmış. Ama altın ve enerji hariç dış açık -15,6 milyar dolardı.

2018 yılı ilk 7 ayında ise dış açık -46,8 milyar dolara çıkıyor. Ama altın ve enerji hariç dış açık -13,9 milyar dolara düşüyor. Çünkü enerji ithalatı artan fiyatların da etkisi ile 4,6 milyar dolar artarak 24,7 milyar dolara ulaşıyor.

Şimdi sadece Temmuz ayı dış ticaretine bakalım:

İhracat 12.612 milyon dolardan 14.077 milyon dolara çıkıyor. Yüzde 11,6 artış var

Ama geçen yıl temmuz ayında 1 milyar dolara yakın altın ihracatımız olmuş. Onu çıkardığımızda gerçek ihracat artış oranımız yüzde 19,7’ye ulaşıyor.

Büyük başarı.

Gelelim ithalat tarafına: İthalatımız da 21.491 milyon dolardan 20.059 milyon dolara geriliyor. İthalattaki düşüş oranımız yüzde 6,7. Ama geçen yıl temmuz ayında 2,7 milyar dolarlık ithalatımız, bu yıl sadece 729 milyon dolara geriliyor. Kısaca geçen yıl ithalatımızı altın şişirmiş. İşte burada da altın ve enerji faturasını düşürdüğümüzde ithalat daralması yüzde 6,7’den yüzde 4,0’e geriliyor.

Yani ithalatta kaba daralma oranına rağmen henüz ekonomik faaliyetlere dayalı daralma daha düşük seviyede.

Gelelim sonuca: Altın ve enerji hariç dış açık geçen yıl temmuz ayında -4,2 milyar dolardı. Bu yıl ise -1,3 milyar dolara düştü.

Bu dış açık açısından büyük bir gerileme. Ama hala enerji ve altın haricinde dış açığı sıfırlayamadık.

Aslında altın ve enerji hariç dış açığı düşürerek döviz ihtiyacımızı karşılayabilirdik. Eskiden altın-enerji harici makul bir dış açığı kaldırabiliyorduk; ama şimdi bu yükü taşıyamayız.

Neden mi?

Çünkü yüksek dış borç ödemeleri ve dış borç faizleri yanında bir de yabancı sermayenin Türkiye yatırımlarından kar transferlerini karşılamamız gerekiyor. O nedenle artık ülke olarak dış dengemiz altın ve enerji haricinde sıfır dış açık olmak durumunda.

Nasıl ki bütçede kısa vadede faiz dışı fazlaya geçmek zorundaysak, dış ticarette de artık yeni dengemiz altın ve enerji hariç sıfır noktasıdır.

Dün yazdığım meseleye bağlayarak bitireyim: Ben ağlama oranına baktığımda ithalatta yüzde 15-20 arası enerji-altın hariç daralma bekliyordum. Ama bu oran yüzde 4,0’de kaldı.

Demek ki, ağlama oranı ile ekonomik daralma oranı uymuyor. Hala çarkların ağlama oranından iyi döndüğünü görüyoruz.