Toplumsal çapta yaşanan büyük badireler her zaman bir sınav niteliği taşır ve çoğu zaman bu sınavlarda başarılı olanların önünde yeni yollar açılır. Sınavda başarılı olmanın şartı ise nereye gideceğini bilmek veya daha doğru ifadeyle nereye gideceğine ilişkin bir niyete, bir karara sahip olmaktır. Nereye gitmek istediğiniz belliyse buraya bir yol bulmak ne olursa olsun işin kolay tarafıdır.

Döviz kurlarında yaşanan kriz karşısında Türk toplumunun gösterdiği soğukkanlı ve bir o kadar olgun tutum gelecek adına ümit verici. Neredeyse istisnasız her kesimin bu gelişmelere aynı derecede dayanışma duygusu içinde yaklaşması, ortak çıkarlar ve ortak değerler çevresinde oluşmuş görünen toplumsal kenetlenme tutumu aynı zamanda henüz tamamlanmamış bulunan millet olma sürecimizin geleceği adına da olumlu bir işaret.

Ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenmiş olan siyasi kadroların bu toplumsal ruhu sistemdeki aksaklıkların giderilmesi ve ihtiyaç duyulan reform adımlarının atılması yolunda bir imkân olarak değerlendirmeleri beklenir.

***

Demek istediğim şu: Para piyasalarında manipülasyonlara karşı göstermemiz gereken toplumsal ve politik reaksiyon görevimizin bir boyutu. Konunun diğer boyutunda Türk ekonomisinin yapısal zaaflarını ortadan kaldırmak için atılması gereken adımlara bu vesileyle karar verme mecburiyetimiz var.

Elbette dünya piyasalarındaki likiditenin konjonktürel artış ve azalışlarından doğrudan etkilenen dış kaynaklara bağımlı büyüme modelinden bir an evvel vaz geçmemiz mümkün değil. Büyümeyi sürdürmenin ve mevcut cari açığımızı kapatmanın başka bir yolunu ha deyince bulamayacağımıza göre anlık bir kararla yeni bir yola girme lüksümüz yok. Ama küresel finans piyasalarındaki hareketliliklerden -ve muhtemel manipülasyonlardan- daha az etkilenmek için daha üretken, daha rekabetçi ve ihracat odaklı bir ekonomi modelini inşa etmeyi düşünmek, tartışmak lüks değil.

Tam aksine, yaşadığımız sıkıntıları Türk ekonomisine yeni bir yol açma doğrultusunda toplumsal bir mutabakat oluşturma fırsatı olarak değerlendirebilirsek, klişe ifadeyle, krizi fırsata çevirmiş oluruz.

Zira ekonomik modelleri toplumsal ve siyasi şartların, konjonktürel imkân ve fırsatların belirlediğini ve şekillendirdiğini unutmamak gerekir. Sürdürmeye uğraştığımız “dış kaynaklara bağımlı büyüme modeli” de vaktiyle keyfi bir kararla veya ideolojik motivasyonlarla benimsenmiş bir model değil. 2001 yılında, yani daha AK Parti kurulmadan önce yaşanan ekonomik kriz karşısında alınan önlemler çerçevesinde Türk ekonomisi bu yola girdi mecburen.

***

Kabul etmek gerekir ki büyüme trendlerinin çok uzun bir süre boyunca olumlu seviyelerde devam ettirilmiş olması bu modelin başarısı. Bununla birlikte söz konusu süreçte üretim ekonomisine ağırlık vermeyişimiz ve “reel sektör” olarak inşaatı esas almış olmamız artık bu modelin aynı şekilde sürdürülmesine izin vermeyecek birtakım komplikasyonlar ortaya çıkardı.

Ne var ki ortaya çıkan bu problemlerin çözümü doğrultusunda atılması gereken adımları “makine çalışırken” atmak mümkün olmadı. Şimdi belki de parasal sistemin yaşadığı sıkıntılara günlük çareler aranırken geleceğimizi de kurtarmaya yönelik birtakım manevraları gerçekleştirmenin imkânı bulunabilir.

Bunun için yapılması gereken öncelikle önümüzdeki kur krizinin bir an evvel atlatılmasına yönelik tedbirleri uygulamak; bunun hemen ardından gündeme gelecek yapısal reformlar çerçevesinde ise günümüz şartlarına göre belirlenecek yeni bir yol haritasını ilgili çevrelerde tartışmaya açmak olmalı.