Demokrasiyle ilgili değerlendirmeler yaparken kavramsal bir hataya düşmemek gerekiyor. Evet demokrasi, insanoğlunun yüzyıllar içinde yaşadığı uzun tecrübelerden sonra bulduğu en ehven yönetim modelidir. Ama bu modeli özellikle Müslüman dünya bağlamında değerlendirirken, illa demokrasiye İslami bir temel bulmak zorunda değiliz. Esas itibariyle dinin de çerçevesi çizilmiş bir sistem önerisi yoktur. Din insanlara temel ilkeleri ve bir perspektif sunar.

Zaman zaman Müslüman dünyada örneklerine rastladığımız “Hz. Peygamber ve dört halife dönemi bir bakıma demokratik devlet modelin ilk örneğidir” benzeri değerlendirmeleri çok da isabetli bulmak mümkün değildir. Her şeyden önce gerek Hz. Peygamber, gerekse Raşit halifeler dönemindeki model kendi tarihsel şartları içinde uygulanabilir bir modeldir. Yani, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in halifeliği dönemindeki şartlar bir şehir devleti modelini ortaya çıkarmıştı. Ancak zamanla topraklar genişledi, şehirler büyüdü ve en önemlisi de sosyolojik şartlar değişti ve doğal olarak site devleti modelleri yetersiz kaldı. Dolayısıyla, site devletleriyle modern dünyadaki devasa devlet aygıtlarını aynı parametreler içinde kıyaslamak, ya da günümüze model olarak taşımak çok da sağlıklı sonuçlar vermeyebilir.

***

Ayrıca neden demokrasiye İslam’da kaynak bulmak gibi bir zorunluluğumuz olsun ki... Hemen hatırlatalım, dinin bize “Ülkelerinizi, devletlerinizi demokrasiyle, cumhuriyetle, krallıkla ya da padişahlıkla yönetin” gibi bir emri yok.

Ama dinin bütün insanlara yaşanılabilir bir dünya kurmaları için temel evrensel ilkeleri ve emirleri var. Din, yöneticilerin adil olmalarını, hakka-hukuka riayet etmelerini, liyakati esas almalarını, insanların hürriyetlerini teminat altına almalarını ve zulmü ortadan kaldırmalarını istiyor.

Meselenin özü budur; dolayısıyla bu evrensel ilkeleri hayata geçirmek için yönetim modelimizin adının çok da bir kıymeti harbiyesi yok. Daha açıkçası, sistemin adının ‘İslami demokrasi’ ya da ‘seküler demokrasi’ olması, evrensel ilkelerin uygulamadaki kalitesine bir katkısı olmayacaktır. Eğer bir demokratik sistem hukukun üstünlüğüne dayanmıyorsa, liyakate ve özgürlüklere riayet etmiyorsa, tanımın başına ‘İslami’ ya da ‘seküler’ kelimelerini eklemek o sistemin adaletsizliğine bir çare olmayacaktır.

***

Ayrıca unutmayalım ki bugün uygulayacağımız sistem modellerini modern dünyanın şartlarını dikkate almadan oluşturamayız. Ama biliyoruz ki Müslüman dünyadaki bazı İslamcı düşünürlerin dillendirdiği ‘İslam devleti’ ideali, daha çok bir ihya hareketi niteliğindedir ve devletin niteliği ile ilgilenmemektedir. Onlara göre İslam devleti kurulduğunda, sorunlar zaten kendiliğinden hallolacaktır. İşte bu bir ütopyadır ve gerçek dünya ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Adı ister ‘İslami demokrasi’, isterse ‘İslam devleti’ olsun, Müslüman dünyadaki en önemli yanılgılardan birisi, bu devlet modelinin halkı İslam’a göre yaşamaya zorlama hakkına sahip olduğudur. Eğer oluşturacağımız devlet modeli bu zihniyet temelinde gerçekleşirse, böyle bir devlet yapısında özgürlüklerin garanti altında olması mümkün değildir. Çünkü bu zihniyetin uzantısı, doğal olarak çok fazla özgürlüğün Müslümanların doğru yoldan sapmasına yol açacağı endişesini de beraberinde getirecektir. Ve ister istemez halkı İslam’a göre yaşatmak için İslami eğilimli despotizmin önü açılacaktır.

Galiba bir gerçeği açıkça ifade etmek gerekiyor; günümüz İslam dünyasının, sorunlarını bir takım ütopik modellere havale ederek çözmeleri mümkün değildir. Çünkü Müslümanlar yaşadıkları problemlerin çözümünü de, İslami taleplerini de ancak demokratik bir ortamda tartışabilirler. Ayrıca insanlar, dinin kurallarına rızaları dışında zorlanamayacağına göre, Müslümanlar despotik değil, özgürlükçü bir devlet modelini istemek durumundadırlar.

Halen demokrasinin uygulandığı ülkelerde, demokratik değerlerden sapmalar olabilir, nitekim bazı örnekler de bu durumu teyit etmektedir. Ama bu, demokratik değerlerin kötülüğüne işaret eden bir durum değildir. Dolayısıyla başına ‘seküler’ ya da ‘İslami’ sıfatlar eklediğimiz zaman uygulamadaki sapmaların olmayacağının bir garantisi yoktur. Önemli olan, sapmaları asgariye indirebilmektir.