Dış politikayı ve dünya siyasetindeki gelişmeleri mutlak değerler üstünden okumak, anlamak ve anlatmak kolay ve konforlu. Ancak yapıcı ve çözüm odaklı değil. Böylesi bir bakış açısı değişimi, değişim potansiyelini ve bu potansiyelin size, ülkenize sağladığı imkanları görmenize engel oluyor.

Dünyayı tek amacı sizi yok etmek isteyen devletlerden ibaret görüyorsunuz, onların fırsatlar sağlayabilecek çıkar ve beklentilerini doğru okuyamıyorsunuz. Oysa devletlerin birbiriyle rekabet ettiği dünya siyaseti tek boyutlu değil. Kaldı ki rekabet ettikleri kadar işbirliği de yapıyorlar.

En büyük ve en güçlüsü bile aynı anda birden çok çıkarını dengelemeye, birinden fedakarlık ederken diğerinden kazançlı çıkmaya çalışıyor. Çıkarlarınızı korumak, beklentilerinizi gerçekleştirmek için muhatabınızı özcü, mutlak değerlendirmeden uzak bir şekilde anlamınız, kendinizi doğru konumlandırmanız gerekiyor.

***

Bunu yapabilen devletler bırakın varoluşsal çıkarlarını ve güvenlik beklentilerini korumayı bir yana dünya hakimiyeti kuruyor, çünkü karşısındakilerin zaaflarından yararlanıyor. Saha çalışmalarının, antropolojinin, coğrafyanın, hatta uluslararası ilişkilerin birer bilim dalı olarak hegemonya peşinde koşan ve kuran devletlerde ortaya çıkmış olması tesadüf olamaz.

Bilgi tahakkümü de beraberinde getiriyor. Bildiğimiz oranda, bilgimiz kadar ekonomimizi, siyasetimizi, güvenliğimizi koruyup, sağlam temeller üstüne oturtabiliyoruz. Ülke olarak çıkarlarımızı bilgi birikimimiz sayesinde koruyabiliyoruz.

Unutmayalım ki dünya siyasetinin temeli etkilemeye dayanıyor. Amaç her yerde ve hemen her zaman aynı. Birisini istediğiniz bir şeyi yapmaya ikna etmek ya da istemediğiniz bir şeyi yapmamasını sağlamak. Bazen mükafat vaat ediyorsunuz, bazen de tehdit ediyorsunuz.

Pazarlık etmeye ihtiyaç duymadığınız anlar da olabiliyor. İkna kabiliyetinizle, siyasi ağırlığınızla sorunların üstesinden gelebiliyorsunuz. Savaş ise en son çare. Her şey denendiğinde ve kazanacağınızdan, istediklerinizi karşınızdakine kabul ettirebileceğinizden emin olduğunuzda başvurabileceğiniz bir yöntem.

Dolayısıyla da bir istisna. Ve üstelik “hukuken” de yasak. Değerli ve önemli olan bilginizle, aklınızla istediklerinizi elde etmek. Türkiye aslında bu konuda başarısız sayılmaz. En zor zamanlarında bile muhataplarını etkileyip hayati addettiği çıkarlarını koruyabilme yeteneğine haiz olduğunu tarihi boyunca defalarca göstermiş bir ülke.

Sorunlar tabii ki var. Fakat çözüm yöntemleri ve çözüm iradesi de mevcut. Zaten bu yüzden dünyayla temas halindeyiz. Bu yüzden İdlip için İran’la, Rusya’yla, Amerika’yla görüşüyoruz. Bu yüzden İngiltere, Almanya ve Fransa’yla konuşup, AB Reform İzleme Grubu’nu yıllar sonra topluyoruz.

Bazı köşe yazarları, kanaat önderleri farklı düşünse de Türkiye’yi yönetenler bariz bir şekilde sorunlara çözümler üretmeye, sıkışıklıkları ve tıkanıkları aşmaya çalışıyor. Kimsenin büyük ve nihai bir savaşa hazırlandığı, muhataplarını kategorik düşmanlar olarak gördüğü yok. Çıkarlar çatıştığında eleştiriyoruz, uzlaştığında ya da uzlaşması gerektiğinde oturup konuşuyoruz.

Benim görebildiğim kadarıyla konu bazlı müttefikler de arıyoruz, var olan ittifak ilişkilerimiz elden geldiğince korumaya da çalışıyoruz. Her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de dünyayla olan ilişkiler zaman zaman araçsallaştırılıyor, güç konsolidasyonu, siyasi seferberlik için kullanılıyor. Belli bir noktadan sonra da yeni ve yaratıcı çözümler aranıyor.

***

Ayrıca, Türkiye’nin sağlam bir diplomasi geleneği ve kriz yönetim tecrübesi var. Sorun çözümü konusunda pragmatik. Rusya, AB, ABD arasında gidip gelebiliyor, hayati diye addettiği çıkarlarını korumak için esneklik gösterebiliyor. Çok boyutlu bir diplomasi izleyebiliyor. Üstelik yapılan açıklamalar, düzenlenen toplantılar da umut vaat eder nitelikte.

Türkiye’yi yakından tanıyan James Jeffrey’in ABD Suriye Özel Temsilcisi atanmasına verilen olumlayıcı reaksiyon, AB ile ilişkilerin yıllar sonra gerçekçi zemine oturtulması önemli mesajlar içeriyor. Umuyorum ki Türkiye sorunlarının çözümü için kendi yapabileceklerini de yakında yapacak. Şu an içinde yaşadığımız çok boyutlu, çok cepheli kriz daha yönetilebilir hale gelecek…