Ama herkes için biraz farklı.

İdlib’teki yaklaşık dört milyon insan için başka geçiyor zaman, Madrid’deki insan için başka.

Salça için domates kaynatan teyzeyle, iflas sebebiyle kepenk kapatan esnafın akşamı da aynı akşam değil.

Dünyanın bütün timsahları, bütün sırtlanları İdlib’e doğru ilerleyip mevzilenmiş gibi.

Ve hepsi de orada kendi işine yarayacak kullanışlı bir ‘terörist’ gurubun varlığından emin.

Masalarda alınıp satılıyor, sahada kesip biçiliyor milyonların hayatı.

Ne gözyaşına bakan var bir çocuğun, ne sesini duyan var bir mazlumun.

Yok mu sahiden? Var, elbette var.

Zamanın ipini çekmediği ne bir zâlim, ne de zulüm var.

Lâkin bazı şeylere şehâdetin ızdırâbı zor.

Günler gelip geçmede.

Ayrılan için başka, kavuşan için başka elbette.

Ekilen tohum için başka, düşen yaprak için başka.

Günler borçlu için başka, alacaklı için başka geçer. Evsahibi ile kiracı, okurla yazar için de farklı..

Ama geçer işte.

Geçenlerde doksanlı yaşlarını süren bir ahbapla yârenlik ederken şöyle dedi: “ şimdiki aklım olsaydı…” Gerisini getiremedi ve şöyle devam etti: “Amaaan, ben gördüm göreceğimi, geride kalanlar düşünsün.”

Sonra bir kahve daha söyleyip elini ‘aldırma, boşver!’ anlamında sallayarak “tarih okudukça üzülüyorum” dedi. Sebeplerini de bir dahaki buluşmamızda anlatacağını söyledi.

Bilmiyorum ki bir daha buluşmamız mümkün olacak mı?

Günler gelip geçmede.

İçindeki eşit sayıdaki gece ile birlikte.

Aforizmalardan…

(…) Barışın savaştan, yapıcı çalışmanın silahlanmadan daha hayırlı olduğu, örneğin İsviçre modeline göre kurulacak federatif birliğin barışçı bir Avrupa’nın hayata gözlerini açmasını sağlayacağı konusunda yalnız sizinle değil, günümüz devlet adamlarının çoğunluğuyla aynı görüşteyim. Ne var ki, bu isteklerin nasıl gerçekleştireceğine, yani değişik ulusların hayırlı olanı ve arzu edileni yapmaya nasıl ikna edileceğine ya da zorlanacağına ilişkin ne yönetenlerin, ne de benim en ufak bir bilgimiz var. Sizin “Beethoven’in Agnus Dei yapıtındaki ruhu politikanın zorunluklarıyla bağdaştırabilecek biri çıksa” sözünüz, bir kimsenin “kuzey kutbundaki ısı 25 derece yükseltilip ekvatordaki ısı da buna uygun olarak düşürülsün, insanlık esenliğe kavuşur” demesine benziyor. Ben, uzun geçmiş yaşamımda sık sık öyle kimseler tanıdım ki, politikacılara ve seçkin kişilere mektuplar yazarak dünyayı etkilemeyi denemiştir. Bunların her biri de yapılacak şeyin ne olduğunu çok iyi bilmekteydi, bilmediği şey bunun nasıl yapılacağıydı ve her biri insanlığın bir türlü esenliğe kavuşamayışının sorumluluğunu mektup yolladığı kimselerin üzerine yıkıyor, böylelikle yüreklerini ferahlatma yoluna gidiyordu.(…) Hermann Hesse- İnanç da Sevgi de Aklın Yolunu İzlemez-YKY

Mustafa Kutlu geleneği

Allah kendisine uzun ömürler versin, Mustafa Kutlu bilindiği üzere her sonbahar yeni bir kitap yayınlıyor.

Bu gelenek elhamdülillah bu yıl da bozulmadı ve Dergâh yayınlarından geçtiğimiz günlerde çıkan Sevincini Bulmak isimli kitap raflardaki yerini aldı.

Nice Eylüllere,
nice hikâyelere.
Hayırlı olsun.

Kırmızı Pazartesi

Tahran’daki zirveden ne çıktı? Bir anlamda herkesin “ben bildiğimi okurum” yavesi çıktı.

Olan kime olacak? İdlib’teki dört milyon insana olacak.

Putin ve Ruhânî mâlum, Erdoğan ne yaptı? Sâdi Şirâzî’den yaptığı alıntıyı Tahran’da hem küresel duvara, hem muhataplarının idrakine çaktı:

“To ki ez mihneti digeran bî gâmi,

Ne şayed ki named nehend âdemî”

Anlayan anladı. Ve fakat lâkin bir “Kırmızı Pazartesi”yi çağrıştıran şu günlerde Allah İdlib’tekilerin yardımcısı olsun.