Evvelce bir yazımda kupür arşivimde bulunan Dil Dosyasını gözden geçirdiğimi belirtmiştim. 1990’lı yıllarda yapılmış ve “Eski kelimelerin yeni zaferi” başlığı ile yayımlanmış bir gazete soruşturmasına Beşir Ayvazoğlu’nun cevabında dilimizin nasıl bir çıkmaz sokağa mahkûm edildiği çarpıcı bir şekilde ifade edilmiş. Ayvazoğlu diyor ki:

“Şu anda çocuklarımıza verebildiğimiz Türkçe, Esperanto gibi sun’î, mekanik, ifade gücü alabildiğine kısır, dudaklarımıza iğreti tutuşturulmuş, güç bela konuştuğumuz zavallı bir dildir. Böylesine yetersizleştirilmiş bir dilin, yabancı bir dili çok iyi öğrenmiş olanlara yetmemesi, yani yabancı kelime ve kavramları davet etmesi kaçınılmazdır.”

Söz konusu soruşturmanın üzerinden geçen yirmi üç yılda daha da kısırlaştırılan dilimiz sözlüklere hapsedilme talihsizliğine duçar olmuştur. Virginia Woolf, “Kelimeler sözlüklerde değil, zihinlerde yaşar” diyor. Kelimelerin zihinlerde yaşaması için gündelik hayatımızda bir karşılıklarının olması gerekir. Sürekli yabancı kelimelerle hemhâl olmanın doğurduğu “zihni istila” dilimize tutunacak dal bırakmamaktadır. Bırakın ‘internet gençliği’ni, eli kalem tutanlar da bu girdaptan kurtulamamaktadırlar. Dil şuuru ve zevki sürekli aşınmakta ve bu hâl normalmiş gibi görülmektedir. Yazılarımın tek gayesi bu savrulmaya, aslî hüviyetini yitirmeye dikkat çekmektir. Buna dair notlara geçmeden, bahse konu soruşturmaya mümtaz şairimiz, rahmetli Abdurrahim Karakoç’un cevabında, türetilmiş yeni ‘sözcük’lere yabancı kalmanın tezahürü ile karşılaşıyoruz. Şöyle diyor: “Mesela içerik yerine muhtevayı, olasılık (ihtimal) yerine imkânı, yaşam yerine hayatı kullandım ve kullanacağım; bu kelimeler daha ılımlı ve tatlı geliyor bana. “Olasılıkla olanağı karıştırmak bir yana, kelimelerin “daha ılımlı” olarak nitelenmesi de onları yerinde kullanmamaya bir örnek teşkil ediyor.

***

Dergâh dergisi isim babası olan 1920’lerin Dergâh’ını ek olarak veriyor. Böylelikle eskilerin dilimizi kullanım şeklini yeniden müşahede ediyoruz. Özellikle imla konusunda farklılıklar görülmekte, mesela çoğulu çoğul yapma yadırganmaktadır. 5 Mayıs 1922 tarihli Dergâh’ta Yakup Kadri’nin Eski Şeylerimizdeki Büyü başlıklı yazısından birkaç alıntı: “Bu sernameyi görür görmez birçok kişiler…” “…farkına varmadan kaç kereler…” Yabancı kelimeleri kullanmada da bir mahzur görmüyor ünlü yazarımız. “Karmakarışık kamelot (kurgusal evren demekmiş), eşya sergileri…”

Yazarlarımızın, gazetecilerimizin temellerini attığı bu dilde yabancılaşma, bugün artık şaşırtıcı bir şekilde her yerde karşımıza çıkmakta. İlaç yazdırmak için gittiğim poliklinikte zehirlenme halinde neler yapılmalı duyurusunda şöyle bir ifade ile karşılaştım: “Süt ve su içerek dilüsyon yapma.” Bu uyarıyı okuyanlar dilüsyonun seyreltme karşılığında kullanıldığını bilebilirler mi? ‘Tercüme kültür’ bir virüs gibi sızmadık yer bırakmıyor.

Evimizin salonundan dışarıya baktığımda bir tabela görüyorum. “Sakınan göze çöp batar” denmiş ya, bu yazıları yazmaya başladıktan sonra konulan bir tabela. Üç üniversite öğrencisi tarafından açılan kitabevinin tabelasında “Flaneur / Okuyan us’lar okyanuslara akar” yazıyor. Slogan güzel olsa da; aylak, başıboş gezen anlamındaki flaneur kitabevine nasıl isim olabilir? Hayırlı olsun demek için uğradığımda, kitabevindeki gence bu ismi neden koyduklarını sorunca, “ilginç olsun diye” cevabını aldım. Ayrıca, anlamını bilmediğini söyledi. Aslını astarını bilmediğimiz sürü sepet işler yapıyoruz.

Bilenler de işlerinde yeterince ciddiyet göstermeyebiliyorlar. Bir dergi yönetmeni yazdıklarına daha fazla özen gösterir, kendisi dışındakilerin de hatalı yazımlarını görür, düzeltir diye kabul ederiz. Ne yazık ki, her zaman böyle olmuyor. Dergâh dergisi yayın yönetmeni, yetkin edebiyatçımız Ali Ayçil, derginin Nisan sayısının “Bu Sayı” başlıklı sunuşunda, ne yazdığını okumamaya örnek olabilecek bir ifadeye yer veriyor: “…Cemal Süreya’nın meşhur ‘Şiir, Anayasa (ya) Ayrırıdır’ yazısından yola çıkarak…” Derginin Ağustos sayısında da, yazısının başlığında Nihal Atsız’ın ismi Nihat olarak geçmekte. “Balık baştan kokar” sözünü çağrıştırmıyor mu?