Bismillah.

Karar gazetesindeki bu ilk yazımda yazmak üzerine yazacağım.

Yazmak ruhun geometrisidir. - Platon

Otuz iki yaşındayım ve yazmak her zaman bir şekilde hayatımın kütle merkezi oldu. Okula başladığımda okuma-yazmayı zaten biliyordum. Sadece “e”yi bir hamlede yazamıyordum, onu da nasıl yazacağımı öğrendiğimde çok mutlu olmuştum. Yazım kötüydü. Sırf bu yüzden üniversiteye gidemeyeceğimi söyleyen hocalarım olsa da bu duruma aldırış etmedim. Güzel yazmak için de bir çabam olmadı doğrusu. Güzel ve iyi yazmak demek benim için çoğunlukla orijinal şeyler söylemekti.

Üniversite için Erzurum’u yazdım. Üniversite önce yazılan sonra okunan bir şeydi. Üniversitede Fizik okudum. Fizik’te yaptığımız şey evreni oluşturan madde, kuvvet ve enerjiye indirgenebilecek her türlü şeyi matematikle ve kavramlarla formülize ederek ‘açıklamak’tı. (Bilimsel çabaların hepsi nihayetinde bir ‘açıklama’dan ibarettir). Yazmak da bir açıklama çabasıdır. Her türlü yazma eyleminin hedeflediği şey bir şeyleri açık etmek ve öne çıkarmaktır. Bu yüzden Türkçe’de ‘sofra yazmak’, ‘kıza yazmak’ ve ‘hamur yazmak’ ifadelerini kullanırız. Buradaki yazmak ifadeleri paylaşmak, ortaya koymak, yaymak anlamındadır. Yazmanın yardımcı fiil durumu olan ‘düşeyazmak, öleyazmak’ ise ‘yazmak’ kelimesinin sınırları zorlayıcı bir meydan okuması olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yazmak, yaymaktır. Gazeteler ve dergiler yazıları yayımlayarak yayarlar. Yaz mevsimi de bizi her anlamda ‘yayan’ bir şey değil midir? Güneş enerjimizi, iyimserliğimizi dışa vurur. Yeryüzüne yayılır, denizlere ‘açılır’, şehirler gezeriz.

Hayatımı yazarak kazanıyorum. Bu cümleyi kurmak için yıllarca bekledim. Gıptayla ve tutkuyla. Sadece yazarak, ‘artistik, profesyonel, işe yarar, okunur metinler’ yazarak hayatını kazananlara gıpta ettiğim zamanlar oldu. Daktilo başında dünyayı yeniden kurgularcasına özgürce yazan yazar fotoğrafları beni hep etkiledi. Büyüleniyordum adeta.

İlk şiirim ulusal bir edebiyat dergisi olan E edebiyat dergisinde çıktığında 17 yaşındaydım. (Şiir ve yazı dergide, gazetede ‘çıkan’ bir şeydir). Bundan 5 yıl sonra da bir haiku denemesi olan şiirimi (kutsalla demlenmek) Mustafa Kutlu Dergâh’ta yayımlamıştı. Sonrasında onlarca dergide onlarca şiir, deneme, makale yazdım. Ama yine de kendime ‘şair’ , ‘yazar’ demem çok zaman aldı. Halâ da kendime rahatlıkla ‘yazar’ diyebilir miyim emin değilim. Bu iddia her yazıda tekrar ve tekrar ispatlanması gereken bir önerme gibi adeta. Çelınç!

Üniversite yıllarım uzayınca (fiziği 10 yılda bitirdim, uzun hikâye) kira ve giderler için yerel bir reklam ajansında metin yazarlığına, mesleki jargonla söylersek Copywriter’lığa başladım. Sonra okul bitince de tam zamanlı yazarlığa devam ettim. Ajans önce İstanbul’a ve devamında Ankara’ya taşındı. Copywriter’lıktan sonra akademiye bir araştırma görevlisi olarak geçtiğimde de hayatımı yine yazarak kazanacaktım. Bu durumu cool bulduğumu söyleyebilirim. Hiç şüphesiz zor ama bir o kadar da biricik, kendine özgü bir durum. Fikirler, kelimeler ve kavramlarla inşa edilen bir metin ortaya koymak ve bundan para kazanmak, harikulade!

Bu sözünü ettiğim yazarak ekmeğini kazanma durumu bir süre sonra bir varoluş problemi haline geldi. Yaşamak ve para kazanmak için önüme başka iyi fırsatlar çıktıysa da okuyup-yazarak var olmayı tercih ettim. Yazmak, bir şeyleri kendime dert edinmekti. Öğrendiklerimi paylaşmaktı. Önden gitmekti. Ana yoldan çıkıp patika yollara sapmak, keşfetmekti. Koşmaktı. Uçmaktı. Bu durum bir süre sonra kimlik oldu ve yaşamak için yazmaktan yazmak için yaşamaya tekamül etti.

Hem edebî, hem akademik ve hem de profesyonel metinler yazmayı öğrenirken sayısız öğretmenim oldu. Kitaplar, yazarlar, iyi/kötü yorum yapan arkadaşlar, profesyoneller. Hepsine minnettarım.

Şiir yazmaya taklitle başladım. Nesir yazmaya da. Adeta Forrester’ı Bulmak filminde yazmayı öğrenen genç gibi;

-Tanrı aşkına vur şu tuşlara!
-… (daktilo sesleri)…
-İşte şimdi tam bir erkek oldun!

Taklit ede ede kendi sesini bulmak. Tarz, kelime seçimi ve tonlamada kendi sesini bulduğunda klavye bir yazı aletinden çıkıp müzik aletine dönüşüyor. İlk daktilomu 18 yaşında Dr. Mehmet Özay hocamın gönderdiği bursla almıştım. Elektronik bir daktilo idi. Şerit almak için para biriktirdiğimi, şerit alınca da heyecanla yazmaya koyuluşumu hatırlıyorum.

Yazıyordum, sıklıkla. Ama bir yerde dağınıklık vardı. Sıkı ve bütünlüklü yazmak konusundaki ilk farkındalığı şimdi felsefe doçenti olan Hocam Ali Utku’dan öğrendim. Bir yazımı paylaşmak için odasına gittiğimde, yazımı okudu ve bana daha sıkı bir metin nasıl yazılır’ı on beş dakikada anlattı.

Yazmak öğrenilebilir mi?

Reklam metni ve akademik yazarlıkla ilgili kitaplar ve eğitimler aldım. Bu tarz profesyonel işlerde yazmak az çok öğrenilebiliyor. Ama genel anlamda yazmak ne kadar öğrenilebilir? Alberto Manguel şöyle diyor: “Yazmayı öğrenme süreci kalp paralayıcıdır, çünkü anlaşılamaz. Ne miktarda olursa olsun sıkı çalışma, görkemli amaç, iyi nasihatler, kusursuz araştırma, müzik kulağı ve üslup zevki, iyi yazma garantisi değildir.” Tam da burada, yazmak konusundaki bazı mitlere değinmek ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Hiç şüphesiz yazmak konusunda teknikler, metotlar var-dır (piyasada onlarca kitabı olduğuna göre). Ama yazarlık tekniğe, kelime oyunlarına, küçük basit hilelere gelmez. Bu konudaki en önemli mesele kalıcılıktır.

Blog vb. platformların ortaya çıkmasıyla neredeyse herkesi bir yazara dönüştüren dijital çağda yazarlık ve yazmak bayağılaşıyor mu? Bilakis, bunca dijital-tasarımsal-elektronik devrime rağmen hala yazı tabanlı bir çağda yaşıyoruz. Tarih yazının icadıyla başladı, hala da yazı merkezli olmaya devam ediyor. Ve bu da iyi yazmanın önemini her geçen gün artırıyor. Facebook paylaşımlarımızda, 140 karakterlik twitter hesaplarımızda, sıklıkla kullandığımız whatsapp mesajlaşmalarımızda yazmak, kelime seçmek daima önemli bir konu. Ama bunların kalıcı olması ve yetkinlik düzeyine gelmesi için özel bir çalışma ve farkındalık gerekiyor. Her gün onlarca e-posta alıyoruz veya yazıyoruz. Kim yazmaktan beri durabilir? O halde yazma eylemi için birkaç anahtar şey söylemek gerekirse şunları vurgulamak gerek;

-İyi bir yazı canlı bir anlatıma sahiptir.

-Yazı yazmanın özünü yeniden ve yeniden yazmak oluşturur. İyi bir yazı nadiren ilk seferde yazılmıştır. Çoğunlukla tekrar yazılması, başka insanlara okutturulması ve yazının demlenmeye bırakılması gerekmektedir.

-Sen yazarken keyif almıyorsan, okuyan da keyif almayacaktır. Kelimelerinin ve üslûbunun kulağa nasıl geldiğini sürekli olarak kontrol etmelisin. Yüksek sesle okumak bu konuda yardımcı olur.

-Yazmanın öncesinde hangi konuda, ne kadar ve hangi üslupla yazmak istediğine az çok karar vermelisin. Elbette yazarken yazı başka bir yere doğru evrilebilir, sürpriz paragraflar ve anlatımlar ortaya çıkabilir, bu da normaldir.

-Hızlı yazmak marifet değildir. Önemli olan doğru kelimeleri seçerek ‘original’, ‘creative’ yazabilmektir.

-Yazıyı basitleştirmek ve sadeleştirmek en önemli tekrar yazım tekniğidir. Cümleleri mümkün olduğunca sadeleştir, işe yaramayan kelimeleri at, edilgen yapı yerine etken yapı kullan.

-Televizyonlarda kullanılan bir klişedir; “şu an bizi milyonlar izliyor”. Yazarken “birazdan beni milyonlar okuyacak” stresine girme, her okuyucu farklıdır. Kendin ol, kendinden bir şey ortaya koy. Senden olan bir şey paylaş. Bir hikâye anlat.

-Kabul etmek gerekir ki yazmak bir iddia sahibi olmaktır. Yazmak bir ego işidir. Yazmanın özünde sevilmek, beğenilmek, okunmak isteği vardır. Bu yüzden yazmak varoluşsal, ontolojik bir meseledir. Yazmakla ilgili ontolojik bir derdiniz yoksa niye yazasınız ki? Yazmak kişiye özgüdür. Bu yüzden de sanattır. Zanaat olduğu durumlar varsa da.

-Yazarken ilk cümleyi ve girişi ilgi çekici hale getirmek, paragrafların son cümlelerinde orijinal, okuyucuyu bir sonraki paragrafı okumaya istekli kılacak bir şeyler söylemek çok önemlidir.

-Düzeltmelerinizi yaparken olabildiğince acımasız olmaya gayret gösterin. Sildiğiniz her fazladan kelime yazınızın ışığını ortaya çıkaracaktır.

-Uzun, ağdalı cümlelerden şiddetle sakının. Virgülleri mümkünse nokta yapın.

Haftaya akademik yazım konusuyla bu konuda kafa yormaya, yazmaya devam edelim.

Yazınız’ güzel olsun.

***

Karar’da yazmam hususunda hüsnü kabul gösteren Sayın İbrahim Kiras’a ve ekibine teşekkür ederim.

Allah mahcub etmesin.