Suriye’de iç savaşın başladığı günden bugüne geçen yaklaşık 7 yıl büyük bir insanlık dramı ve bir diktatörün koltukta kalmak için ne kadar vahşi olabileceğinin örneğidir. Yüzbinlerce insanın hayatını kaybetmesi, şehirlerin harabeye dönüşmesi ve nüfusun üçte birinden fazlasının mülteci durumuna düşmesi pahasına kazanılmış bir zafer! Esad artık Rusya ve İran’la birlikte yönetmek zorunda kalacağı bir ülkenin başkanıdır. Ve bu ittifak gevşediği anda eskiye dönüşün kaçınılmaz olduğu bir ülkenin başkanı…

Gerçekte, koltuk güvenliğini iki başkente emanet etmekten başka bir şey de kazanmış değildir. İşler yoluna girse bile Suriye yine azınlık iktidarının tedirgin iktidarına mahkum olduğu ve o iktidarın da vesayete mecbur olduğu; üstelik de araya giren kanın asla unutulmayacağı bir ülkeden ibaret olacaktır.

Suriye’de şimdi sadece saha üstünlüğü tesis ediliyor, başka bir şey değil.

Öte yandan evet, Türkiye istediğini alamadı, istediğini neticeyi temin edemedi. Ama aynı zamanda tatmin de edilemedi. Suriye kaynaklı önce bizzat Esad kaynaklı güvenlik riski ve zaten bir süredir ön planda olan YPK/PKK terörü varken tatmin edilmesi de ihtimal dışıdır. Sahanın hakimi olan Rusya da, son Tahran zirvesiyle bu yolu kapatmıştır.

***

Rusya’dan önce ABD de bu yolu kapatmıştı. Daha doğrusu hiç açmamıştı…

ABD ile yaşanan malum gerilim bir yana, daha Obama döneminden beri ortak politika geliştirmenin mümkün olamaması nedeniyle Türkiye’nin Suriye dosyasında müttefikten yana talihinin açık olmadığını da kabul etmek gerekir. ABD sözlerini tutsa Suriye bugünkü gibi olmayacaktı. Hatta, Rusya’ya altın tepsi içinde bu ülkeyi sunmasaydı da bugünkü zoraki tablo ortaya çıkmayacaktı. ABD’nin Suriye’de yaptıkları ve yapmadıklarının tamamı Türkiye’nin aleyhine sonuç vermiştir. Şimdi Menbiç’te birlikte devriye atmakla teselli bulacak durumda değiliz.

Durumu daha da tatsızlaştıran ise Washington’un Suriye’de YPG ile işbirliğinde karar kılmış olmasıdır. Buna bir de Rusya’nın bir türlü eksilmeyen YPG ilgisi ve Esad’ın da sadece Türkiye’ye sıkıntı veriyor olması nedeniyle bu örgütü fazlaca kafaya takmamasını ve yol vermesini de ekleyelim…

Denklemin can sıkıcı olduğu açıktır. Ancak, buna rağmen Türkiye’nin başta terör ve mülteci olmak üzere Suriye’ye ilişkin kaygıları giderilmedikçe Esad’ın ne zaferi mümkün olacaktır ne de alan hakimiyeti…

Ankara, kendi kaygılarını dolaylı olsa da taşıyan Avrupa başkentlerini denkleme dahil ederek yeni bir politika geliştirip sıkıntıyı azaltabilir. Sınırlı da olsa Suriye’deki kontrol noktalarındaki nüfuzunu genişletebilir. Esad’la el sıkışmak sözkonusu dahi olamayacağı için sabırla gelişmeleri gözlemle yolunu seçebilir.

7 yıldan bugüne değişen veya zayıflayan ittifaklar, sahadaki aktörler ve en nihayet Şam rejiminin yönetememe becerisi bu ülkede barışı görünür gelecekte imkansız kılıyor. Köprünün altından çok sular akmış olması yeniden akmayacağını göstermez.