Hiçbir ABD başkanı Trump kadar sansasyonel olmadı. O’nun kadar dünya çapında siyaset ve magazin malzemesi üreten ve ürettiklerinin aktörü olan bir ABD’li siyasetçi de şimdiye kadar görülmedi. İşadamı olmaktan çok bir medya fenomeni olarak gelişen kariyeri aynı yoldan devam ediyor. Dolayısıyla, Trump’dan siyaset veya perspektif beklemek anlamsızdır.

İçeride ve dışarıda hemen hergün bir tartışma konusu çıkarıp bununla gündem olan bir başkanın ülkesi için ifade ettiği anlamın hayırlı olduğu söylenemez. Zaten her zaman bir gerekçeyle kötü ve olumsuz bir imaja sahip olan Amerika şimdi, başkanları nedeniyle eski günlerini de arayan bir marka değeri aşınması yaşıyor.

Trump’ın başkanlık yolunda sergilediği statükoya karşı sahte kalkışma ve göstermelik isyanı kısa sürede kurulu düzeni tahkim etmek ve özellikle dünya pazarında ABD’nın eşitsiz üstünlüğünü güçlendirmekten ibaret olduğu da anlaşıldı. Daha çok kazanan, dünyanın geri kalanını da daha az düşünen bir ABD modelini olabilecek en antipatik yollarla gerçekleştiriyor.

Avrupa Birliği ile ticarette yapmak istediği budur. Türkiye’nin de dahil olduğu ve dünya ticaretinde neredeyse hiç pay sahibi olmayan ülkelerle kurmak istediği ilişkinin gelip dayandığı yer de budur. BM’ye, NATO’ya verdiği desteği kesme tehdidi de aynı mantığın bir sonucudur. Ülkesinin garantili üstünlük ve avantajlar için ödediği küçük payları bile hesap eden kışkırtıcı bir cimrilik…

Dahası, Kudüs’e büyükelçilik açtıktan sonra şimdi de Filistin’e yapılan yardımları bir kalemde silerek İslam dünyası için, dünya için olduğundan daha büyük tehlike olduğunu bir kez daha gösterdi.

***

Trump her adımda biraz daha İslam dünyasının iç meselesi haline geliyor. Türkiye’yi söylemeye bile gerek yok… Şu anda birinci iç meselemiz dersek hiç abartı olmaz.

Arkasına sınırsız gücü alan kötülüğün neler yapabileceğini anlamak adına küresel bir deney izliyoruz. Hak, hukuk, empati ve insani değerler yok sayıldığında dünyanın nasıl yaşanmaz bir yer olduğunu görmek için bundan daha dramatik bir sahne olamaz. Cehalet, lümpenlik ve iştahla şekillenen iktidarın yarattığı tahribatın sahnesi…

Evet, kurulu düzen hiç adil değildi ve insanlığın problemlerini çözmekte çoğu kez başarılı da sayılmazdı ama hiç olmazsa Trump gibilere karşı siyasi ve ahlaki bir önlem alınmasını mümkün kılıyordu. Sahada yer yer hüküm sürse bile kötülük takdir edilen bir özellik olmuyordu. Yahut da cehalet toleransla karşılanmıyordu.

Trump trajedisi bir kez daha gösterdi ki ahlâk, dürüstlük, ötekiye saygı, ifade özgürlüğü, eğitim ve tutarlılık gibi değerler aynı zamanda insanlık ve ülkeler için en temel kurumlardır. Yasalarda, anayasalarda yazması gerekmez ama hepsinden daha güçlü otorite kaynağı bu değerlerdir. Siyaseti sınırlayan, denetleyen ve ona kalite katan bu kavramların olmadığı düzenin ortaya çıkaracağı tablo ürkütücüdür. Yol buldukça ve onaylandıkça ne yazık ki daha da ürkütücü olacaktır.