Türkiye, 24 Haziran ile birlikte 3. Cumhuriyet’e geçerken ilgilenmemiz gereken asıl konu: Yeni düzende eski düzenin yok sayılmış, ezilmiş ve hor görülmüşlerinin de kendilerine gerçekte bir yer bulup bulamayacakları. Artık pek çok konu bir kararname çıkarmak kadar kolay halledilebilir. Nitekim yeni dönemin vaadi bürokratik duvarları kaldırmaktı.

Türkiye son günlerde daha çok Adnan Oktar ve Kedicikleri ile meşgul ve maalesef her tarafımızdan ikiyüzlülük ve riyakarlık akıyor.

Bugün önümüze suç diye konulanların çoğu dünde iddia edilirken aleyhte hemen hiçbir söz söylemeyen, susan hatta övgüler dizenler bugün Adnan Oktar’ı FETÖ kadar tehlikeli ilan ederken, geçmişte bir şekilde onaylamış cemaat-tarikat ileri gelenleri ise günah çıkarma yarışında.

Unutmayalım ki kim olursa olsun adalet hepimiz için bir gün lazım olabilir. Velev ki Adnan Oktar suçlu; o bile adil yargılanmayı haketmektedir.

***

Alevi Çalıştayları sırasında şu tespitte bulunmuştum; Alevi sorunu çözülürken aslında Sünnilik sorununu da çözmeliyiz.

Maalesef muhafazakârlar devlet tarafından Sünniliğe giydirilen elbiseyi yırtıp atmak yerine bu elbiseyi maharetle kesip biçip üstlerine oturttular ve halka da çok makbul bir şeymiş gibi büyük ölçüde kabul ettirdiler. Dini ve de Sünniliği devletin kontrolüne almak için kurulmuş Diyanet İşleri Başkanlığını da hem meşrulaştırdılar hem de daha güçlü hale getirdiler.

Asıl yapılması gereken din ve vicdan özgürlüğünün sınırlarını genişletmek olduğu ise akla gelmedi.

Gerek Sünni kamuoyu ve gerekse Alevi kamuoyunun ezici çoğunluğunun gerçek bir özgürlük talebi olmadığı için de orta bir yol bulunamadı.

İki tarafta da samimiyetle inancına sahip çıkanlar var ise de uğradıkları yoğun manipülasyon nedeniyle birbirlerini anlamaktan çok birbirlerine karşı bir tavır takındılar.

Aleviler kendilerine 80 sonrası giydirilen “Cumhuriyetin ve devrimlerin koruyucusu” illüzyonuna kapılırken Sünni muhafazakârlar ise iktidara ve de devlete sahip olmanın cazibesi ile hareket etti.

***

Din ve vicdan özgürlüğünün önündeki engellerin neler olduğu ve çözüm yollarının da neler olduğu üç aşağı beş yukarı biliniyor.

Aleviliğin ve Alevilerin özgürleşmesi için atılacak doğru adımlar aynı zamanda cemaat-tarikatların da özgürleşip, hukuki alana çekilmesi anlamına geliyordu. Fakat ne Aleviler bunu (kendi üzerlerinden tarikatların serbest kalmasını) hazmedebildi ne de cemaat-tarikatlar bunu (yasal zemine gelmek) istedi.

Neden? Bir taraf ‘din elden gidiyor’ diye bakarken diğer taraf da ‘cemaat-tarikatlar serbest kalırsa devlet daha çok destek verir ve daha da güçlenirler’ korkusu ile hareket etti.

Hadi Aleviler yanlış düşünüyor; iyi de, Sünnilerin ezici çoğunluğu da böyle düşündü. Cemaat-tarikatlar da, defacto durumu kendileri için daha güvenli buldular.

Legalite ile illegalite arasındaki farkı kavrayamamak böyle bir şey herhalde. Yasal bir yapıyı hukuki yollardan takip her zaman mümkünken illegal bir yapı nasıl takip ve teftiş edilebilir ki?

Yarı legal yapıların devletle, siyasetle ilişkileri doğal olarak her zaman fludur ve cemaat-tarikatların da raydan çıkmasına bu kontrolsüz iklim ortam hazırlamaktadır.

***

“Din ve vicdan özgürlüğü ile ilgili olarak Aleviliğe has bir çözüm yolu aramayalım devleti tüm inançlara karşı eşit bir konuma çekelim. Cemaat-tarikatlara yasal bir çerçeve çizelim ki bunlar hem hal ve hareketlerine dikkat etmek zorunda kalsınlar hem de herhangi bir suç işlendiğinde takipleri kolay olsun” dediğimizde; o zamanki devletlü aziz kardeşlerimiz aydınlanmış olmanın vakarı ile “bilmediğiniz derin mevzular var!” diye bizleri uyarıyorlardı.

O bilmediğimiz derin mevzular 15 Temmuz’a ve 250 şehide mal oldu. Allah cümlesine rahmet etsin.

***

3. Cumhuriyet’in 80 milyonu kucakladığını gösterebilmek için Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a ve Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk’a açık çağrıda bulunmak istiyorum: Yeni eğitim-öğretim yılına AİHM kararlarını uygulayarak girelim ve din derslerini zorunlu olmaktan çıkaracak bir KHK yayınlayalım. Bırakalım da insanlar çocukları için kendi kararlarını kendileri versin. Unutmayalım, bu dersi 12 Eylülcüler zorunlu kılmıştı.