Hep birlikte bir bayramı daha idrak ettik. Ettik etmesine de, malum meselelerimiz hiç değişmiyor. Başlığa bakıp insan hakları, demokrasi, özgürlük diyeceğimi düşündüyseniz yanıldınız, mevzu daha derin.

Bayram vesilesi ile dolup taşan sahiller, piknik alanları, yollar, köyler vs. her nereye gitmişsek elbirliğiyle çöpe boğduk. Yiyip, içmek, eğlenmek güzel de ya arkada bıraktıklarımız. Kurban manzaralarını söylemiyorum bile.

Doğaya saygı nerede?

Bırakın başkalarına, kendimize bile saygımız yok. İzmir’in Konak meydanını bir Japon turist temizliyor ve biz bakıyoruz.

Her yaz uzun yol yaparım ve maalesef bu yollardaki pek çok petrol istasyonu, dinlenme ve mola tesislerdeki tuvaletlerin yanına 10 metre bile yaklaşılamıyor.

Belki reklam olacak ama 6 yaşındaki kızım bile yolda “Baba Opet!” diye bağırıyor.

Temizlik imandandır diyoruz ama camilerimizin WC’lerinin de hali ortada.

***

Şimdi efendim gelişmişlik, geri kalmışlık, eğitimsizlik falan filan geçelim bunları.

Bilen bilir Beşiktaş ve maç hastasıyımdır. Türkiye’nin pek çok stadında maç izledim. Kale arkasından localara, basın ya da şeref tribününe yok birbirimizden bir farkımız. Saygı varsa hepsinde var yoksa hiçbirinde yok.

Büyük işler peşinde koşmaktan küçüklere sıra gelmiyor ki. Koskoca Ankara’da adı Osmanlı koyulan stadın tuvaletlerinin izbelikten bir farkı yok. Süper lüks statlarımızın tuvaletleri de anında kullanılamaz hale getiriliyor el birliğiyle.

Burada bir sorun var ama bu sorunu çözmek sanıldığı kadar kolay değil.

Askerliğimi -bu arada bedelli yapmadığımızı da söylemiş olduk- eğitim çavuşu olarak yaparken bölük astsubayımız “Gelecek erlere tuvalete bile nasıl girip çıkacaklarını öğreteceksiniz…” dediğinde boş bulunup “Ne yani adamın tuvaletini de mi ben yaptıracağım!” diye tepki verdiğimde “Evet, oğlum onu da yaptıracaksın!” demişti.

Acemi erler gelip, kışlalar dolup taştığında ancak anlamıştım ne demek istediğini.

Eğitim şart!..

Geçiniz efendim eğitimli dediğimiz kısa dönemlerin dolup taştığı bir taburda askerlik yaptım ben. Hakimi, savcısı, komiseri, veterineri, öğretmeni, mühendisi, bankacısı, müfettişi, asistanı her çeşit okumuşun olduğu bölükte izmaritini çöpe atmayı akıl eden okumuş yok denecek kadar azdı ve her mıntıka temizliğinde de önce onlar arazi olurdu. Diğer şeyleri saymıyorum bile.

***

Sosyal medyada dolaşan bir video var. Bir araçtaki vatandaş çöplerini camdan yol kenarına atıyor ve bir başka vatandaş o çöpleri arabanın içine atarak sertçe uyarıyor ve attığı tüm çöpleri adama toplatıyor. Çöpü atan da süklüm püklüm kendisine denileni yapıyor.

Şimdi bu sahneyi bir de Türkiye’de düşünün?..

***

Demokrasiymiş, hadi canım! Bizim öyle bir derdimiz yok ki. Olması için önce insani müştereklerde buluşabilmemiz ve ortak hassasiyetler geliştirebilmemiz gerekli.

Empati kurmayı geçtim; yerlere çöp atmamak, trafikte kurallara uymak, umumi tuvalet ve ortak mekanları temiz kullanmak, toplu taşıma araçlarında mümkün mertebe sessiz konuşmak vb. şeyleri yaparak işe başlasak yeter.

Biz bunları yapabilsek zaten sıra normal insani vasıflara da gelecek. Dürüstlük, saygı, empati… Kendimize saygımız yok ki başkalarından beklentimiz olsun…

Sonrada bakıp şaşırıyoruz, okumuş kelli felli adamlarımız bile Cumartesi Anneleri ile dağa çıkartılan yavrularını kurtarmak isteyen annelerin feryatları arasında siyasi mülahazalarla nasıl bir fark görüyorlar diye…

Çünkü o da piknikte çöpünü bırakıp gidiyor, o da tuvaletleri pis bırakıyor, o da trafikte maganda kesiliyor, o da sadece tartışıyor ve karşısındakini küçümsüyor.

Bakınız tartışma programlarına derdini, bilgisini sakin ve üslubu ile aşağılamadan anlatan kaç kişi bir daha çağrılıyor. Reytingi yok efendim, reyting!..

Maalesef bu ülkede temiz yolların, plajların, tuvaletlerin, kurallara uyulan okulun, kurumun, işletmenin, işini dürüst yapanın, çalışanın kıymeti yok.

Baksanıza her şeye af çıkıyor.

Nerede kavga, keşmekeş, küfür-hakaret, aşırılık, sapkınlık varsa ilgi orada. Sonra da yolda para dolu çanta bulan adamın haberini yapıyoruz: “Vay be böyle insanlar da kalmış mı diye…”

Neyse, boş verelim bunları. Asıl biz hısım akrabayı nasıl bir yerlere bankamatik memuru olarak yerleştirebiliriz ona bakalım. Asıl mevzu bu!