Şu krizli günlerde en çok “Hepimiz aynı gemideyiz! Batarsak hep birlikte batarız…” sesleri duyuluyor.

İyi hoş da “Aynı gemideysek neden bu kadar birbirimize yabancıyız? Birbirimizin dertlerini neden anlayamıyoruz?” diye kendi kendisine soran yok?

Durum “Dün de böyleydi!” denebilecek kadar da basit değil.

Dün de çatışmalarımız, kavgalarımız, gerilimlerimiz vardı ve dün de aynı gemideydik ama geminin her kompartımanında yaşayan sakinlerin, kendi ve ileri gelenlerini, doğruları ve eğrilerini az çok eleştiren ve uyaran akilleri de vardı.

Ya şimdi?

İktidarı ve muhalifi ile basın-yayın organları neredeyse her konuda tek ses. En ufak bir eleştiriye dahi yer yok, az buçuk dokunduran da anında “hain” oluyor.

Kanaat önderi diyebileceğimiz isimlerde de “Ya bir durun kardeşim bakın burada hata yapıyoruz herhalde” diyecek mecal yok! Herkes kapalı kapılar arkasında mırıldanıyor.

Namık Kemal misali: “Türk söylemez, söylenir.”

Lafa gelince ülke hepimizin… Herkese özgürlük, eşitllik, adalet, zenginlik?..

Madem bir gemideyiz, gemiden gidelim.

Mecburiyetten gemide bazı ortak alanlar var ve bu alanlarda da mecburiyetten birbirimize katlanıyor, tarafsızmış numarası yapıyorsak gereğini de yapalım!

***

Çorum, bu toprakların kendine has özellikleri olan birçok yerinden biri ve gurbette karşılaşan iki Çorumlunun birbirleri ile olan muhabbetlerinin seyri de acı bir Türkiye gerçeği.

Kılık kıyafet bir ipucu vermiyorsa muhabbet kalıplaşmış soru ve cevaplar üzerinden yürür. Neden?

Çünkü baltayı taşa vurmamak ve de muhabbetin sıhhati buna bağlı. Belki yeni nesil yavaş yavaş bunu aşıyor (?), aşmasına da hâlâ orta ve yukarı yaşlar için bu fazlasıyla gerçek.

”Neresinden?” diye başlayan sorular köyüne, köy yoksa oturduğu mahalleye hatta aşağısı yukarısına kadar gider. Çünkü bunlar bilinmez ise maazallah olmadık bir yerde sinirler gerilebilir ve maraza çıkabilir.

Hayata bakıştan siyasete kadar iki farklı çizgi arasında bugüne kadar ortak bir alan üretilemediği için bir Çorumlu önce bu ayrımları öğrenerek büyür ve çoğunlukla da birbirleri yokmuş gibi yaşar gider.

İşte bizim gemide durum bunun da ötesinde. Bugün için geminin hoşnutları da gayrı memnunları da bırakın birbirlerini yok saymayı birbirlerine diş biliyor.

O kadar ayrık ve öfke doluyuz ki gemi batarsa ‘hep birlikte boğuluruz’ gerçeği bile kalpleri birbirlerine karşı yumuşatamıyor.

Hz. Musa’dan kendisi için Allah’tan bir eşek isteyen adam gibiyiz. Komşunun eşeği iki olmasın da biz yük taşımaya razıyız.

Mademki gemi battığında hep birlikte boğulacağız; gemideki herkes için asgari insani standartlar için uğraşsak ve toplumu her kesimi ile kucaklayıp fırsat eşitliği sunsak olmaz mı?

Durum “Efendim hepimiz duble yoldan geçiyoruz ya!” denecek kadar basit değil…

***

Yıllar önce –açılım süreci yaşanıyordu- bir muhabbette geminin Türk yolcusu tartıştığı Kürt yolcuya “Bu ülkede Kürtten bakan da cumhurbaşkanı da oldu daha ne istiyorsunuz?” diye celallendiğinde Kürt yolcu: “Senden ne bir fazla ne bir eksik istiyorum, sadece aynı şeyleri yapabilme özgürlüğü istiyorum” demiş ve verdiği örnek masada buz gibi bir hava estirmişti.

“Örneğin ben de birkaç arkadaşımı alıp Türkçülüğü ile malul bir partinin parti temsilciliğine elimi kolumu sallayıp girmek, kapı penceresini indirip, camdan poz verip evime gitmek istiyorum. Var mısın buna?”

Bizde hâlâ her Kürdü terörist gören bir damar var.

***

Aynı gemideyiz ama Alevi bir er şehit olduğunda ailesine hilaf iki tane cenaze töreni yaptırıyor, görev başında hayatını kaybeden bir askerimiz için bir siyasi parti lideri çıkıp “Ermeni’den şehit olmaz!” diyerek ailesine şehit maaş bağlanmasına itiraz edilebiliyor.

Almanya’daki Türkler için anadilde eğitim namus, din eğitimi elzem ama iş sınırlarımıza girince …

Çocuklarının acısı ile yürekleri sızlayan Cumartesi Annelerine dün sahip çıkarken bugün muhalifler sahip çıkıyor diye sırtımızı dönebiliyoruz. Ne ara bu kadar vicdanlarımız sağırlaştı?

Ne çabuk unuttuk Berfo Ana’yı?..

***

Alevi-Sünni, Türk-Kürt kardeştir vs. diyerek sorunlar çözülmüyor.

Hepimiz aynı gemideyiz değil mi?

Öyleyse şu AİHM kararlarını uygulasak da geminin gerçekten de hepimizin olduğunu cümle aleme göstersek.

Yoksa o kadar da değil mi?