Şu anda bir ekonomik sıkıntının içindeyiz. Bu sıkıntının bir sürü sebebi var.

Dış borçlarımız. Evet, ağırlıklı olarak özel sektör borcu. Fakat biliyorsunuz, bu borçlarda devlet özel sektöre kefil oluyor. Ayrıca, özel sektör borçlarının çoğu, geleneksel olarak devletlerin yaptığı türden yatırımlar sebebiyle oluşan borçlar. Köprülerimizin, tünellerimizin ve sairelerimizin borcu. Bu borçların anaparasını hemen ödemek zorunda değiliz. Ancak, yıllık faizleri de bizim ekonomimiz için büyük para. Devletin yüklenici firmalara kendisini yükümlülük altına sokan bazı taahhütlerde bulunduğunu, mesela köprülerden yeteri kadar araç geçmezse, köprüden geçmeyen araçlar için yüklenicilere para ödediğini de hatırlayalım.

Bütçe açığımız var. Devlet, gelirinden daha fazla harcıyor.

Cari açığımız var. İhracatımız, ithalatımızı karşılamıyor.

Bu demektir ki, devlet olarak da birey olarak da müsrifiz. Ürettiğimizden veya kazandığımızdan daha çok harcıyoruz.

Daha bir sürü yazabilirim.

Ben yazmasam da, okuyanlar daha bir çok kalem ilave edebilir.

Muhtemelen, ilave edilenler dahil, bu kalemlerin tamamı doğrudur.

Fakat, bunlardan daha doğru olduğunu düşündüğüm bir şey var.

Petrol, iyi hoş. Doğalgaz, güzel. Bakır, demir, bor, kömür, cıva, mermer, elma, portakal, şeftali, kivi, hepsi harika. Tekstil, beyaz eşya, ithalata dayalı olsa da otomotiv...

Bunlar iyi kaynaklar.

Bunları konuşurken, bütün dünyanın üzerinde ittifak ettiği şeyi biraz geri plana itiyoruz.

İnsan, yukarıdan aşağı sıraladığım kalemlerin hepsinden daha önemli bir kaynak.

Yok mu insanımız?

Var. Nüfusumuz 80 milyonu geçti.

Avrupa’da nüfusu bizim kadar olan ülke var mı? Rusya’yla Almanya’yı saymazsan, yok.

Sadece okulda okuyan çocuklarımızın nüfusu -yaklaşık 17 milyon- Avrupa’daki 20-30 ülkenin nüfusundan fazla. (Hollanda‘nın nüfusu 10 milyon, Belçika 11 milyon, Çekya 10 milyon, İsveç 9 milyon, Norveç 5, Macaristan 9, Avusturya 8, İsviçre 7 milyon. Görüyor musunuz, ne kadar kalabalığız?

Peki insanımızın mayası mı bozuk? Cinsi mi iyi değil?

Zannetmiyorum.

Hata insanımızda, insanımızın özelliklerinde değil, bizde.

İnsanımızı iyi yetiştirmiyoruz. İyi eğitmiyoruz. Eğitimlerini hem bizim ihtiyaçlarımıza göre, hem çağın ihtiyaçlarına göre doğru planlamıyoruz.

Önüne gelen bilgi çağı, bilişim çağı diyor, hayata yansıması, çocuklarımızın ceplerindeki milyonlarca akıllı telefon. Onun da parasını el alıyor, dumanını yel alıyor.

Kabiliyetimiz, dünyadaki bilgi teknolojisinin ‘İnstagram’ın, ‘Twitter’ın, Facebook’un ücretsiz personeli, tabir caizse ‘sermaye’si olmaya yetiyor.

Sanayici elinde büyüteçle vasıflı eleman arayıp bulamazken, biz, elimizdeki ihtiyaç fazlası milyonlarca vasıfsız insana iş arıyoruz.

Yeni Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk, Temmuz ayında düzenlediği basın toplantısında bu gerçeklerin, hatta daha fazlasının farkında olduğuna dair işaretler verdi.

“Dünya dördüncü büyük kırılmayı yaşıyor. Fiziksel, biyolojik ve dijital olanın birleştiği bir çağ. Aya füze gönderiyoruz. Ay tam karşımızda. Ancak aya nişan aldığımızda füze ulaştığında ay orada olmayacak. Biz çocuklarımızı geleceğe fırlatıyoruz.”

Bu sözler, Bakan Selçuk’a ait.

İki gün önce bir şey daha söyledi Selçuk:

“Başka bir rekabet var, başka bir bilim ve teknoloji var dünyada. Bizim kıyameti koparmamız lazım eğitimde. ‘Bir şey yapmak lazım’ın ötesinde kıyameti koparmamız lazım.”

Eğer, Selçuk’un söylediklerini yapmaya mesela 16 yıl önce başlasaydık, eminim şimdi ekonomimiz çok daha sağlıklı bir yerde olurdu.

“2 Ay içerisinde üç yıllık bir program açıklayacağız” demişti Bakan Selçik.

O iki ay, hemen hemen doldu.

Bugün yarın açıklar.

Merakla ve ümitle bekliyorum.

Şu gerçeği de bir kenarda tutuyorum.

Paranın bol olduğu zamanda elimize geçen kaynağın bir kısmını insanımızı doğru yetiştirmeye ayırsaydık...

Vasıfsız elemanlar, akıllı telefon müşterileri, twitter, facebook sermayeleri yetiştireceğimize nitelikli, bilgili, araştırabilen, sorgulayabilen, eleştirebilen, fikir üretebilen, hatta işe yarayacak herhangi bir şeyi üretebilen insanlar yetiştirebilseydik...

Bugün çektiğimiz ekonomik sıkıntılar bizi teğet geçerdi.

Dolar da bu kadar yükselemezdi.