Geçen hafta cuma günü 20 Temmuz insanlığın Ay’a inişinin 49. yıldönümü idi. Başta NASA olmak üzere, bilim seven herkes sosyal medya hesaplarında Ay’a iniş resim ve videoları paylaştılar ve bu günü kutladılar. Televizyon kanalları belgeseller yayınladılar ve eski başkanlardan Kennedy’nin 12 Eylül 1962 tarihinde Rice Üniversitesi’nde yaptığı “Ay’a gidiyoruz!” konuşmasını yayınladılar. Kennedy bu konuşmasında şöyle diyordu:

-Bizden önce gelenler bu ülkenin endüstri devriminin, modern icatların ve nükleer gücün ilk dalgalarını yönlendirmişlerdir ve bu nesil de gelen uzay çağının gerisinde kalma niyetinde değildir. Bunun bir parçası olmayı, buna liderlik etmeyi hedefliyoruz. Dünyanın gözleri uzaya, aya, gezegenlere ve ötesine çevrilmiş durumdadır ve bunun istilanın düşman bayrağı altında değil ama özgürlük ve barış sancağı altında gerçekleşeceğini görmeye ant içtik. Uzayın kitle imha silahları ile değil ama bilgi ve uzlaşı araçları ile donatılmasına ant içtik.

-Aya gitmeyi seçtik. On yıl içinde aya gitmeyi ve diğer şeyleri yapmayı seçtik, kolay oldukları için değil ama zor oldukları için, çünkü bu amaç, sahip olduğumuz enerji ve yetenekleri düzenlememize ve değerlendirmemize hizmet edecek, çünkü bu kabul etmek istediğimiz türden, ertelemek istemediğimiz bir meydan okuma ve, diğerleri gibi de, kazanmak istiyoruz.

Kennedy’nin bu konuşmasının ardından, yaklaşık 7 yıl sonra Neil Armstrong Ay’a inen insan oldu ve Ay’a iner inmez ilk söylediği söz “insan için küçük, insanlık için büyük bir adım” idi. Armstrong’u Buzz Aldrin takip etti ve Ay’a inen ikinci insan oldu.

Buzz Aldrin ile birkaç ay önce bir uzay konferansında karşılaşıp sohbet etme fırsatım oldu. Ay maceralarını ve Ay’dan baktığında Dünya hakkında neler düşündüğünü sordum. Sorularıma tam cevap alamadan etrafımız “selfie” çektirmek isteyenlerle doldu ve konuşmamız yarım kaldı. Geçen hafta ise iki çocuğunu mahkemeye vermiş. Çocukları 88 yaşındaki emekli astronotun akli dengesinin yerinde olmadığını, dolayısı ile emeklilik maaşı, banka hesabı ve diğer malvarlıklarının vekaletinin kendilerine verilmesini istiyorlar. Kısacası adam daha ölmeden mirasa konmak istiyorlar. Fakat Aldrin çocuklarına dava açarak aklının yerinde olduğunu ve çocuklarının malvarlığından uzak durmasını istedi.

İki hafta önce başka bir uzay konferansında Apollo 16 misyonuyla Ay’a inen astronot Charlie Duke ile de tanışıp sohbet etme imkanı buldum.

Türkiye’de ve Amerika’da üniversiteler, liseler, ilköğretim okulları ve sayısız özel derneklerde defalarca astronomi konferanslarına davet edildim. Bir konferansımda katılanların tamamına yakını hanımlardan oluşuyordu. Konferans sonunda anladım ki davet eden arkadaş astronomi yerine astroloji yazmış. Konferans sonunda “biz astroloji dinlemeye gelmiştik, fakat astronomi de fena değilmiş” dediler.

İşte bu konferanslarımda bana en çok sorulan iki sorudan birisi Amerika’nın gerçekten Ay’a gidip gitmediği yönünde. Evet, gidildi deyip, gidildiğine dair delillerimi sıraladığımda ise suratları düşüyor ve cevabımdan memnun olmuyorlar. Bunu üniversite okuyan gençlerden, fizik ve matematik öğretmenlerinden, hatta profesörlerden duymuşluğum var. Sosyal medya hesabımdan gelen soruların zaten haddi hesabı yok. Doktora ve master yapmış bilim insanlarından bile böyle sorular alıyorum. İstedikleri cevabı alamayınca çocuk gibi darılıp arkadaşlık listesinden çıkarıyorlar.

Ay’a gidildiğine dair yüzlerce delil var. Hepsini listelemek yerine kendi gözlerimle şahit olduğum 2 delili burda yazayım. Birincisi Los Angeles’ta yaşayan ve Apollo projelerinde çalışan emekli bir Türk mühendis var. Kendisinden Ay’a nasıl gidildiği konusunda birçok teknik bilgiler aldım. İkincisi ise Riverside Astronomi Derneği üyesiyim. Bu dernek amatör astronomlardan oluşuyor ve Ay’a inme anını teleskoplarla takip etmişler ve on binlerce kişiye de canlı izletmişler. O gün orada olan ve Ay’a inme anını canlı izleyen yüzlerce kişiyle konuşma fırsatım oldu. Ay’da havanın olmadığı ve Amerikan bayrağının dalgalanmayacağı, fakat resimlerde dalgalanan bayrağın olduğunu söyleyenlere resme daha yakın bakmalarını, eğer iyi bakarlarsa bayrağın üst kısmının direğe yatay bir telle sabitlenmiş olduğu gerçeğinden bahsetmeye bile gerek yok.

Kaybedenler kulübünün yıldızıyken

Çekiliş, kur’a, raffle biletleri konusunda şimdiye kadar hiçbir şansım olmadı. %99 kazanma ihtimalim olsa ve %1 olmasa, ben o %1 grubuna dahil oldum hep. Bu konuda kaybedenler kulübünün parlayan yıldızıyım. Paraya kıyıp aldığım en iyi laptop bile ilk seferinde hep bozuk çıkar. İnternetten verdiğim siparişler çoğu kez başka adreslere gider veya bozuk çıkar. Hevesim hep kursağımda kalır.

Gary Flandro 1962 yılında Caltech’de yüksek lisans öğrencisi idi ve NASA JPL’de staj yapıyordu. Kendisine vaktini boşa geçirmesin diye gezegenlerin yörüngelerini ve hangi yıl nerede olacaklarını hesaplamasını isteyen göstermelik bir proje verdiler.

Flandro öyle bir şey keşfetti ki uzay araştırmalarının seyrini değiştirdi. Flandro’nun hesaplarına göre gezegenler 176 yılda bir aynı hizaya geliyorlardı ve bu da 1980’li yıllara denk geliyordu. Bu olayın bir sonraki tekrarı ise 2156 yılında gerçekleşecekti. Eğer NASA bir uzay aracı gönderirse ve gezegenlerin kütle çekimini sapan etkisi olarak kullanırsa 4 büyük dış gezegeni tek bir uzay aracı ile ziyaret edecek ve o günün teknolojisi ile 40 yıl sürecek bir serüven 10 yıldan kısa bir sürede tamamlanabilecekti.

NASA bu projeyi kabul etti ve Voyager 1 ve Voyager 2 uzay araçları tasarlanıp dış gezgenlere gönderildi ve bu 2 araç insanoğlunun gidebildiği en uzak noktaya gittiler ve halen Güneş sisteminin dışına doğru yol alıyorlar.

Gary Flandro geçen hafta Arizona’nın Tucson şehrinde gerçekleştirilen uzay festivaline gelenlerden birine hediye edilmek üzere Voyager 2 uzay aracının orijinal tasarımlarından birini imzalayıp festivalde sunum yapan uzay tarihçisi Jay Gallentine’e gönderdi. Jay Gallentine ise konuşmasına başlamadan önce festivale katılanlardan isimlerini bir kağıda yazarak kutuya atmalarını, konuşma sonunda rastgele çekeceği bir isme Flandro imzalı Voyager 2 uzay aracının orijinal tasarım dökümanını hediye edeceğini söyledi.

Şimdiye kadar böyle bir çekilişte hiç bir şansı olmamış, bahtsız biri olarak, bana çıkmayacağından emin olarak, rastgele bir kağıda, istemeye istemeye ismimi yazıp kutuya attım. Voyager uzay araçlarının tarihini kitaplaştıran Jay Gallentine binlerce isim arasından benim ismimi seçti ve bu Gary Flandro imzalı belgenin sahibi oldum.