Geçen hafta hükümet “100 Günlük Eylem Planı” çerçevesinde Türkiye Uzay Ajansı’nın kurulacağını açıkladı. Ardından Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ‘’Uzay sanayinin güçlendirilmesi, uzay teknolojileri alanında bilimsel altyapıların ve insan kaynağının geliştirilmesi, kapasite ve yeteneklerin daha da artırılması için Türkiye Uzay Ajansı’nı kuruyoruz’’ dedi.

Türkiye Uzay Ajansı’nın kurulacak olmasından ziyadesiyle memnun oldum. Yıllardır astronomiyle içiçe yaşamış, astrofizik üzerine akademik araştırmalar yapan, astronomi konferansları ve dersleri veren, her ay NASA JPL’de bir toplantıya katılıp NASA’nın geçmişte neler yaptığını ve gelecekte neler yapacağını takip eden, çevresindeki her astronomi etkinliğine katılan, uzaya gönderilen her uzay aracı ve uydu fırlatmalarını mümükünse yerinde, değilse canlı yayınlardan takip eden ve Ay’a inenler dahil onlarca astronotla tanışmış ve onların uzay maceralarını dinlemiş birisi olarak nihayet “güzel ve yalnız ülkem” Türkiye’nin de uzay ajansı kuracak olması 10 bin km öteden de olsa beni çok heyecanlandırdı.

***

Halen devam eden ekonomik savaş göze alındığında, ekonomistlerin en fazla dile getirdiği çözüm önerisi yüksek teknoloji üretmek ve satmak. Yüksek teknoloji de ancak uzay çalışmalarıyla mümkün olabilmektedir. Mesela mürekkep püskürtmeli yazıcılar tamamen uzaya götürülen tükenmez kalemlerin yazmaması sonucu üretildi. Uzayda tükenmez kalemlerin yazmadığını haber alan Fisher Pen Co.’nun sahibi Paul C. Fisher tam 1 milyon Dolar yatırım yaparak uzayda yazan, püskürtmeli kalemler üretmeye başladı. Bunun devamı olarak mürekkep püskürtmeli yazıcılar üretildi. ABD yazıcı ve kartuş satışlarından her yıl 110 milyar Dolar gelir elde etmektedir. NASA’nın bütçesinin 19 milyar Dolar olduğunu hesaba kattığımızda sadece yazıcı ve kartuşlardan uzay araştırmalarına harcanan paradan yaklaşık 5 kat gelir elde edilmektedir.

Bugün akıllı telefonlarda kullanılan dijital kameralar yine ilk defa NASA JPL tarafından geliştirilmiştir ve sonra cep telefonu şirketleri bu teknolojiyi alıp akıllı telefonları üretmişlerdir. Bu sayede milyonlarca vatandaşımız her yeni versiyonu çıktığında bir İphone alabilmek için üç-beş aylık maaşını feda etmektedir. Çoğu kişi ekonomik gücü yetmediği halde borçlanarak bir akıllı telefon sahibi olmaktadır. Hal böyle olunca milli gelirimiz bu teknolojilere akıp gitmektedir. Iphone’un üreticisi Apple geçen hafta 1 trilyon dolarlık şirket ünvanını kazanmıştır. 80 bin çalışanı olan Apple, 80 milyon nüfuslu Türkiye’den daha fazla gelir elde etmektedir.

Yol bulmamızı sağlayan GPS, bebek mamaları, MRI cihazları, beynin 3 boyutlu resmini çekebilen ve bu sayede beyin ameliyatlarını 10 kat hızlandıran cihazlar NASA’nın ya doğrudan ya da yan ürün olarak ürettiği teknolojilerdir. Yine NASA’nın başka gezegenlerde su arama sistemlerinin Dünya’da da uygulanması ile yeraltı sularının keşfini hızlandırmış, bu sayede özellikle Kenya gibi kurak bölgelerde yeraltı suları keşfedilmiş ve bu bölgelerde susuzluk azaltılmıştır.

***

Camların buzlanmasını engelleyen ve uçaklarda kullanılan birçok teknoloji yine NASA tarafından icat edilmiştir. Aynı şekilde üst kanat teknolojisi sayesinde uçaklar daha az yakıtla daha uzak mesafelere gitmektedirler.

Robotlar, dizüstü bilgisayarlar, hastanelerde hastaların kalp atışlarını dinleyen cihazlar, su arıtma sistemleri, güneş enerji panelleri, itfaiyecilerin yanmayan elbiseleri, kadınlarda meme kanserini erken algılayan mamografi cihazları, ev izolasyonları, “memory foam” denilen ve vücut şeklini alan yataklar, atletik ayakkabılar, LED lambalar hep NASA’nın yani uzay araştırmalarının sonucudur.

Listeyi uzatmak mümkündür. Esasen bir kitap yazacak kadar yakın zamanda gördüğümüz ve bizim ancak kullanıcı olarak kaldığımız bu teknolojiler hep uzay araştırmaları sayesinde hayat bulmuştur. Uzay ajansının kurulması uzun vadede bizimde yüksek teknoloji üretmemiz ve ekonomik olarak güçlü olmamız için çok geç kalınmış bir adımdır. İşin daha da vahimi, elin adamları astronomi ve uzay araştırmaları sayesinde bu teknolojileri geliştirirken, bizim milli eğitimimiz 1934 yılında Almanya’dan kaçan 93 profesöre teslim edilmiş ve onlar ise Osmanlı döneminde zorunlu ders olan astronomi eğitimlerini müfredattan kaldırmışlardır. 1974 yılında seçmeli ders olarak geri gelen astronomi, 1980 darbesinde yeniden müfredattan çıkarılmış bugün ise hala seçmeli ders durumundadır.

Son yüzyılda geliştirilen bu kadar teknoloji uzay çalışmaları ve astronomiye bağlı iken, astronominin seçmeli ders olduğu bir ülkede uzay ajansı için yeterli eleman bulmak tabi ki çok zor olacaktır. NASA’nın birçok tesisini gezmiş ve incelemiş birisi olarak tavsiyem odur ki; yurtdışında NASA’da veya ESA’da çalışan, tecrübe sahibi bilim insanlarımız ve mühendislerimiz Türkiye’ye davet edilebilir. Bu sayede kurumsallaşma hızlanabilir.

Uzay ajansı için eleman seçimi diğer devlet kurumlarındaki gibi “hamili yakınımdır” şeklinde değil, tamamen liyakata bağlı olmalıdır. Fizik, kimya gibi bölümlerden 100 üzerinden en az 80, 4 üzerinden en az 3 ile mezun olanlar seçilmelidir. Kesinlikle konusunun en iyisinin en iyisi seçilmelidir. Alınan elemanlarda sıfır ego olmalı, takım çalışmasına önem veren ve en karmaşık bilimsel meseleleri ilkokul öğrencisinin bile anlayabileceği basitlikte anlatabilenler alınmalıdır.

***

Astronomi konferansları ve eğitimleri derhal ülke geneline yayılmalı ve bu sayede fizik, kimya, matematik bölümlerine olan alaka arttırılmalıdır. Nitekim 1970 yılında Fransa’da ve 1980 yılında Amerika’da üniversitelerin fizik bölümlerini tercih eden öğrenci sayısı azalmış ve kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalınmıştı. Ülke genelinde astronomi etkinlikleri ve konferansları düzenlenerek fiziğe ilgi fazlalaşmış ve bu sayede temel bilimler ayakta kalabilmiştir. Çünkü astronomi insanlarda heyecan ve merak uyandırmakta ve bilime ilgiyi arttırmaktadır.

Eleman seçimini titizlikle yaptıktan sonra, uzay ajansımız 3 yıllık, 5 yıllık, 10 yıllık, 100 yıllık planlar yapmalı ve bu planlara sadık kalmalıdır. Mesela 9 milyon nüfuslu Birleşik Arap Emirlikleri 2117 yılında Mars’da koloni kuracağını planlamış, emekli NASA astronotlarını ve bilim insanlarını sürekli davet ederek fikirlerini almaktadır. Uzay ajansı attığı her adımı ve işe aldığı her bilim adamını hangi özelliklerinden dolayı aldığını şeffaf bir şekilde ilan etmelidir.

Bu işi hızlandırmak için ABD ile aramız şu günlerde iyi olmadığı için Rus, Japon ve Çin uzay ajanslarıyla ortak çalışabilir, onların tecrübelerinden faydalanabiliriz.

Bu vesileyle uzay ajansının kurulmasını cani gönülden destekliyor ve başarılar diliyorum.