Back To Top
Ali Asgar Çabuk yazdı: Suriye’nin geleceğinde-İran ve Rusya

Ali Asgar Çabuk yazdı: Suriye’nin geleceğinde-İran ve Rusya

 - Son Güncelleme: 12.09.2018 Çarşamba 09:16
Ali Asgar Çabuk yazdı: Suriye’nin geleceğinde-İran ve Rusya
- A +

İran üzerine çalışmalar yürüten gazeteci Ali Asgar Çabuk, Suriye’nin geleceğinde İran ve Rusya’nın karşılıklı olarak konumlanmasını ve iki ülkenin stratejik ortaklık sınırlarını değerlendiriyor.

İran-Rusya ilişkilerinin tarihsel sürecine baktığımızda jeopolitiğin bir sonucu olarak sürekli bir rekabetin olduğunu  ve aynı zamanda hassas dönemlerde oluşan stratejik özel işbirliklerini görmekteyiz. İkinci Dünya Savaşı esnasında İran’ın tarafsız olmasına rağmen Kızıl Ordu, İran’ın kuzeyini işgal etmiş ve bu işgal iki ülke arasındaki ilişkilerin sosyolojisini oluşturan bir tarihsel arka plan halini almıştır.

18-09/12/screenshot_3.jpg

Savaş sonrasında, İran’ın Sovyetleri tehdit olarak algılaması Tahran’ı Batı blokuna doğru itmiş ve İran, Soğuk Savaş döneminde SSCB karşıtı CENTO örgütünde yer almıştır. İran’da gerçekleşen İslam devrimi sonrasında ise İran’ın Rusya’ya yönelik tehdit algısı değişmemiştir. Hatta Rusya’dan gelen ideolojik tehdit algısının İran sosyolojisi üzerinden etkileri olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak 1990’lı yıllara geldiğimizde Sovyet Birliğinin parçalanması, İran’ın bölgedeki etkinliğini artırmış ve Tahran yönetimine büyük fırsatlar sunmuştur. İki ülke arasında karasal herhangi bir sınır kalmamış ve Rusya-İran komşuluğu Hazar denizi üzerinden devam etmiştir. O dönem Amerika karşıtlığında İran dış politikasındaki pragmatizm ideolojik söylemin üzerine çıkmış ve ABD egemenliği altında tek kutuplu dünya anlayışı İran-Rusya yakınlaşmasını başlatmıştır.

STRATEJİK ORTAKLIK MI?

Suriye’de 15 Mart 2011’de tüm bölgeyi içine alan vekalet savaşlarına şahit olduk. Bugün geldiğimiz noktada Suriye üzerinden tartıştığımız İran-Rusya ilişkileri, özellikle 2015 yılı sonrasında çok farklı bir noktaya gelmiştir. Rusya İran’ın direniş hattı şeklinde tanımladığı cepheye dolaylı olarak katılmış ve Suriye’de İran ile ortak hareket etmeye başlamıştır. Ancak İran ve Rusya arasındaki bu ilişkiye ne kadar stratejik ortalık denilebilir? İran- Rusya ilişkilerinin kırılgan fay hatları nerededir?

En son 17 Mayıs tarihinde Soçi’de gerçekleşen Putin-Esed görüşmesine ilişkin Kremlinden gelen açıklamalar 2015 yılından itibaren tanık olduğumuz İran-Rusya ilişkileri ile uyuşmayan bir nitelikte. Kremlin söz konusu görüşme sonrası yaptığı açıklamada “ Suriye’deki yabancı güçlerin çekilme süreci yakında başlayacaktır” ifadelerini kullanmıştı. Elbette Kremlinden gelen bu açıklama yer alan yabancı güçler ifadesi net olmamasına rağmen, Tahran bu ifadeyi çoktan üzerine alınmıştı. Tahran yönetiminin “yabancı güçler” ibaresini başta Amerika olmak üzere Suriye’de bir çok kesimi kapsamasına rağmen üzerine alınması, ilişkilerin kırılganlığını da gösterebilmekte.

Kremlinden gelen açıklamanın Putin- Esed görüşmesinden sonra gelmesi, İran’ı da kapsayan yabancı güçler ifadesine Şam’ın da katıldığı şeklinde yorumlara neden oldu. Görüşmeden bir gün sonra ise Rusya Devlet Başkanının Suriye Özel Temsilcisi Aleksander Lavrantiev, Suriye’den çekilmesi gereken yabancı güçlerin “ Türkiye, Amerika, İran ve Hizbullah” olduğunu söyledi.

Ancak Kremlinin yabancı güçler tanımlamasına karşılık Şam ve Tahran yönetimlerinin ortak tepki göstermeleri ve Şam’ın İran ve Hizbullah’ın Suriye’deki varlığını Rusya’dan farksız görmediğini açıklaması, bu tartışmalara son noktayı koydu. Ancak bu tartışmalar İran-Rusya ilişkisine dair bazı soruları beraberinde getirdi.

Uzun süredir Suriye’de Şam yönetimini de içine alan Rusya, İran, Irak, ve Hizbullah’tan oluşan 4+1 ittifakı ile karşı karşıyız. Özellikle Rusya’nın Suriye’ye dahil olması ile birlikte bu ittifakın uyumlu bir şekilde çalıştığına şahit olduk. Ancak İran ve Rusya ilişkilerinin bu koalisyon içerisinde özel bir konumu olduğunu vurgulamak gerekir.

Öncelikle İran içerisinde Rusya ile kurulan ilişkinin stratejik ortaklık şeklinde tanımlanması bazı cenahları rahatsız etmekte. Elbette bu çevrelerin Rusya ile kurulan ilişkiden rahatsız oluşlarını özellikle ikinci dünya savaşından gelen tarihsel kodlar nedeniyle olduğunu söylemek mümkün. Ancak uluslararası ilişkiler tarihsel kodlardan beslenmesine rağmen bu kodları yeniden okuyabilmektedir. Buna rağmen İran- Rusya ilişkilerine dair İran içerisindeki tartışmaları ilk olarak Rusya’nın Hamedan askeri üssünü kullanmak istediğinde gördük. Rusya Tahran yönetiminden kendi sınırları içerisinde kullanabileceği bir askeri üs talebinde bulunmuştu. İran anayasasına aykırı olan bu talep Tahran yönetimi tarafından ret edilmiş ve hiçbir şekilde Rusya’nın ülke içerisinde askeri üs kullanıma izin verilmeyeceği üst düzey yetkililerce açıklanmıştı. Ancak bu talebin kendisi dahi İran içerisinde Rusya- İran ilişkilerinin tartışılmasına neden oldu.

Öncelikle İran-Rusya ilişkilerini stratejik ortaklık şeklinde tarif etmek yanlış olacaktır. Çünkü iki ülkenin mevcut işbirliği alanlarını göz önüne aldığımızda bu tanımlamayı yapmak şuan için mümkün değil. Bu ilişkilerin Suriye özelinde şekillendiğini ve diğer bir çok alanda henüz istenilen aşamada olmadığını görmekteyiz. Tahran – Moskova arasında 2 milyar doların henüz altında olan ticari ilişkilere baktığımızda, bu rakamın kendisi herhangi bir stratejik ortaklığın olmadığını göstermektedir. Buna karşılık Türkiye ve Rusya arasında bölgesel ve uluslararası çapta bir çok ihtilaf olmasına rağmen ticari ilişkiler 30-40 milyar doların üzerindedir. Buda gösteriyor ki Ankara’nın Moskova ile ilişkileri Tahran’a nispeten daha sağlam bir zeminde.

Sadece Suriye özelinde şekillenen İran-Rusya ilişkileri iki ülke arasında herhangi bir sosyolojik ve kültürel kaymalara neden olmamış ve ilişkiler daha çok tek bir merkeze odaklanmıştır. Bu anlamda iki ülke ilişkilerinin stratejik olmayışı Suriye özelinde de kırılganlığı artırabilir.

SİYASİ SÜREÇTE

İRAN-RUSYA İLİŞKİSİ

Özellikle yaklaşmakta olan İdlip operasyonu sonrasında başlayacak olan siyasi süreçte, İran’ın Suriye’deki askeri varlığı Rusya için de bir tartışma konusu olabilir. Bu anlamda Rusya için 4+1 koalisyonu Suriye krizinin zorunlu kıldığı bir antlaşmadır. Rusya için Suriye’de artık savaş döneminin yerini siyasi sürece bırakacak olması aynı zamanda yeni ortaklıklar ve yeni oyuncular anlamına gelmekte. Elbette bu siyasi süreç içerisinde Suriye’nin toprak bütünlüğü ve ulusal egemenliği Rusya için yine temel esas olacaktır. Ancak Ankara ile Moskova hattında Suriye’deki siyasi sürece dair bir antlaşma Tahran yönetimi için risk anlamı taşımakta. Bu süreçte Ankara, Moskova ve Washington’un  Suriye’nin geleceğine dair bir antlaşmaya varma ihtimali, Tahran’ın bu sürece  dahil olma ihtimalini düşürmekte. Şüphesiz bu sürecin önemli bir ayağı Beşar Esad olacaktır. İran Beşar Esad’ı şuanda meşru Devlet Başkanı olarak görürken aynı şeyi Rusya için söyleyemeyiz. Bazı hassas dönemlerde gördüğümüz Kremline karşı Şam-Tahran ortaklığını bu şekilde yorumlamak mümkün. Rusya Esad’ın varlığına şartlanmış değil ve gerektiğinde vaz geçebileceğinin sinyallerini daha önce vermişti.

4+1 KOALİSYONU BİTİYOR MU?

Suriye’de Rusya’nın varlığı ile uluslararası bir oyun kurucu olan 4+1 koalisyonu, Suriye’de vekalet savaşlarını bitirmiştir. Astana süreci ile başlayan bu hamle aslında bu zamana kadar sahada olan vekillerin yerlerini asıllarına bırakmalarına neden oldu. Yani artık sahada vekilleri değil asıl oyun kurucuları izleyeceğiz. Bu anlamda Rusya bir savaş koalisyonu olan 4+1 ile yetinmeyerek Suriye’deki siyasi sürece başta İsrail olmak üzere farklı aktörleri katma arayışına girecektir. Ancak Tahran yönetimi İsrail ve Amerika’nın da içinde yer alacağı bir koalisyona girer mi?

Bundan sonraki süreçte daha önce hızlı bir şekilde yayılarak genişlediğini gördüğümüz İran’ın yalnızlaştırılmak istendiğini görüyoruz. Şüphesiz İran’a yönelik en büyük hamle yine Suriye’den gelecektir. İran-Rusya ilişkilerindeki kırılgan fay hatları ve bu ilişkilerin stratejik bir ortaklık olmayışı Suriye’de göreceğimiz yeni ittifak ve koalisyon arayışlarında kendisini daha fazla hissettirecek. Rusya’nın özellikle İsrail ve Amerika’dan gelen “İran’ı Suriye’den çıkartın” baskılarına kendi jeopolitiğini feda edeceğini söylemek zor bir ihtimal.

Daha önce hızlı bir şekilde yayılarak genişlediğini gördüğümüz İran’ın yalnızlaştırılmak istendiğini görüyoruz. Şüphesiz İran’a yönelik en büyük hamle yine Suriye’den gelecek.

İran’ın özelde Suriye ve uluslararası dış politikası savunma temeline dayanırken Rusya’nın Suriye’deki varlığı tek başına cihatçı tehditlere karşı bir savunma değildir. Rusya Suriye’nin toprak bütünlüğünü esas alarak aynı zamanda bir oyun  kurucu ve bölgede süper güç tahayyülünü ispat eden bir ülke konumunda. Bu ise Moskova’nın elini genişletmekte. İran her ne kadar Suriye’nin toprak bütünlüğünü temel alan yeni koalisyon ve antlaşmalara açık olsa da kendisine yönelik baskı ve kışkırtmalardan rahatsız. İran Suriye’nin toprak bütünlüğünü kendi askeri kazanç ve varlığını feda ederek sağlayabilir mi? Terör sonrası dönemin inşasında İran, Rusya’nın kuracağı yeni ilişkilere ve koalisyonlara ne kadar yakın durabilir?

Yaklaşmakta olan İdlip operasyonu aynı zamanda Suriye’de oluşmakta olan yeni siyasi sürecin taraflarını da belirliyor. Bu süreç ise var olan savaş koalisyonlarının yerini siyasi ittifaklara bırakacağı anlamına gelmekte. Kırılgan olan İran-Rusya ilişkilerinde özellikle Kremlinden gelen “yabancı güçler” tanımlaması, Tahran yönetimini şimdiden yeni yol arayışlarına sokmuş durumda.

X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN