Görüşler

E. Fuat Keyman yazdı: Türkiye-Amerika ilişkilerindeki krizi nasıl anlamalıyız?

E. Fuat Keyman yazdı: Türkiye-Amerika ilişkilerindeki krizi nasıl anlamalıyız?

Sabancı Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. E. Fuat Keyman, vize kriziyle tansiyonu daha da yükselen Türk-Amerika ilişkilerinin nedenlerini analiz etti.

Amerika: II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan dünya düzeninin hâlâ lideri, hegemonik konumdaki tek aktörü. Son 15 yıldır yaşanan güç kaybınave başta Çin olmak üzere Türkiye, Rusya, Hindistan, Brezilya, v.b “Batı ve Gerisi” aktörlerin dünya siyasetinde güç kazanmasına ve önemli konuma gelmesine rağmen küresel düzeyde dünya liderliği konumu hâlâ Amerika’nın. Gelecek on yıl da Amerikan küresel lider konumu devam edecek. 

Türkiye: Son on beş yıldır, ekonomik, siyasi, dış politika, kentleşme, v.b. alanlarda büyük bir dönüşüm süreci yaşayan, “bölgesel güç-kilit ülke” konumunda olan, küresel dünyanın önemli aktörlerinden biri; “Batı ve Gerisi” tartışmasının önemli referans noktası, ekonomik dinamizmi, dış politikada yumuşak ve sert gücü birlikte uygulamaya sokabilen, böylece “ahlaki realizm”i yapabilen bölgesel güç-kilit aktör.

Daha da önemlisi, Türkiye: “Batı ve Gerisi” tartışmasında Müslüman dünyanın İslam-sekülerlik, İslam-demokrasi, İslam-medeniyetler ittifakı ilişkisini kurabilen tek “seküler demokrasisi”; “Batı ve Gerisi” arasındaki gerek siyasi gerek coğrafi, gerekse de kültürel olarak en önemli ‘köprü’ konumundaki ülke; II. Dünya Savaşı sonrası yeni düzende; NATO, Avrupa Konseyi, v.b. Batı kurumlarında üye olarak yer alan ülke; Batı’nın Doğu’ya açılan yüzü, Doğu’nun Batı ile bağlantı noktası...

Bu iki aktör arasındaki ilişkiler, bölgesel ve küresel barış, istikrar ve güvenlik için çok önemliyken, bugün Türkiye-Amerika ilişkilerinde çok boyutlu ve çok katmanlı bir kriz, bütün bir güvensizlik bunalımı yaşıyor. Dahası, bu krizin ve bunalımın çözümü de giderek zorlaşıyor. Türkiye-Amerika ilişkilerinde, son günlerde yaşamaya başladığımız ‘vize krizi’ ile birlikte, krizin daha da tırmandığını, karşılıklı güven bunalımının daha da derinleştiğini ve ülkelerin bölgesel ve küresel sorunlara yaklaşımındaki farklılığın daha da arttığını görüyoruz.Türkiye-Amerika ilişkileri, 1974 Kıbrıs krizininden çok daha kritik ve olumsuz sonuçları olabilecek aynı zamanda etki ve dönüştürücü gücü yüksek, çok boyutlu ve çok katmanlı bir krizle karşı karşıya.

NEDEN BU DURUMA GELİNDİ?

Türkiye - Amerika Krizi

İki ülke ilişkilerinde yaşadığımız çoklu kriz ya da büyük çalkantı, bir krizden değil, her biri çok önemli en az dört krizden ve krizin çözümünü zorlaştıran iki sorundan besleniyor:

1- 15 Temmuz darbe girişiminden bugüne giderek derinleşen ve Amerika’da FETÖ’ye muğlak bakış ve Fetullah Gülen’in iadesi temelinde yaşanan kriz: Amerika’da son bir buçuk yıldır ne FETÖ’ye karşı tavır, ne Gülen’in iadesi, ne de Türkiye ile empati kurma temelinde önemli bir adım atılmadı. Aksine, bu örgütün; Amerika’nın kilit kentlerindeki gücünde azalma olmadı; 15 Temmuz darbe girişimi içinde örgütün ve liderinin rolü üzerinde şüpheleri arttıracak propoganda etkinlikleri devam etti; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Türkiye’nin Batı içindeki olumsuz algısını yaygınlaşmasındaki etkisi güçlendi;

2- Bugün yönetme ve denetleme kapasiteleri bitmiş ‘çökmüş devlet’ niteliğinde olan Suriye ve Irak’ta DEAŞ’a karşı mücadelede Amerika’nın; Türkiye’nin PKK’nın kolu olarak gördüğü PYD-YPG örgütleriyle yakın işbirliği ve müttefik ilişkisi temelinde çıkan kriz: Amerika’nın, PYD ve YPG’ye verdiği askeri, lojistik, siyasi destek Trump yönetiminde artarak devam ediyor. Türkiye’nin bütün itirazlarına rağmen, PYD ve YPG, dolayısıyla Kürt aktörler ile Amerika arasındaki ilişkinin, işlevsel-araçsal değil, “müttefiklik” boyutuna ulaştığını gözlemliyoruz. Gerek, Kuzey Irak’ta yapılan “Bağımsız Kürdistan referandumu”, gerekse de Suriye Dışişleri Bakanlığı’nından, Suriye’de Kürtlerin özerk bölge talebine ‘soğuk bakmayız’ açıklaması, Amerika-Kürtler arasındaki “bölgesel müttefiklik ilişkisi”nde önemli bir eşiğin daha aşıldığına işaret ediyor;

3- Amerika’da önce Rıza Sarraf’ın tutuklanmasıyla başlayan, bugün Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın ve Halk Bankası eski genel müdürü ve yöneticilerinin tutuklanma kararı ile devam eden hukuki-siyasal kriz: Bu krize ek, Cumhurbaşkanı’nın bazı korumaları için Amerika’da çıkartılan tutuklama kararı var. Bu siyasi-hukuki kriz, Türkiye-Amerika ilişkilerinde ilk defa yaşanıyor. Bu noktada, Sn. Erdoğan’ın bu bağlamda yaptığı “Burnuma pis kokular geliyor” açıklamasının önemini aklımızda tutalım. Sarraf’ın tutuklanmasıyla başlayan kriz yayılarak ve derinleşerek devam edecek gözüküyor.

17-10/11/1210krr11a.jpg

4- Amerika ve Türkiye’nin, birbirlerinin vatandaşlarına vize yasağı uygulamaya başlamasıyla ortaya çıkan ‘vize krizi’: Bu tür bir kriz ilişkilerde ilk defa yaşanıyor, insani boyut ilk defa ilişkilerdeki krizin bir boyutu haline getiriliyor. İki ülkenin insanları, öğrencileri, iş dünyası, kültür dünyası, bilim dünyası elçileri, turistleri, v.b. sivil insanlar siyasi ve hukuki kriz ortamından ve güven bunalımından nasiplerini almış oluyorlar.

5- Bu dört krize ek, belki beşinci kriz olarak, Amerika ve Türkiye’nin Orta Doğu ve küreselleşen dünya bakışında ve yaklaşımda giderek artan farklılaşması ile ortaya çıkan ‘vizyon ve siyaset krizi’nden söz etmeliyiz. Artık Türkiye ve Amerika arasındaki müttefiklik ilişkisinden bahsetmek pek mümkün değil; aksine, farklı ve zıt düşünen iki aktör, bölgesel ve küresel sorunlara ve gelişmelere bakışlarındaki makas giderek açılıyor, hatta birbirlerine zarar verici nitelik alıyor; ve, 

6- Liderlere çok gereksinim duyulduğu böyle bir türbülans döneminde, ABD Başkanı Trump, daha önceki başkanlardan, örneğin Obama’dan farklı olarak Amerika içinde yargı, siyaset ve medya ile büyük sorunlar yaşıyor. Amerika kamuoyunda ‘anti-Erdoğan görüşü’ sürekli tekrarlanıyor. Liderler, çözümün değil, sorunun bir parçası olarak görülüyor. Türkiye’nin kendi çıkarı ve iyiliği için Trump’dan bekleyeceği hiç bir şey yok, hatta Trump, krizin derinleşmesine katkı veriyor. Liderlik krizinin, Türkiye-Amerika ilişkilerinde yaşanan gerilimin çözümünde olumsuz rol oynayacağını unutmayalım.

Her ne kadar tarihsel olarak hep krizli dönemler yaşanmış olsa bile, Türkiye-Amerika ilişkilerinde bu derecede ve çok boyutlu bir kriz daha önce yaşanmamıştı. İki aktör arasında bu derece bir güven sorunu olmamıştı. İki aktörün vizyonları ve çıkarları arasındaki makas bu kadar açılmamıştı. Türkiye-Amerika ilişkilerinde, sadece dış politika, askeri alan, siyasetin değil, yargının ve insani boyutun da dahil edildiği ‘çoklu krizler dönemi’ ya da ‘büyük çalkantı dönemi’ni yaşıyoruz. Ve bu krizin Türkiye-Batı ilişkilerini de çok olumsuz etkilediğini vurgulayarak bitirelim.

İlgili Haberler
YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Bunlar da İlginizi Çekebilir