Back To Top
Mehmet Emin Cengiz yazdı | Suriye muhalefetinin son kalesi: İdlib

Mehmet Emin Cengiz yazdı | Suriye muhalefetinin son kalesi: İdlib

Mehmet Emin Cengiz yazdı | Suriye muhalefetinin son kalesi: İdlib
- A +

Al Sharq Forum Araştırma Asistanı Mehmet Emin Cengiz, son dönemlerde olası bir operasyona sahne olacağı söylentilerinin arttığı İdlib’deki tabloya ilişkin değerlendirmede bulunuyor.

Türkiye-Rusya-İran ekseninde Kazakistan’ın başkenti Astana’da şekillenen ve Suriye’deki iç savaşı bitirip ülkenin istikrarının sağlanmasını hedefleyen görüşmelerde 4 çatışmasızlık bölgesi ilan edilmişti. Bunlar Humus’taki bazı bölgeler, Doğu Guta, İdlip ve Suriye’nin güneyinde yer alan Dera ve Kuneytra idi. Sırasıyla Ürdün ve İsrail sınırında yer alan Dera ve Kuneytra; ABD, Rusya ve Ürdün arasında yapılan özel görüşmelerin neticesinde varılan anlaşmanın sonucunda çatışmasızlık bölgesi ilan edilmişti. Çatışmasızlık bölgelerinde IŞİD’in yanı sıra El Kaide bağlantılı olduğu öne sürülen gruplar kapsam dışı bırakılmıştı. Ne var ki, Suriye sahnesinde hâlihazırda Esed rejimi İran’ın karadan, Rusya’nın da havadan verdiği destek ile çatışmasızlık bölgelerini teker teker ele geçirmiş durumda.

Bilhassa Astana görüşmelerinin garantör ülkelerinden olmasına rağmen çatışmasızlık bölgeleri anlaşmasını terör örgütlerine karşı savaş retoriği altında ihlal eden Rusya’nın Suriye rejimine verdiği ezici hava desteği ve rejimin karadan hızlı bir şekilde ilerlemesi sebebiyle çatışmasızlık bölgelerinde çok uzun süre direniş gösteremeyen muhalifler, yine garantör Rusya’nın arabuluculuğunda müzakerelere başladılar ve mezkûr müzakereler sonucunda bir kısım muhalif silahlarını teslim ederken, geriye kalanlar da ülkenin askerî muhalefet açısından son kalesi olan İdlip’e gitmek mecburiyetinde kaldılar. Silahlı muhalefetin son kalesi rolünü haiz olan İdlip, bu özelliğinden ötürü ülkenin orta ve güney kesimlerindeki operasyonlarını sonlandıran Suriye rejiminin gözünü çevirmiş olduğu ana hedef. Bu hedefe dönük olarak Şam rejimi bölgeye ağır silahlar ve asker göndermeye başladı. Bu askerlerin içerisinde elit kuvvetlerin mevcudiyeti de biliniyor. Her ne kadar Şam rejimi bölgeyi ele geçirmenin hesaplarını yapmaya başlamış olsa da bu operasyonu zorlu kılan faktörlerin olduğu da muhakkak.

Şam ve Tahran’ın Rusya’ya kıyasla İdlib’e askerî bir operasyonu daha çok arzuladığı dile getirilebilir. Ancak Rusya’nın rejime geniş  kapsamlı bir operasyon  desteği vermesi zor.

İdlib’te şu an aşırı derecede bir sivil nüfusun mevcut olduğu, bölgede nüfusun yaklaşık olarak 3 milyon olduğu tahmin ediliyor. Sivil nüfusa ek olarak operasyonu zorlaştıracak ana amillerden biri de bölgedeki silahlı grupların on binlerle ifade edilen savaşçı sayısı. Gerek yerli gerekse de yabancı savaşçıların olduğu bir bölge İdlip. Yoğun savaşçı sayısı muhtemel operasyonun başarı şansını etkileyebilecek kapasitede. Her ne kadar İdlip’teki gruplar farklı ajandalara sahip ve birbirleriyle silahlı olarak daha önce çatışmış olsalar da rejime karşı olan duruşları sebebiyle ortak bir noktada buluşabildikleri söylenebilir. Bu gruplar ana olarak aşağıdaki başlıklarda incelenebilir:

18-09/01/01krt11a_tum-copy.jpg

HTŞ: Hiç şüphesiz askerî manada bölgede faaliyet gösteren grupların içinde en etkili gruplardan biri Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ). Bu yapı El Kaide’nin Suriye’deki eski resmi kolu El Nusra Cephesi’nin evrilmiş versiyonu ve son derece organize bir yapıya sahip olmasıyla biliniyor. El Nusra El Kaide’den bağını kopardıktan sonra Şam’ın Fethi Cephesi adını almış daha sonra da başka gruplarla birleşip HTŞ’ye dönüşmüştü. Aynı zamanda, HTŞ daha önce İdlip bölgesinde kendisine nazaran ideolojik olarak daha yumuşak gruplarla da çatışmış bir örgüt. Astana sürecine başından beri karşı olan ve görüşmeleri ‘Suriye Devrimi’ne ihanet’ olarak niteleyen grubun liderliğini Ebu Muhammed El Cevlani yapıyor ve kendisi son Kurban Bayramı münasebetiyle yayımladığı videoda olası operasyona karşı diğer gruplarla ortak bir operasyon odası kurduklarını ve bölgeyi her türlü saldırıya karşı savunacaklarını belirtti.

Hurras Ed Din (Dinin Muhafızları): El Nusra Cephesi’nin El Kaide’den kopmasından ve zamanla sadece Suriye’ye dönük bir savaş retoriğine vurguda bulunan HTŞ’ye dönüşmesinden rahatsız olan grupların eski organizasyonlarından koparak Şubat 2018’de kurdukları yapıdır. Resmi bir açıklama olmamakla birlikte El Kaide’ye yakın olduğu dillendirilmektedir.

Ulusal Özgürleştirme Cephesi: Türkiye’ye yakın grupların birleşmesiyle oluşan bir çatı yapıdır. Bünyesinde Ahraru’ş Şam-Nureddin Zenki ittifakıyla vücuda gelen Tahrir Suriye Cephesi, daha önceden Ahraru’ş Şam’dan ayrılan Ceyşu’l Ahrar ve Sukuru’ş Şam’ı ihtiva ettiği biliniyor. Mezkûr çatı yapılanma ile beraber Kuzey Suriye’de silahlı muhalefetin iki ana kampa bölündüğü zikredilebilir: yani bir tarafta HTŞ mevcudiyeti söz konusu iken öte tarafta Ulusal Özgürleştirme Cephesi bulunuyor.

Üstteki gruplara ilave olarak herhangi bir çatı yapılanmaya dâhil olmayan fakat İdlip’teki iç çatışmalar sürecinde HTŞ’ye yakın duran açıklamalarda bulunan Türkistan İslam Partisi de bölgede faaliyet gösteriyor. IŞİD de bölgedeki kaostan yararlanan bir diğer oluşum. Örgütün İdlip’te bazı hücrelerinin olduğu biliniyor. Bu hücrelerin bölgede bazı infazlar ve patlamalara sebebiyet vermesinin akabinde özellikle HTŞ tarafından çok sert bir şekilde hedef alındığı görülüyor. İnternette dolaşan karşılıklı infaz görüntüleri iki grubun birbirlerine olan düşmanlığını ve psikolojik savaşta üstünlük kazanma arzusunu net olarak ortaya koyuyor.

Askerî grupların yanı sıra İdlib’in Türkiye sınırında yer alması ve muhtemel askerî harekâtın bünyesinde yeni bir mülteci dalgasına sebebiyet verme tehlikesi taşımasından ötürü Türkiye ve Rusya arasında son haftalarda diplomasi trafiğinin hızlandığını görmekteyiz. Göç dalgasının sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir mesele olmaması operasyonun ölçeğini belirleyebilecek bir faktör olarak önümüzde duruyor. Hulusi Akar, Hakan Fidan ve Mevlüt Çavuşoğlu gibi isimlerin Ankara-Moskova arasındaki son diplomasi trafiğinin gündem başlıklarından biri hiç şüphesiz ki İdlib operasyonu. Türkiye en üst perdeden askerî bir operasyona karşı olduğunu ortaya koyuyor. Bilhassa Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun daha önce yaptığı İdlib’e bir operasyon Astana sürecini bitirir açıklaması Türkiye’nin konuya olan hassasiyetini gözler önüne seriyor. Çavuşoğlu, Rus mevkidaşı Sergey Lavroy ile olan son buluşmasında da bölgeye askerî bir harekâtın felakete sebebiyet vereceğini dile getirdi. Bununla beraber, Türkiye ılımlı muhalefet ile ‘radikal unsurların’ ayrıştırılması gerektiğini ortaya koyuyor. Dahası, Türkiye’nin Astana görüşmelerinde muhalefet kanadının garantörü olarak İdlib’te 12 gözlem noktası bulundurması İdlib’e askerî bir operasyonu zorlu kılan saiklerden biri.

Yukarıda bahsedilen noktalara rağmen Rusya’nın HTŞ gibi bazı grupları ‘terörist’ olarak görmesi ve bu grupların Astana anlaşmasına dâhil edilmemiş olması, dahası Şam rejiminin ülkedeki birçok bölgeyi ele geçirip gücünü belli oranda konsolide etmesi askerî bir operasyonun gerçekleşmesi olasılığını arttırıyor. Bununla beraber operasyonun ölçeği mevcut koşullar sebebiyle spekülasyona açık görünüyor. Rusya, Türkiye’ye HTŞ ve diğer bazı gruplar üzerinden baskı yapıyor ve bu da Ankara’yı bazı adımlar atmaya zorluyor. Daha açık bir ifadeyle Türkiye’nin desteklediği gruplar üzerinden HTŞ gibi yapılara karşı bir hamlede bulunması arzu ediliyor. HTŞ’ye yönelik Türkiye destekli bir operasyonun başarıya ulaşıp ulaşamayacağı da müphem. Zira, HTŞ lideri Cevlani son açıklamasında grubun hiçbir şekilde silah bırakmayacağını, silahlarının izzetlerinin kaynağı olduğunu, silah bırakma ve grubun dağıtılması durumunun devrime, şehitlere ve zorla göç ettirilmiş kişilere ihanet olacağını savundu. Kurban Bayramı vesilesiyle yapılmış bu videoda Cevlani’nin Türkiye’ye olan güvensizliği de görülmüş oldu. Cevlani açıklamasında Suriye halkının siyasi dengeler sürekli değiştiği için Türk gözlem noktalarına kesinlikle güvenmemesi, bilakis halkın rejime karşı savaşan ‘mücahitlerin’ kendi elleriyle hazırladığı tedbirlere ve Allah’a güvenmesi gerekliliğinin altını çizdi.

Şam rejimi ve İran’ın Rusya’ya kıyasla İdlib’e askerî bir operasyonu daha bir iştiyakla arzuladığı dile getirilebilir. Bilhassa İran bölgedeki nüfuzunu olabildiğince maksimize etmeye çalışmakta. Şam da ülkenin orta ve güney kesimlerinden sonra ülkenin kuzeybatısına yönelme gayreti içerisinde. Moskova ise ABD ve Türkiye arasında son yıllarda farklı başlıklar üzerinden yaşanan ihtilaflar ve Suriye dinamiklerinin de etkisiyle bir hayli yakınlaştığı Türkiye’yi zor durumda bırakacağı aşikâr olan böylesi bir operasyona daha mesafeli. Türkiye-Rusya arasındaki ilişkilerden ötürü İdlib’e dönük bir operasyonun Türkiye ile koordinasyon içerisinde yapılmadan gerçekleştirilmesi çok olası görünmüyor. Zira, böyle bir durumda ulusal çıkarlarını ve güvenliğini tehlikeye atacak böylesi bir hamleye Türkiye’nin karşılık verme ihtimali kuvvetle muhtemel olur. Sözün özü, yukarıda zikredilen sebepler dolayısıyla Rusya’nın rejime geniş kapsamlı bir operasyon desteği vermesi zor görünüyor. Bunun yerine Moskova, Türkiye’yi de zorlayarak HTŞ ve radikal olduğu iddia edilen diğer gruplara karşı daha küçük çaplı bir operasyonun gerçekleştirilmesine ön ayak olmak isteyebilecektir.

X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN