Back To Top
Onur Okyar yazdı... Görünenin gizemi: ABD-İran çekişmesinin perde arkası

Onur Okyar yazdı... Görünenin gizemi: ABD-İran çekişmesinin perde arkası

 - Son Güncelleme: 16.05.2018 Çarşamba 12:04
Onur Okyar yazdı... Görünenin gizemi: ABD-İran çekişmesinin perde arkası
- A +

Çankırı Kararekin Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Onur Okyar, ABD’nin dünyayı ateşe atan ‘İran ile yapılan nükleer anlaşmasından çekilme’ hamlesini değerlendiriyor.

Batının 2012 yılında İran’a karşı uluslararası yaptırımları genişletmesi İran’ın biricik gelir kaynaklarından biri olan petrol ihracatını azaltmış, 150 milyar dolarlık petrol ihracatı geliri 40 milyara inmiş ve doğal olarak İran’da işsizlik ve memnuniyetsizlik artmıştır. Bu zorlayıcı tedbirler sonucu daha fazla yalnızlaşan ve yoksullaşan İran, “büyük şeytan” olarak nitelediği ABD’ye karşı politikasında paradigmatik bir değişime gitmiş ve sert güçten uzaklaşıp yumuşak güç kaynakları ile Batı ile “cihad” etmeyi tercih etmeye başlamıştır. Uluslararası güvenlik açısından takdir edilen bu tercih sonucu 2015 yılında P5+1 ile Kapsamlı Ortak Eylem Planı imzalanmıştır. Plana göre İran’ın uranyum zenginleştirmeme, nükleer santralını bilimsel araştırma reaktörüne dönüştürme, sahip olduğu 11 tondan fazla zenginleştirilmiş uranyum seviyesini 15 yıl en fazla 300 kiloya (%3.67) indirme, tüm nükleer tesisler, kaynaklar ve uranyum yataklarının Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu tarafından denetimine izin verme vaatlerine karşılık İran, Batıdan uluslararası yaptırımların rahatlaması güvencesini almıştır. Ayrıca İran’ın Batıdaki bankalarda el konulmuş/dondurulmuş mevduatları da (yaklaşık 107 milyar dolar) nükleer antlaşmadan sonra kademeli olarak (ilk önce 26 milyarı) serbest kalacaktır. Dahası Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın kazandırdığı ivme ile İran, Batı ülkeleriyle büyük çaplı ticari ilişkilere de girmeye başlamıştır. Almanya, Fransa, İspanya, İngiltere ve Hollanda ortaklığından oluşan Airbus şirketine 118 yeni uçak, pilot eğitimi, havalimanı işletmeciliği gibi mal ve hizmetlerden sipariş vermiş ve ilgili anlaşma imzalanmıştır.

Bu güzel gelişmeler neticesinde uluslararası arenadaki ötekiliği azalacak İran’ın, ABD başta olmak üzere, Batı ile olan çatışmaları kazan-kazan ilkesiyle azalacak, ekonomisi rahatlayacak, halkın yoksulluk ve yalnızlığı azalacaktır. Öyle ki Ruhani de elde edilecek gelirin ülkenin altyapı ve istihdamında kullanılacağını belirtmiştir. Gerçi artık bu açıklama ve uygulamalar rejim için bir zorunluluktur zira yapılan çalışmalara göre İran halkının çok büyük bir kısmı Batı ile siyasi ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesini desteklemekte, halkın sadece yüzde 2’si nükleer gücün İran için elzem bir araç olduğunu savunmakta, %65’i hangi sebeple olursa İran’ın nükleer silah geliştirme çabalarını sonlandırması gerektiğini düşünmektedir.

Bu verileri göz önüne alan İran rejimi hem ulusal hem de uluslararası politik arenadaki paradigmatik duruşunu sınırlandırmayı göze almıştır. Çünkü halkın rejime olan güveni azalmıştır. Bu sonuç çok önemlidir; zira İran siyasi sisteminde devlet, ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi’nin vekili sıfatıyla kendini kimliklediği için, kutsaldır. Kutsala karşı halkın tavır alması, daha doğrusu almak zorunda kalması, İran rejimi için dahi istenmeyen bir durumdur. Bunu önlemek için radikal Ahmedinejad yönetimi yerine ılımlı Ruhani yönetimi başa geçirilmiştir. Özellikle dış politikadaki bu ılımlılık Yahudi soykırımının İran tarafından tanınmasına kadar varmıştır.

18-05/16/screenshot_2-1526420972.jpg

Tüm bunlardan çıkan en temel sonuç İran’ın, kamuoyunun sesine kulak vererek (istese de istemese de) P5+1 ülkeleri ile nükleer antlaşma hükümlerine uymaya hazır olduğunu göstermektedir. İran’ın bundaki ilk amacı rejimi korumak olsa da tali etkileri ile halkın özgürlük ve refahı artacak, uluslararası arenada İran, Batı ile daha yapıcı bir dış politika izleyebilecektir.

Görünene baktığımızda İran’ın antlaşmadan yana olduğu ortadadır. Trump’ın antlaşmadan vazgeçmesinin sebepleri ise oldukça korkutucu ve sebeplerini keşfetmek çok önemli. Bu bağlamda İsrail’in güvenliğinin tahkimi öne çıkmaktadır. Zira İsrail düşmanı olmadan varlığına meşruiyet kazandıramayacak, devleti olan ama toprağı olmayan bir aktör olarak İran’ın radikalize olmasına muhtaçtır. Bu antlaşmadan vazgeçilip uluslararası ambargolar artırılarak “terörist” ve “haydut” sıfatları ile İran şeytanlaştırılacak ve muhtemel tehditlere karşı İsrail’in daha fazla silahlanması ve topraklarını genişletme politikasının meşruiyeti artacaktır. Bununla birlikte Suriye savaşının nasıl sonuçlanacağı da bu antlaşmanın iptalinde bir etkendir. Zira Suriye’nin bölüneceği ve bu bölünmeden Kürdistan, IŞİD, Nusayri gibi lokal/butik devletlerin doğacağı ihtimaline karşın İsrail’in güvenliğinin artması ancak ve ancak İran’ın zayıflaması ile mümkün olacaktır. Dahası ABD’nin Çin ve Rusya’yı dâhil etmediği, dünya ekonomisinin %40’ını ve dünya ticaretinin üçte birini kapsayan Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması ile Asya’yı çevrelediği göz önüne alındığında, Suriye’deki vekâlet savaşının yanında ekonomik olarak da dünya savaşına gidecek kutuplaşmanın ortaya çıktığı kabul edilmelidir. Trump’ın fitili ateşlediği bu savaştan Ortadoğu’da en çok etkilenecek devlet olan İsrail kendini şimdiden korumaya alacak politikaları uygulamalıdır.

İran tarafında ise Rehber Hamaney, bu antlaşmanın Batıya taviz olarak görüleceği eleştirilerini antlaşmadan önce yapmış olsa da onun üstü kapalı onayı olmadan Ruhani’nin antlaşmayı imzalayacağı elbette düşünülemez. Ne yazık ki ABD’nin antlaşmadan çekilmesi ile Rehber Batının güvenilmez ve şeytani yüzünün açığa çıktığını halkına ispat etmiş oldu. Bu haklılık ise iç politikada halkın yoksulluk, yalnızlık ve yasaklar üçgeninde yaşamasına tekrar ve tekrar bir mazeret ve meşruiyet oluşturacak.

Sonuç olarak bu hamle ile ABD’nin Yahudi lobisinin ne kadar güçlü olduğu, Trump’ın sadece bir sembol olarak ABD başkanlığını yürüttüğü, dünyanın en güçlü ordusuna sahip ve hiçbir ülkenin o güce erişemeyeceği ABD’nin dünya savaşına hazırlandığı, İsrail’i korumanın en makul ve kolay yolunun İran’ı radikalize etmek olduğu, daha fazla özgürlüğe muhtaç İran halkının ise her iki senaryoda da kaybeden taraf olduğu, uluslararası toplumun al(a)madığı tedbirlerin dünyayı yeniden bir kanlı evreye çekeceği “gizemi” ortaya çıkmıştır. Barış dileğiyle…

X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN