Back To Top
Kadın yönetmenin sırtında ‘önyargı’ yükü

Kadın yönetmenin sırtında ‘önyargı’ yükü

 - Son Güncelleme: 12.07.2018 Perşembe 09:03
Kadın yönetmenin sırtında ‘önyargı’ yükü
- A +

Yıldız Ramazanoğlu’nun kaleme aldığı ‘Gerçek ve Büyü Arasında Sinema’da bir edebiyatçının gözünden beyaz perdeye bakacaksınız. Yazar kitapta film incelemelerinin yanı sıra İslam dünyasındaki sinema mahiyetine pek çok konuya değiniyor. Ramazanoğlu kadın yönetmenlere yönelik eleştirilere de cevap veriyor: “Onların filmlerinde kadın özne üzerinden insanlığın tüm meselelerine ulaşmak mümkün.”

İnsanı ve hayatı anlamak, anlatmak için yeni yöntem, teknik ve mecraların bulunacağını belirten Yıldız Ramazanoğlu, ‘Gerçek ve Büyü Arasında Sinema’ adlı kitabında şimdilik benzersiz bir anlatı biçimi olduğunu düşündüğü beyaz perdeye bir edebiyatçı gözüyle bakıyor. İz Yayıncılık’tan çıkan ‘Gerçek ve Büyü Arasında Sinema’da edebiyat ve sinemanın birbirini besleyen iki ana nehir olduğunu belirten Ramazanoğlu, kitabında çeşitli sempozyumlarda sunduğu sinema tebliğlerinin yanı sıra Türk ve dünya sinema tarihinde öne çıkan filmlerin analizlerini yapmış. Kitapta Müslüman dünyasının sinemasından Türk sinemasına, ABD’den İran’a pek çok ülkenin öne çıkan filmini farklı bir bakış açısıyla ele alan Ramazanoğlu, ilk bölümde ‘Sanat ve sinema yoluyla iletişimde İslam dünyasının zaafları’ konusunu ele alıyor. Malum coğrafya zengin bir kültüre sahip. Ramazanoğlu bu konuda “İslam coğrafyasında bölünmelere ve savaşlara yol açan siyasetlere rağmen hala güçlü bir ortak tahayyül varsa bunu kopuşu önleyen birleştirici ruha, sanat ve kültüre borçluyuz. Fakat ne yazık ki siyasete ve savunmaya yapılan yatırımın yanında derin kültür ve tarih birliğini geliştirmek, sanatın iyileştirici gücünden yararlanabilmek için ayrılan kaynak son derece yetersiz” tespitinde bulunuyor. 

18-07/12/ekran-resmi-2018-07-11-235633.png

İslam dünyasının sinemanın mahiyetini, tasvir yasağını, bu gerçeklikle nasıl başedebileceğini konuşurken bir yandan da kayda değer çok iyi filmlerin üretildiğini belirten Ramazanoğlu, şöyle devam ediyor: “Bu yönde Müslüman haklar ve sanatçılar yeterince iletişim kurabiliyor mu peki? Bir takım festivallerde bir araya gelmek mümkünse de yeterli değil. Film festivali Müslüman yönetmenlerin de sesini duyurduğu önemli bir platform. Kahire (Mısır), Fecr (İran), Saraybosna (Bosna-Hersek), Dubai festivalleri belli bir geleneği oluşturdu. Taşkent (Özbekistan) Felm Festivali düzensiz de olsa ilerliyor. İslam dünyasındaki film festivallerinde dil, mezhep, inanç farkılılarından kaynaklı sorunlar yaşandığı bilinen bir vakıa. Bu yüzden kota engelleme ya da yasaklamalar söz konusu. Ülkeler arası ilişkiler ne yazık ki sanat alanındaki iletişimi de engelleyebiliyor. Bölgesel savaşlar, güvenlik kaygıları, bürokratik izin ve sınırlamalar iletişime ket vurabiliyor. Mısır’ın darbeden sonra daha önce kabul edilen Türk filmlerinin başvurularını sonradan iptal etmesi gibi. Bilinmesi gereken gerçeklerden biri de İslam ülkelerinin sinemalarının yüzde 90’ını ülkelerdeki seküler, sosyalist ya da liberal sanatçıların üretmesi ve festivalleri bu filmlerin gezmesi. Mütedeyyin sinemacıların eserlerinin de katılımı varsa da yavaş ilerleyen bir süreç.” Ramazanoğlu sinemanın perdede gerçeğin izlenimini yeniden yarattığını belirterek bunu yaparken edebiyat, resim, şiir, fotoğraf, entalasyon, animasyon, sosyoloji, psikoloji, tarih gibi bütün disiplinlerden yararlandığını hatta hepsini içerdiğini söylüyor.

Kitabında kadın yönetmenler konusuna ayrı bir bölüm açan Ramazanoğlu kadın olmak zor iken yönetmen olmak ve marjinal bir işle uğraşmanın hiç kolay olmadığını belirtiyor. Yazar, bundan dolayı kadın yönetmen sayısının yetersiz olduğunu söylüyor. Kadın yönetmenlerin ele aldığı konuların, hikaye seçimlerinin eleştiri konusu olabildiğini kaydeden Ramazanoğlu, birkaç da örnek veriyor: “Samira Mahmelbah ‘Kara Tahta’yı çektiğinde kadın meselesine dair hemen hiçbir ima bile olmaması yadırganmıştı. Savaş, göç, yoksulluk, eğitim, çocuklar ve erkek öğretmenler vardı. Yeşim Ustaoğlu da kadınlar tarafından kadın meselesine doğrudan eğilmemekle suçlanmıştır mesela. Fakat onun bakışı insana, topluma, ayrımcılığa yönelik. Kadınlar onun filmlerinde en sahici ve naif halleriyle yer alırlar. Feminizm içinde hareket ederek film yapan kadınlara yönelik eleştiriler bu kadınlar için kadınlara dair film üretmenin ötesine geçemedikleri yönünde. Bu oldukça ağır bir ön yargı çünkü kadın özne üzerinden insanlığın bütün meselelerine ulaşmak mümkün.”

‘Sevmek Zamanı’ ve ‘Kürk Mantolu Madonna’

Yıldız Ramazanoğlu, kitabında Türk ve dünya sinemasında öne çıkan filmlerle ilgili analizlerde de bulunuyor. Onlardan biri de Metin Erksan’ın 1965 tarihli çalışması ‘Sevmek Zamanı’ adlı çalışması. Yağmurla açılan filmin soyut bir aşkı anlattığından bahseden Ramazanoğlu “Öyle naif ki dokunmaya gelmiyor, kırılıyor, ölüyor ve öldürüyor en ince yerinden. Film bahçelerden fırtınalardan geçip suya eriyor bir şekilde. Duyguların ve inançların hızla tükendiği, tüketildiği günümüzde bu siyah-beyaz film iyi gelecek biraz durup kendini dinlemek isteyen ruhlara” diyor. Metin Erksan’ın filmde geniş bir kültür ikliminden beslendiğini adeta kimi başyapıtlara selam verdiği izlenimi edindiğini belirten Ramazanoğlu Sabahattin Ali’nin son yılların en çok satan romanlarından ‘Kürk Mantolu Madonna’yı örnek gösteriyor. Erksan’ın filmdeki karakteri Halil’i romanda Raif’in yaşandığı sıkıntıdan kurtarmak için aşık olduğu kadının suretinden uzak tutmayı denemek istediğini kaydediyor. 

Pandora’nın Kutusundan saçılanlar

Yeşim Ustaoğlu’nun ‘Pandora’nın Kutusu’ da Yıldız Ramazanoğlu’nun ele aldığı filmlerden. Ramazanoğlu “Yunan mitolojisinde ateşi çalan Promethus’u cezalandırmak için Pandora adlı güzel bir kız yaratan Zeus, onları evlendirirken onlara bir kutu, daha doğrusu topraktan yapılmış bir çömlek hediye eder. Bunun kapağını hiçbir zaman açmayın dese de bilir ki kadın merakına yenik düşüp kaldıracak kapağı. Birden kötülükler ortalığa dağılmaya başlayınca Pandora hatasını anlayıp kapatmak ister ama mümkün değilir artık. Bu filmde ise dağılmış içe kapanmış sessizce akıp giden yaşamların ortasına unutma yüzünden çocuksulaşıp kendi gerçeğinden uzaklaşan, huysuzlaşan bir anneyi yerleştirerek kutuyu açan yönetmenin ta kendisi. (...) Ustaoğlu bir filmde öyle çok şeyin kapağını kaldırmaya çalışmış ki ancak girizgah olmuş her birine” yorumunu yapıyor.

Hayatla göz hizasında ilerleyen film

Kitapta bir başka incelemesi yapılan film ise Saman Moghadam’ın yönettiği ‘Kafe Sitareh’. Yıldız Ramazanoğlu, yönetmenin Tahran’ın kenar mahallelerinden birinde kamerasını loşluğun içinde kaybolan bazı mekanların derunundaki insanların seslerine görüntülerine tutarak ilerlediğini söylüyor. Ramazanoğlu, üç kadının birbirine değen hayat mücadelesini anlatan filmin hayatla aynı anda göz hizasından ilerlediğini yüklü bir mesajı olmasa da seyirciye gündelik yaşamın içinden yükselen bir yücelik vadedildiğini kaydediyor. 

Yükleniyor...

X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN