Back To Top
Eski dergilerin ikinci baharı

Eski dergilerin ikinci baharı

- A +

Resimli Kitab, yayın hayatına İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra başlayan önemli dergilerden biridir. Fotoğrafları ve baskı kalitesiyle Servet-i Fünun ve Şehbal dergilerini aratmayan bu aylık “siyasî, edebî, fennî, felsefî, ictimaî mecmua-i musavvere”nin ciltli ve çok temiz bir takımını yıllar önce edinmiş, adamakıllı incelemiştim. Hâlâ zaman zaman herhangi bir cildini alır, sayfaları arasında zaman yolculuğuna çıkarım.

Eski dergileri gözden geçirmek insana hem zevk hem hüzün verir. Tozlu sayfalar arasında gezinirken çoğunun isimlerini unuttuğumuz yazarlar, şu kadar yıl önce neler düşünmüş, neler hissetmiş, hangi konuları önemsemiş, neleri tartışmışlar, görürsünüz. Baktığınız dergi, Resimli Kitab gibi “musavver”se, çıkarıldığı zamanlara “görsel” pencereler de açar. Sayfalarını gelişigüzel çevirdiğiniz sayıların yıllar önce ne büyük heves ve heyecanlarla hazırlandığını, bu sayfalarda imzalarını görünce yürekleri yerinden oynayan ve geleceğe dair hayaller kuran unutulmuş şair ve yazarlar gibi sizin de unutulabileceğinizi düşünerek hüzünlenirsiniz. 

Resimli Kitab diyordum. Ahmed Haşim’in “Şi’r-i Kamer”lerinin okuyucuyla buluştuğu dergi olduğunu söylersem, meraklı okuyucularım ne demek istediğini daha iyi anlarlar. Eylül 1908-Şubat 1913 tarihleri arasında 51 sayı çıkan ve kapaklarında dört renkli olarak çarpıcı illüstrasyonların yer aldığı bu derginin on sekiz sayıdan oluşan ilk ilk üç cildine artık eski harfleri bilmeyen meraklılar da ulaşabilecekler.

Daha önce Anadolu ve Dergâh dergilerini yeni harflere aktararak yayımlayan Arslan Tekin ve Ahmet Zeki İzgöer, Resimli Kitab’a da el attılar. Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan bu önemli çalışma, özellikle kapsamlı indeksi sayesinde araştırmacıların işini hayli kolaylaştıracak. Koleksiyonun diğer ciltlerini de merakla bekliyoruz.

***

Arslan Tekin öncülüğünde idealist bir ekibin yeni harflere aktardığı ilk dergi Türk Yurdu’dur. Türk Yurdu Cemiyeti’nce çıkarılmaya başlanan bu derginin en önemli amaçları, bütün Türklerin birbirlerinden haberdar olmalarına, iktisadî ve ahlâkî bakımdan yükselmelerine ve “ma’lûmât-ı fenniye” edinmelerine yardımcı olmaktı. İlk sayısı 30 Kasım 1911 tarihinde çıkan ve kısa sürede Türkiye’de ve Türkiye dışında geniş bir okuyucu kitlesine sahip olan Türk Yurdu bir bakıma Gaspıralı İsmail Bey tarafından Kırım’da çıkarılan Tercüman gazetesinin misyonunu Türkiye’de üstlenmişti. 1929-1931 yılları arasında çıkan sayıları da tıpkıbasım yoluyla çoğaltılan Türk Yurdu’nun 233 sayıdan oluşan yirmi altı cildi, on yedi cilt halinde kütüphanelerimizde yerini on altı yıl önce almıştı (Tutibay Yayınları, Ankara 1998-2001).

Arslan Tekin, Türk Yurdu’ndan sonra çalışma arkadaşı Zeki İzgöer’le birlikte Anadolucu milliyetçiliğin yayın organı olan Anadolu Mecmuası’nı yeni harflere aktardı. 1924-1925 yıllarında on iki sayı çıkan bu dergi, Necip Fâzıl ve Ahmet Hamdi Tanpnar’ın şiirleriyle göründükleri ilk dergilerden biri olması bakımında da önemlidir. Mükrimin Halil Yınanç, Hilmi Ziya Ülken, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu gibi, ilim ve düşünce hayatımızda etkileri bugün de hissedilen önemli isimlerin yazdığı Anadolu Mecmuası’nın yeni harflere aktarılan on iki sayısı tek cilt halinde Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlandı.

Aynı isimlerin hazırlandığı ve aynı kurum  (TTK) tarafından üç cilt halinde yayımlanan Dergâh dergisini de hatırlatmak isterim. Yahya Kemal’in “İthaf” isimli şiirinden doğan ve ilk sayısı, 15 Nisan 1921 tarihinde çıkan Dergâh da Anadolucu milliyetçiliği benimsemiş, Mütareke acılarıyla Anadolu’da başlayan Millî Mücadele’nin yarattığı ümitler arasında karmaşık bir ruh hâli yaşayan genç bir edebiyatçı neslini bir araya getirmişti.

Dergâh koleksiyonu üzerinde iki ayrı ekibin çalıştığını çok sonraları öğrendik. Aynı dergiyi, İzmir’de, Prof. Dr. Fazıl Gökçek ile Yrd. Doç. Dr. Sabahattin Çağın’ın yeni harflere aktardılar. Bu çalışma, orijinal sayfa düzeni korunarak basılıyor ve her sayısı adaşı Dergâh dergisinin armağanı olarak okuyucuya sunuluyor. Dergâh’ın bu ayki sayısında eski Dergâh’ın 18. sayısı verildi.

Keşke, bu iki ekip birbirinden haberdar olsaydı da, biri aynı emeği başka bir dergi için harcasaydı.

***

Yeni harflere çevrilerek yayımlanan dergiler kervanına 2013 yılında Sırat-ı Müstakim de katıldı. İkinci Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre sonra, 27 Ağustos 1908’de haftalık olarak yayın hayatına başlayan ve 183. sayısından itibaren formatında herhangi bir değişikliğe gitmeksizin Sebilürreşad adıyla yola devam eden Sırat-ı Müstakim, Tanzimat’tan sonraki üç ana düşünce akımından birinin, İslâmcılığın sözcülüğünü üstlenmiş uzun ömürlü bir dergidir. Gerek mücadele ettiği akımlara karşı geliştirdiği argümanlar, gerekse hayati sorulara aradığı cevaplarla düşünce tarihimizde önemli yere sahip olan Sırat-ı Müstakim, M. Ertuğrul Düzdağ üstadımızın gözetiminde bir ekip tarafından yeni harflere aktarıldı. Bağcılar belediyesi tarafından yayımlanan ve 9. cildi kısa bir süre önce çıkan Sırat-ı Müstakim’in her cildinin sonunda yazar indeksleri bulunuyor.

Bu çalışmaların kapsamlı indekslerle daha faydalı hale getirilmesi gerektiğini özellikle belirtiyor, Sebilürreşad ciltlerinin de kütüphanelerimize bir an önce kazandırılması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

***

Yeni harflere aktarılan başka dergiler de var. 1911 Nisan’ında Ali Canip ve Ömer Seyfettin’in gayreti ve Ziya Gökalp’ın desteği ile Selanik’te çıkarılmaya başlanan Genç Kalemler dergisi İsmail Parlatır ve Nurullah Çetin tarafından yeni harflere aktarıldı, Türk Dil Kurumu tarafından da 1999 yılında tek cilt halinde yayımlandı. Türkçülük akımının ilk dergisi sayabileceğimiz Türk Derneği dergisi ise Cüneyd Okay’ın titiz çalışmasıyla 2006 yılında herkes için ulaşılabilir hâle getirilmişti (Akçağ Yayınları, Ankara 2006). Çanakkale Zaferi’nin 100. Yılı dolasıyla iki yıl önce de Harp Mecmuası sayfa düzeni korunarak yeni harflerle yayımlanmıştı.

Bu yayınlar geçmişimizle bugünümüz arasına çekilen kalın duvarı aşabilmek için şarttır.

17-08/13/ekran-resmi-2017-08-13-002712.png

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 12:21
Günümüzde de dergi okumaları konusunda biraz sıkıntılıyız,oysa çok başka bir tadı var diğer okumalarla kıyasladığımızda,nasıl cazip hale getirebiliriz diye düşünmeden edemiyorum.biraz önde tanpınarın "huzur" romanını bitirdim ve inanın sizin ifade buyurduğunuz hüznü yaşamaktan kurtulamadım.bazan kelimeler ne kadar güzelde kullanılsa hissiyatımızı anlatmakta tarifsiz kalıyor.neden tanpınar biyografisi yazmayı düşünmüyorsunuz.ilginç olan şuki üzerinde asır diyebileceğimiz zaman dilimide geçse insan hep aynı insan,mümtazın suatın ihsanın yada nuranın git gelleriyle bizim aramızda hiç bir fark yok,şaşırtıcı olan ise o dönem yazarların dünyalarında bizim anladığımız anlamda din kavramı ve yaşayışının olmaması,hele tanpınar,fenomen desem yanlışa düşermiyim.....
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN