Back To Top
Yücel Çakmaklı’nın eniştesine verdiği söz

Yücel Çakmaklı’nın eniştesine verdiği söz

 - Son Güncelleme: 24.08.2017 Perşembe 01:57
- A +

Yücel Çakmaklı. Milli Sinema’nın mimar ve mühendisi. Amerikan, Avrupa ve Hint sinemalarının etkisindeki Yeşilçam’a bu ülkenin ruh iklimini taşıyan öncü yönetmen. Yeşilçam’da bir Alperen…

50 yıl boyunca inanılmaz bir aşk ve şevkle, olağanüstü bir enerjiyle, durmadan duraklamadan Milli Sinema davasına hizmet etti, bu davaya mevzi üstüne mevzi kazandırdı. Önce Milli Sinema’ya ilişkin teorik çalışmalarıyla, sonra teorisini pratiğe döktüğü filmleriyle bir yol açtı. Bu yolda en çok ve en güzel o yürüdü.

“Birleşen Yollar”dan “Memleketim”e, “Bir Adam Yaratmak”tan “Küçük Ağa”ya, “Hacı Arif Bey”den “Kuruluş”a, “Minyeli Abdullah”tan “Kanayan Yara Bosna”ya kadar, hangi filmine bakarsanız bakın, bu ülkeyi bu ülke yapan değerlerin ihyası yolunda bir kilometre taşı görürsünüz.

Yolun başına dönelim…

***

Ahir ömründeki bir sohbetimizde Yücel Abi’nin kendisinden dinlemiştik:

“Ben 1937 yılında Afyon’da doğdum. Babam Afyon’da adliyede başkatipti. Ben ilkokula yeni başlamıştım. Yedi yaşındaydım. Babam çok hızlı gelişen bir hastalık sonucu, menenjit hastalığı, daha teşhis meşhis konulup Ankara’ya nakledilinceye kadar vefat etti. Onun için biz dört kardeş, en büyükleri ben, benden küçüklerim var işte boy boy, beş yaşında, üç yaşında, en küçüğümüz de daha kırk günlüktü, biz dört kardeş yetim kaldık. Ve dolayısıyla biz ailede, amcalarım, dayılarım, başta babaannem, anneannem, dedelerim falan böyle paylaşıldık, o şekilde büyüdük yani. Beni dedeme verdiler. Dedem köy imamıydı, köye gitmesi gerekiyordu. Ve ben Afyon’da ilkokula başladığım için, tahsilim yarım kalmasın diye Çocuk Esirgeme Kurumu’na beni yazdırdılar…”

“Yaz aylarında devamlı dedemlere giderdim. Dedemin ramazan aylarındaki vaazları beni çok etkiledi. Dedem çok yaşlı olduğu için ben müezzinlik de yapardım ve dolayısıyla beş vakit ezanları ben okurdum dedemin yerine, minareye çıkıp inmesin diye. Dedemin bir geleneği vardı; Ramazan’da ikindi ile akşam namazı arasında, iki saat, cemaat dağılmadan onlara Kuran-ı Kerim’den kıssalar, çeşitli hikayeler anlatırdı. Böyle vaazlı nasihat ederdi. Öyle bir anlatım tekniği vardı ki o beni çok etkiledi. Dramatik bir örgü içinde anlatıyordu olayları ama kaptırıp gitmiyordu. Heyecanlı bir hikaye anlatıyor şeklinde değil de, aralarda kesintiler yaparak; orada artık ne söyleyecekse, tebliğ, telkin meselesine ağırlık veriyor, yani bir nevi o dramatik örgüyü, hikaye anlatımını bir araç olarak kullanıyordu. Yani cemaati bağlamak için. Yoksa sadece nasihat, tebliğ, telkin etse cemaat o kadar kalabalık olmazdı. Hakikaten çok büyük bir zevkle izlerlerdi. Ben de işte o tekniği kaptım dedemden. Demek ki dedim burada hikaye anlatma geleneği bir vasıta…”

“Afyon’da okuldan, derslerden arta kalan zamanlarda, hem harçlık olsun diye, hem de sinemaya olan aşkım, merakım dolayısıyla, çok film göreyim diye, sinemalarda yer göstericilik, bilet kesicilik falan gibi şeylerde oyalanırdım… Şimdi bu şekilde yetişmiş olduk. Sinemanın gücünü ben kendi üzerimde gördüm yani, ne kadar etkiyici olduğunu…”

“1955 üniversite tahsili için İstanbul’a geldim. İktisat Fakültesine gidiyorum. Fatih Medresesinde kalıyorum. Buna önayak olan da eniştem Kemal Cabıoğlu. Kemal Cabıoğlu da burada üniversite yıllarından itibaren Türk Gençlik Teşkilatı, Talebe Birliğinde falan aktif, milliyetçi, mukaddesatçı öğrencilerin liderlerinden, hala daha böyle bu tarz milli manevi değerlere bağlı. Öyle bir muhitteydi. Ve işte beni de o toplantılara da götürüyor. Nurettin Topçu, Necip Fazıl Kısakürek, Milliyetçiler Derneği… Ama bir tarafta benim hayatımda sinema var şimdi tabi en önemlisi. Dedim: Bu ikisini nasıl birleştireceğiz? Dedemden gördüğüm şeyleri alayım; milli, manevi değerlere bağlı bir sinema olsun…”

“Sinemayla ilgili gazetelerde çıkan yazılar, kültür sanat edebiyat dergilerinde, eniştemin aldığı dergilerde falan... Ben böyle yavaş yavaş kültür sanat tarafına da merak sardığım için ‘yönetmen’i keşfettim. Demek ki bu işte dedim en önemli olan yönetmen. ‘Ben yönetmen olacağım enişte’ dedim. ‘Türk sinemasının milli manevi değerlerine bağlı olması için yazılar yazacağım. Ben kendim de, becerebilirsem, sinemacı olursam böyle filmler yapacağım’ dedim. Öyle bir söz verdim ben.”

***

O ne güzel bir sözdü… Ve Yücel Çakmaklı o sözünü ne güzel tuttu…

Dün, 23 Ağustos 2009’da ebedî âleme göçen Yücel Abi’nin sekizinci vefat yıldönümü idi. Bu vesile ile kendisine bir kere daha Rahmet-i Rahman dilerim.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar
tepekoylu 24 Ağustos 2017 19:56
80 lerın basında bızım solcular.. 90 ların başında sizler.. bilirim mesaj verilecek diye sınema salonları dersaneye dönmüştü.. ınsanlar fılm seyretmeye bıreysel veya bır arkadaşıyla değil 30 kişilik guruplarla gıderdi..tabii çoğu zaman bilet parası ceplerınden çıkmaksızın..sınema bu değil sınema böyle yapılmazki.. o bır asktır..heyecandır..çocuksu bır hevestır..anlamadığınızdanki mıllet bunaldı bıktı.. hababam sınıfının bır sahnesi kadar bile kalmadınız kımsenın aklında...
muhittin 24 Ağustos 2017 16:32
islamcıların aşağılık kompleksleri o kadar büyük o kadar uzaktan gözüküyor ki. Elinizde Yılmaz Güney de var Nuri Bilge de, ama basiti övmek ideolojinizin gereği. Orhan Pamuk edebiyattan anlamaz, Fazıl da piyano bilmez, tamam mutlu olun! Yücel çakmalı'ya mı ideolojinize mi el fatiha?
KARAR OKURU 24 Ağustos 2017 13:09
Allah rahmet eylesin. Küçük Ağa Kuruluş bizi heyecanlandıran, aidiyetimizi hissettiren yapımlardı.. amelleri makbul olsun.
evin 24 Ağustos 2017 04:19
üniversitede sinema-tv okudum. türk sineması derslerinde yücel çakmaklının ne adı geçti, ne de filmleri...açıkçası filmleri de genelde ideolojiktir ve sinematografik açıdan başarısız filmlerdir...keşke islamcı camiadan büyük sanatçılar çıksa ama çıkamıyor maalesef, zihinsel bir problem olduğu ortada...
kara 24 Ağustos 2017 10:36
4
"Minyeli Abdullah" filmini 90 li yıllarda refah partili bir akrabamızın köyümüze getirdiği videodan izlemiştik.daha 14-15 li yaşlarda türk filmi diye izlettirilen filmlerin gavur filmi olduğunu bu filmi izleyince farketmiştik.Her film ideolojiktir.Ve ben sanat sanat içindir diyenlerden değilim. Yücel çakmaklı'yı rahmetle anıyoruz.müslümanları karalayan sözde türk filmlerinden bizleri kurtardığı için.
KARAR OKURU 24 Ağustos 2017 11:52
4
Ben sinema uzmanı değilim ama sinemanın kimin elinde olduğu malûm. Yücel Çakmaklı çok iyi veya kötü bir yönetmen de olsa görüşlerinden dolay adının anılmaması gayet doğal.
KARAR OKURU 24 Ağustos 2017 13:48
1
evin hanım sizin mahelleden bir Alfred Hitchcock, Stanley Kubrick,Akira Kurosawa, tarkovski falan çıktı da islamcılar mı engelledi, Andre Bazin çapında kuramcı çıktı da yok olamaz mı dedik. islamcıları bırakın da gezi olayların da en önde yürüyen ünlülere derdinizi anlatın 3.sınıf dizilerle 5. sınıf komedi çiğliklerini çekmeyi bırakıp çekemiyorlarsa bile kış uykusu gibi filmleri izlemeye gitsinler. üstad cannes da büyük ödülü aldı türkiye de gişesi 80 bin civarın da bide sorsak milyonlarca aydınlanmış insan demokrasi, kültür sanat elden gidiyor diye sokaklara çıktı diyorlar, en iyi yayınevlerinden çıkan güzel kitaplar bir bakıyorsunuz 2000 basmış nerde bu milyonlar. Semih kaplanoğlu kendi mahallelerinden değil diye çektiği filmleri görmezden geliyorlar, gerçekten bizde gene çok şükür zihinsel bir problem var...
KARAR OKURU 24 Ağustos 2017 14:06
1
bütün dünya sinemacıları sığınmacılar ve mültecilerin yaşadıkları zorluklarla ilgili filmler yaparken bizim ülkemizin sinemacıları ''suriyelilerin akbillerini ödemek istemiyorum ,ülkelerine gitsinler, pakistanlılara benzemek istemiyorum'' deyip aynı zamanda insan hakları savunucusu, modern ve çağdaş olduklarını iddia edip böyle olmadıklarını düşündükleri, 3 milyon sığınmacıya kucak açan insanları aşağılayarak siyaset ürettiklerini zannediyorlar.Jean Baudrillard'ın Simülasyon Kavramı bile bu durumu açıklamaya yetmez kardeşim ya...
KARAR OKURU 24 Ağustos 2017 14:45
1
Özellikle Küçük Ağa çok iyidir, izlemediyseniz eğer tam bir klasiktir. Osmancık da aynı şekilde iyidir. Tabi her iki dizi için de iyi oyuncuların varlığı ve arkada Tarık Buğra'nın sağlam altyapısının etkisi var ama Çakmaklı da iyi yönetmiştir, her iki dizi de roman haricinde hemen herkese çok şey katar, hakkını verelim. Ama sinema kısmı daha farklı, mesela Birleşen Yollar o dönemin naif Yeşilçamından, Minyeli ise o dönemin idealizminden esinlenmiştir, bugünün izleyicisine pek hitap etmeyebilir. Her durumda Çakmaklı'nın Türk tv ve sinemasında es geçilmesi hakkaniyetli olmaz, eğer adı geçmediyse ayıp olmuş. Yalnız şu konuda haklısınız, sinema konusunda ne yazık ki islami kesim genelde çok zayıf kaldı. Gerçi, neyde eksik kalmadı ki...en anladıkları şey siyasetti, onda da gün sonunda tüm islami değerleri tek bir dudağa hapsedip çöpe attılar ya da bozdular. En anladıkları şeyde bile tam bir ahlaki çürümeye doğru hızla yol alan bir güruh, anlamadığı kısımda neyi becerebilir ki?
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN