‘Ey ölüm yaşlı kaptan, geri dönelim mi artık’

Muhtemelen Bursa Erkek Lisesi son sınıfındaydım, bir Cumartesi akşamı bir arkadaşımla birlikte üniversitede okuyan abilerin kaldığı eve gitmiştik. Ev adeta bir kütüphane gibiydi ve sanki dünyanın bütün şiirleri, bütün romanları, bütün hikayeleri, felsefe ve sosyal içerikli bütün kitapları oradaydı.

O gecenin hatırasının hala zihnimde bütün canlılığı ile yaşadığını görüyorum. Yemekten sonra kitapların bulunduğu büyük salonda oturulmuş, sinemadan, tiyatrodan, yeni çıkan kitaplardan ve tabii ki şiirden konuşuluyordu. Bir ara eğitim enstitüsünde okuyan bir ağabey elindeki kitabın sayfalarını karıştırırken yavaştan bir şiir okumaya başladı.

/Ey ölüm, yaşlı kaptan, geri dönelim artık!

Sıkıldık bu ülkeden, demir alsın gemimiz!

Mürekkep gibi kara olsa da deniz ve gök,

Bilirsin, ışıl ışıl aydınlık yüreğimiz!

Boşalt zehrini ölüm, ağzından güç alalım!

Ne gam! Cennetindeymiş, ya da Cehenneminde?

Beynimiz alev alev, uçuruma dalalım,

Yeniyi bulmak için bilinmezin dibinde!/

Şiir bittiğinde zihnimde müthiş bir dünya dalgalanmıştı sanki, yüreğimin bütün pencereleri açılmış ve adeta yeni bir dünya keşfetmiş gibiydim... Bu şiir Fransız şairi Charles Baudelaire’nin “Kötülük Çiçekleri” kitabından alınmıştı. Sonra şiir faslı devam etti, bu kez yine Baudelaire’nin “Paris Sıkıntısı” kitabından bir şiir...

/Bakışı göğün ve denizin uçsuz bucaksızlığına daldırmak ne büyük haz! Yalnızlık, sessizlik, gök yüzünün benzersiz arılığı! Ufukta titreyen, küçüklüğüyle, yapayalnız kalmışlığıyla benim çaresiz yaşamıma öykünen bir küçük yelken, dalganın tekdüze şarkısı, tüm bu nesneler benim aracılığımla düşünüyor, ya da ben onların aracılığıyla düşünüyorum./

Örnekte de olduğu gibi Baudelaire’in “Paris Sıkıntısı”ndaki şiirleri ağırlıklı olarak düz yazı niteliğinde şiirlerden oluşmaktadır.

Charles Baudelaire, Paris Sıkıntıları’nı yazma sebebini bir dostuna yazdığı mektupta şöyle dile getirir:

“Aloysius Bertrand’ın ünlü Gaspard de la Nuit’sini belki yirminci kez karıştırırken, buna benzer bir şey denemek, onun öylesine şaşalı, öylesine çekici bir biçimde eski yaşamın çiziminde uyguladığı yöntemi yeni yaşamı, daha doğrusu yeni ve daha soyut bir yaşam anlatmada uygulamak geldi usuma. Uyumu uyağı olmadan da şiirli, ezgili olan, ruhun içli devinimlerine, imgelemin dalgalanmalarına, bilincin çarpıntılarına uyacak kadar kıvrak ve çarpıntılı bir şiirsel düz yazı tansığını hırslı günlerimizde hangimiz düşlemedik?”(1)
“Paris Sıkıntısı”ndaki düzyazı şiirlerin ağırlıklı konusu yalnızlıktır. Yazar neredeyse her dizede yalnızlığa seslenir, onunla konuşur ve adeta bir dost gibi ona sevgisini dile getirir. Ayrıca sık sık şeytanla veya eski Yunan mitolojisi kahramanlarıyla diyaloglara girer.

/yalnızlığını kalabalıkla doldurmasını bilmeyen kişi telaşlı bir kalabalık içinde yalnız olmasını da bilmez./

Eğer bir gün telaşlı kalabalıklar içinde kendinizi yalnız hissederseniz, zihin dünyanızı kirleten ve yüreğinize sıkıntılar veren siyasetin baskısından bir yerlere kaçmak isterseniz Baudelaire’in şiirlerine uğrayıp biraz olsun nefes alabilirsiniz, çünkü ben öyle yapıyorum...

1-Baudelaire, Charles, “Paris Sıkıntısı”, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mayıs 2014, İstanbul, Çev. Tahsin Yücel.

YORUMLAR (13)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
13 Yorum