Kadınlar birbirini dinliyor

ABD sınırımıza silah yığmayı sürdürüyor. Bu yılki bütçelerinden bölgemizde bir savaş ortamı yaratmak için gerekli parayı geçirdiler bile. Ülkemizde bir gün geçmiyor ki şehit haberi gelmesin, anneler babalar, kardeşler ve kundaktaki bebeklerle birlikte kavrulmayalım. Savaşların nasıl bir yıkım getirdiğini biliyoruz. Bunu önlemenin yolu toplumların önce kendi içlerinde sonra da birbirleri arasındaki insani bağları güçlendirmek. Bunun için de silahların değil insanların konuşması gerekli.

Toplum yaşayışları, maddi imkanları, eğitim durumları, fikir ve inançları birbirinden farklı olsa da, benzemezler kitlesi gibi görünseler de, aynı topraklarda birlikte yaşayan, aynı tarih, gelecek ve kaderle birbirine bağlanmış, ortak değerleri olan geniş insan topluluğudur, millettir.

***

Sabancı Üniversitesinden siyaset bilimi ve çatışma çözümü profesörü Ayşe Betül Çelik ve arkadaşlarının düzenlediği Toplumsal Mutabakatta Kadınların Rolü başlıklı çalıştaya katılmak hepimize iyi geldi. Çalıştayın amacı Türkiye’de artan kutuplaşmayı azaltmada ve Kürt meselesinin çözümünde kadınların rollerini tartışmaktı. Toplumsal barışın inşasında kadınlar arasındaki işbirliğini zayıflatan ve güçlendiren faktörleri konuşmaya çalıştık.

Çözüm sürecinde, 28 Şubat döneminde farklı eğilimlerden insanlar çeşitli platformlarda bir araya gelir ve mutabakatlar oluşurdu. Çalıştay katılımcıları arasında başörtü yasakları döneminde ‘öğrencime dokunma’ kampanyaları yapan, nice riskler alan üniversite hocalarımız da vardı. Katılımcıların çoğu uzun zamandır böyle bir toplantıya katılmadığını biraz da özlemle belirtti. Aktif siyasetteki saflaşmanın dışına çıkarak kadın kadına gündelik hayattan söz ederek konuşabilmek ne kadar kıymetli.

Üniversite bünyesinde kurulan İstanbul Politikalar Merkezi’nin(İPM) 15 Temmuz Sonrası ana başlığı altında yaptığı araştırmalar kitapçıklar halinde yayınlanmış. Bu raporlarda ordunun reformu, devletin dönüşümü, uzlaşma ve birlikte yaşama olasılığı, barış inşasıyla insani gelişme arasındaki ilişkisi, sivil toplum vasıtasıyla diyalog ve uzlaşı imkanları, elitlerin kutuplaşması, bir daha asla darbe olmaması için yapılması gerekenler, çatışma çözümü, demokratik fırsatlar gibi meseleler ele alınmıştı.

Üniversitenin Karaköy yerleşkesinde gerçekleşen çalıştaydaki konuşmalardan kısa bir özet geçerek tarihe not düşmek istedim.

Yüz yüze gelmediğimizde, birbirimizi yakından tanımadığımızda, kadın olmak, bir çocuğa emek vermek, yaşamak ve yaşatmakla ilgili özelliklerimiz bir anda siliniyor ve birbirimizi öteki diye daha kolay nitelendirebiliyoruz. Tanışıp buluşmadıkça birbirimize güven duyamıyoruz. Aidiyetlerimiz, farklı siyasi yaklaşımlarımız hatta ideolojilerimizin olması ne kadar doğalsa, bütün bunların esiri olmak ve birbirimizi dinlemeden suçlama yoluna gitmek o kadar yanlış. İnsani karşılaşmaların paha biçilmez değerini takdir etmemiz lazım. Kadınlar da farklı toplum kesimleri gibi etnik sınıfsal ve inanca dair farklılıklar içinde. Başkalarının dolayımından geçmemiş gerçek karşılaşmalar hepimize şifa. Silahların sustuğu zamanı kalıcı toplumsal barışa evriltmek için daha çok emek verebilseydik keşke kadınlar olarak. “Analar ağlamasın” idi çözüm sürecinin sloganlarından biri. Hiç kimse ağlamasın, şiddet ortamı kadını da erkeği de derinden sarsıyor.

Kimi konuşmacılara göre toplumsal cinsiyet meselesi çözülüp kadın üzerindeki baskılar sonlanmadıkça, kadının, düşünen kadın olarak saygın kimliği teslim edilmedikçe toplumsal mutabakatın gerçekleşmesi mümkün değil.

Bu çatışma ortamından çıkmamız için kendi kimliğini hafifletmeye, ötekine yer açmaya hazır siyasetçilerin ve sivillerin olması gerekiyor. Seta’dan bir katılımcı Diyarbakır’a araştırmacı olarak gittiğimizde, kadın olarak daha kolay iletişim kurabiliyoruz, daha çok güveniyor insanlar düşüncelerini anlatmak için dedi mesela. Çünkü kadını daha hayattan candan ve kendilerinden görebiliyorlardı.

***

“Ateşe su dökülmez suyun canı yanar” diyen bir hassasiyetten geldiğini söyleyen cemevinden bir konuşmacı ise kimliklere yönelik baskının öğrenilen bir şey olduğunu söyledi. Doğduğumuz toprak, annemizden gelen dil gibi kadın olmak ta doğuştan gelen bir ortaklıktı ona göre ve bunu barışın diline aktarabilirdik. Hiç kimsenin kendini ikincil toplum, alt kültür olarak görmemesi insanlara böyle hissettirilmemesi düşüncesinde hemfikirdik.

Kadınlar antiemperyalist duruştan taviz vermemeli. Haklılık duygusu içinde mutlaka bir pay bırakarak konuşmayı, şiddetsiz bir dünyanın hayalini kurmayı, teması, konuşmayı, birbirimizi dinlemeyi ve anlamaya çalışmayı sonuna kadar sürdürmeliyiz. Ayşe Betül Çelik’in emeğine sağlık.

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
3 Yorum