10.08.2020  01:33
SON GÜNCELLEME: 
10.08.2020  11:16

Siyasi partiler sanata öncü olmalı

Türkiye’de ilk kez eserleri bir siyasi partinin koleksiyonunda yer alan sanatçı Ahmet Çoktan: 'Siyasi partiler kültür ve sanat hayatının içinde, bu küçülen dünya içinde sağlam durmamızı, kendimize güvenmemizi sağlayacak, dünyayı belli istikamete götürecek fikirleri üretmemize öncülük etmeliler. Yoksa başka ülkenin veya kültürlerin oyuncağı, pazarı oluruz.'

+
-

SALİHA SULTAN / KARAR

Ahmet Çoktan’ı 2015’teki ‘Katman’ sergisinde tanımıştım. Mehmet Lütfi Şen’in küratörlüğünde gerçekleşen sergide, kağıt üzerine uygulandığını bildiğim katı’ sanatının Çoktan tarafından hayvan derisi üzerine işlenişini görmek oldukça şaşırtıcıydı. Çoktan, bu manada icra ettiği sanatın üzerine ekleyen bir sanatçı. Bir süredir daha çok katı’ sanatının sınırlarını zorlayan muazzam işlerini takip ettiğim Çoktan’ın son dönem yaptığı çalışmaların bir kısmı geçtiğimiz günlerde sanatseverlerle buluştu. Fakat bu kez bir sergi salonunda değil, bir siyasi partinin, Gelecek Partisi’nin Ankara’da açtığı genel merkez binasında. Üstelik partinin ‘İnsanlık onurunun izinde’ adını taşıyan bir sanat koleksiyonu olarak. Bu koleksiyon sanat dünyasında pek alışkın olmadığımız türden. Herkesin ‘yaftalanmaktan’ korktuğu bir dünyada, bir sanatçı için cesaret gerektiren bir çalışma doğrusu... Bu düşünceden hareketle, eserleri Türkiye’de ilk kez bir siyasi parti koleksiyonunda yer alan sanatçı Çoktan’la KARAR okuyucuları için konuştum. 

Ebru, katı’, tezhip... İcra ettiğiniz sanat türleri Türkiye’de siyasi ya da kültürel veçhelerle uzun yıllar görmezden gelindi. Son on yıldır ise akademi dünyasından bağımsız sanat ortamlarına yeniden gündemimize girdi. Dünyanın dört bir yanında sanatlarımızı tanıtan çalışmalara imza atmış biri olarak, nasıl değerlendiriyorsunuz bu süreci?

Türkiye çok hızlı bir süreçten geçti ve geçiyor. Bu sanatlar bir dönem sanat olarak görmezden gelindi, evet. Maalesef birçok arkadaşımız bu süreci tam idrak edebilmiş değil, her şeyin kendiliğinden olduğu sanılıyor. Oysa çetin bir süreçti. Daha önce yapılmış hataların tekrarı bu sefer de ters taraftan yapılmaya başlandı fakat. Onların heykeli, balesi varsa bizim de ebrumuz, tezhibimiz, hat sanatımız var gibi söylemlerle yola çıkıldı. Ben bunun yanlış olduğunu, insanları ötekileştirme ve cepheleştirmeye yol açacağını düşünerek, karşısında durmaya çalıştım. Yurtdışında yapılan başarıları çalışmalardan sonra bu sanatların tekrar revaçta olacağını düşünerek hareket ettim ve Japonya, İngiltere, Avustralya, Malta ve Almanya’da uzun süreli ve ilgi gören çalışmalar yaptım.

FELSEFEDEN YOKSUN KALAN SANATLAR ZANAATA DÖNÜŞTÜ

Son dönemde yaşanan sürecin toplum üzerinde siyasi, iktisadi ve dinsel etkileri var. Bu hızlı gelişmenin olumsuz yönleri sadece gençler üzerinde olmadı. Bu süreci yaşayan insanlardaki etkileri daha fazla. İyi niyetlerle yola çıkmış kişilerin söylemleri aynı gibi gözükse de ruhsuz ve içi boş... Eski nostaljik söylemlerden öteye gitmeyen hale geldi maalesef. Yaşanmayan söylemlerin de gençler üzerinde etkisi yok. Hatta bu söylemlere karşı tavır alıyorlar, bazen düşman oluyorlar. Özellikle belediyelerde meslek edindirme kurslarında yapım teknikleri verilmeye çalışıldı. Sanatlarda kullanılan malzeme tedariki ile bunlar birer iş koluna dönüştü, büyük pazarlara ulaşıldı. Ama maalesef bu sanatların felsefesi ve amaçları yine aynı oranda verilmediği için  birbirinin kopyası işler vücuda getirildi. Arada bazı denemeler yapılıyor ama felsefe ve estetikten yoksun. Ayrıca dünya sanat çevrelerindeki gelişmeler de iyi takip edilmediği için maalesef uzun süre sanat olarak bilinen bu sanatlar ne yazık ki zanaat haline dönüştü. 

İlginç bir eser kataloğunuz geçti elime. ‘İnsanlık onurunun izinde’ adını taşıyor. Çoğulculuk, adalet, şeffaflık, özgürlük temalarıyla çalıştığınız eserler dikkat çekici. Beni şaşırtan ise bu çalışmaların Gelecek Partisi Koleksiyonu olarak sanatseverler ile buluşuyor olması. Türkiye’de ilk kez bir siyasi partinin koleksiyonu olduğunu gördüm. Nasıl oldu bu?

Siyasi partiler kültür ve sanat hayatının içinde, bu küçülen dünya içinde sağlam durmamızı, kendimize güvenmemizi sağlayacak, dünyayı belli istikamete götürecek fikirleri üretmemize öncülük etmeliler. Yoksa başka ülkenin veya kültürlerin oyuncağı, pazarı oluruz. Yeme içme kültüründen tutun, konuşma, ortak alanları kullanma, sırada bekleme, trafik, çalışma hayatı, spor... Her şeyi etkiler. Değerli Ahmet Davutoğlu Hocamız da, bu konuda topluma bir borcumuz olduğunu ve fikirlerin sanatla ifade edilerek muhataplarının gönüllerinde ciddi bir karşılık bulacağını düşünen biri. Bir sohbetimizde, bu düşüncesini şekillendiren çalışmayı yapacağıma inancının tam olduğunu söyledi. Gelecek Partisi’nin kültür sanat politikalarından sorumlu genel başkan yardımcısı Sema Silkin Ün ve ekibiyle bir araya geldik, partinin fikirlerini ve değerlerini sanat yoluyla nasıl ifade edeceğimizi konuştuk. En sonunda da hepimizin beğendiği bir koleksiyon ortaya çıktı. O koleksiyonda toplumun sesi olabilecek özgürlük, şeffaflık, adalet, insanlık onuru, çoğulculuk gibi değerleri sanat yoluyla ifade etmeye çalıştım. Koleksiyon bir dostluğun yansıması da aynı zamanda. İnsanın kendiyle barışmasını, doğa ile bir olma halini yansıtıyor...  

KAMPLAŞMANIN  SONU LİYAKÂTSİZLİK

Geleneksel diye tanımlanan sanatlarımızda birçok çalışmalara imza atılan bir dönemden geçiyoruz. Benzer işlere, organizasyonlara da rastlıyorum açıkçası. 30’u aşkın yıldır sanatla hemhal olan biri olduğunuz için bu sorunun doğru muhatabı olduğunuzu düşünüyorum. Sizce bir kamplaşma, tekelleşme oluştu mu bu alanda?

Ben çok fazla eleştirmeyi sevmiyorum esasında. Kendi yapacaklarım, yeni projeler beni daha çok ilgilendiriyor. Bugünü ve geleceği inşa etmek ama iz bırakmak... Sanat belli kişilerin evlerinin duvarlarını süsleyen objeler olmamalı. Hayatımızın içinde kendi köklerinden beslenen, bugünü yaşayan, geleceğe pusula olan sanat eserleri yapmalıyız. Ön yargıların hakim olduğu, düşmanlıkların hüküm sürdüğü bir dünya da insanların barışa olan özlemini ve tutkusunu hayata geçirecek liderlere ve öncü halka ihtiyaç her zamankinden fazla. Bu coğrafyanın insanları dünyanın geleceğini şekillendirebileceğine, umut olacağına inancım tam.  Bunları maalesef bugün yapamıyoruz fakat dünyada sanatın gücü ile yapılamayacak hiçbir şey yok. Düşündüren, umut, huzur veren kendimizi sorgulayacağımız, denizin, rüzgarın,  suyun şiirlerini dinlediğimiz mekanları sanat eserlerine dönüştürmeliyiz.  Dünya insanlarının gelip sevgiyi ve insan olmaya hatırlayacağı mekanlar yapmalıyız. Bunlar zor değil. Tarihte bunu şekillendiren ve hayata geçiren devlet adamları, kanaat önderleri ve şairler ve mimarlar önümüzde duruyor. Maalesef kültür ve sanat hayatımızdaki kamplaşma ve tekelleşme liyakatsiz bir düzen oluşturuyor ve bu gidişle bir yere varmak mümkün değil...
 

 

DİĞER HABERLER
1 milyon 400 bin lira tazminat ödeyecek
Yunan komşularımız isteksiz
CHP'den belediyelere talimat
Ehliyet ve kimlikler tek kartta
'En babayiğit kişiye' çağrı
'Enis Berberoğlu Meclis'e dönsün' çağrısı
Çocukların umudu hatalı 5 liralara kaldı