Back To Top
Türkiye’nin kullanamadığı potansiyeli: Kültür ekonomisi

Türkiye’nin kullanamadığı potansiyeli: Kültür ekonomisi

Türkiye’nin kullanamadığı potansiyeli: Kültür ekonomisi
- A +

Kültür ekonomisinin Türkiye’nin en iddialı sektörleri arasında gösterilen inşaattan daha fazla katma değer sağlayabileceğine değinen Dr. Funda Lena, çarpıcı tespitlerini Karar’a anlattı. Lena, kültür ekonomisinin sadece kendine değil bulunduğu ortamdaki tüm alanlara da katkı sağladığına işaret etti.

MİKDAT KARAALİOĞLU

Kârlı sektörler, artı değer, verimlilik, potansiyel ekonomi dünyasının sürekli konuştuğu kavramlar. Türkiye orta gelir tuzağından sıyrılabilmek ve cari açığı kapatabilmek için her gün yeni stratejiler, planlar, reformlar yapıyor. Ancak elindeki dev kültür potansiyelinin farkına varabilmiş değil. Çünkü sanatsal faaliyetler ülke ekonomisine katkı sağlayacak, uyuyan potansiyelleri hareke geçirecek bir sektör olarak görülmüyor. Ekonomi dünyası kültür ekonomisi diye bir alanın nerdeyse fakında değil. Oysa kültür bir sektör olarak düşünüldüğünde, sağladığı katma değer, inşaat gibi Türkiye’nin en iddialı sektörlerinden bile daha fazla. Türkiye’de konunun sınırlı sayıdaki uzmanlarından Dr. Funda Lena bu potansiyeli ortaya çıkarmak için araştırmalar yapan bilim insanlarından biri. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Lena’nın konuyla ilgili‚ “Türkiye’de kültürel sektörlerin ülke ekonomisine katkısı” konulu kapsamlı bir çalışması var. Hem kitap olarak alınabilen hem de internetten indirilebilen bu değer Türkiye’de kültür ekonomisi sahasındaki nadir çalışmalardan biri.  Dr. Lena ile İstanbul Modern’de kültür ekonomisi hakkında bir söyleşi yaptık. Dr. Lena sadece sorunları ortaya koymuyor aynı zamanda çözüm önerileri de getiriyor. Dr. Lena’nın bilimsel çalışmaları ekonomi dünyasında, görece yeni bir alanın kapılarını aralıyor. 

Türkiye de devlet kültür ekonomisinin ne kadar farkında?

Hiç farkında değil denilemez. Üçüncü Milli Kültür Şurası’nda ‘Kültür Ekonomisi’ başlığı vardı örneğin. Fakat gerek bu konuda çalışan uzman sayısı gerekse bu alandaki projeler ve uygulamalar söz konusu olduğunda ancak bir geçiş döneminde olduğumuzdan bahsedebiliriz. Bunun haricinde devletin bazı kültür sektörlerine verdiği destekler var. Örneğin sinema. Fakat bu desteklerin sistematiğinde aksayan yönler var. Bu alanda öncelikli olarak farkına varılması gereken konu kültür ekonomisinin Türkiye ekonomisine sağlayacağı katma değer. Kültür ekonomisinin hem yerel hem ulusal düzeyde sağlayacağı doğrudan ve dolaylı ekonomik faydalar henüz tam olarak anlaşılmış değil.

El atılması gerekenler hangisi?

Makro çerçeveden bakarsak her sektörün kendine has katkıları ve potansiyelleri var. Bunlardan bazılarına destek sağlanırken bazılarına sağlanmıyor. Yani bütüncül bir yaklaşım yok. Örneğin sinemaya destek var. Ancak müziğe yok. Tiyatroya var ancak tasarıma kısmi olarak var. Bunun yanında, örneğin sinemaya destek veriyorsanız değer zincirinin her aşamasını desteklemek gerekiyor. Yani üretim, üretim sonrası, dağıtım ve ürünün tüketiciye ulaşması. Bizde sinemaya sadece üretim aşamasında destek var. Dağıtım aşamasında hiçbir destek olmadığı için çekilen bu filmler yönetmenin elinde kalıyor. Neredeyse hiçbir yerde gösterilemiyor. Ve arzulanan katma değeri sağlamıyor. Mikro açıdan baktığımızda ise kültür ekonomisini yerel düzeyde ele alınması gerekir. Her belediyenin oturup bir kültür yönetim planı hazırlaması gerekir. Bunun için o bölgenin halkının kültür sanatla ilgili talebini ölçecek araştırmalar yapılır. Şu andaki arzın bilançosu çıkarılabilir. Yani neler yapılıyor. Tanıtımda eksikler var mı vs. gibi.  Bu veriler analiz edilip kültür yönetimiyle ilgili planlar ortaya çıkarılmalı. 

Bu türden bir kültür yönetim planı hazırlanması için yerel yönetimlerin potansiyeli var mı?

Maalesef belediyelerde kültür sanat işleri genelde konunun uzmanlarının atandığı bir birim değil. Çoğu kez yan iş olarak, ya da ahbap çavuş ilişkileri ile doldurulan birimler.

Peki piyasada bu hizmeti verebilecek şahıslar kurumlar var mı?

Tabii var. Araştırma şirketleri var. Üniversitelerden yardım alınabilir. Örneğin bizim üniversitemiz İstanbul Bilgi Üniversitesi hem Sanat ve Kültür Yönetimi Bölümüyle hem Kültür Politikaları ve Yönetimi Araştırma Merkezi’yle bu konunun uzmanlarını barındırıyor. Benim de şahıs olarak Sarıyer ilçesi için bir çalışmam oldu.

Neler tespit ettiniz bu çalışmada?

Sarıyer halkı kültür ürünlerine ilgili. Ancak yeterli arz olmadığı için ya da var olan arzın tanıtımı yapılmadığı için tüketim daha çok Sarıyer dışında oluyor. Bir başka ilginç sonuç şu; eğer içerik ilgilerini çekerse bunun için para ödemeye hazır olduklarını söylüyorlar.  Yani bir etkinliğe gitmeleri için illa ücretsiz olması gerekmiyor. 

İstanbul örneğinde kalacak olursak. İstanbul’un ne kadar cirosu var. Ne kadar potansiyeli var? 

Türkiye’deki kültür ekonomisinin istihdam bakımından yarısı İstanbul’da. Ciro bakımından ise yüzde 75’i İstanbul’da. İstanbul’da en çok öne çıkan kültürel sektör ise sinema ve TV programı yapımcılığı. Bu sektördeki toplam istihdamın %75’i, toplam cironun %90’ı İstanbul’da. İstanbul’da kültürel sektörlerdeki istihdamın İstanbul’daki toplam istihdam içindeki payı %3,5, Türkiye genelinde ise bu oran %1. İstanbul’da kültür ekonomisinin altyapısına bakacak olursak, 330 civarı kütüphane, 80’e yakın müze, 120 civarı sinema salonu, 140’a yakın tiyatro, 150’nin üzerinde gösteri sanatları sahnesi, 220’nin üzerinde galeri bulunuyor. Ayrıca kültürel alanlarda faaliyet gösteren 15.000 civarı firma bulunuyor.

Ayrıca İstanbul’da Türkiye’nin geri kalanına kıyasla çok daha fazla festival, şenlik, yarışma vs. düzenleniyor. Ama tabii İstanbul’u gelişmiş dünya şehirleriyle karşılaştırdığımızda hem bu tip etkinliklerin hem de kütüphane, tiyatro salonu gibi fiziksel mekanlarının sayısının oldukça az olduğunu söyleyebiliriz.

Devasa rakamlar. Olağanüstü bir ciro.

Asıl katkıyı sadece ciroya bakarak göremezsiniz. Asıl katkı katma değerin ciro içindeki payı ölçülerek anlaşılabilir. Örnekleyecek olursak.  Kâr payı ve ciro büyük olduğu için örneğin inşaat sektörünün ekonomiye katkısı kültürden daha büyük gibi gözüküyor. Ancak oranlayarak baktığınıza kültür ekonomisinin, inşaat sektöründen dört kat daha fazla katma değer kattığını göreceksiniz. Cirodan girdi maliyetlerini çıkarttığınızda kalan rakamdır katma değer. Örneğin bir müzikalin üretiminden elde edilen cironun içinde katma değerin payı çok yüksek. Bunun yanında o müzikalin çarpan etkisi de var, örneğin Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ndeki bir etkinliğe katılanlar oradaki alışverişi de canlandırıyor. Bir kentte film çekildiğini düşünelim.  Hem üretime katkı sağlıyor hem de bu film sayesinde o kentin cazibesi artıyor.  Başka bir örnek Arapların Türk dizilerini izleyip Türkiye’ye gelmesi, Yani yeni bir talep yaratılıyor. Tetiklediği bir talep var. 

Kitabınızda ve röportajlarınızda sıkça çarpan etkisinden bahsediyorsunuz. Bunu biraz açabilir miyiz?

Örneğin siz bir kalem kültür ürünü ürettiğinizde dışarıdan hizmetler alıyorsunuz. Bunlar kültür sektöründen olmayan hizmetler. Temizlikçi ya da yemek vs. gibi. Yani bir talep daha yaratıyorsunuz. Ayrıca, örneğin şu anda bulunduğumuz mekan bir müze (İstanbul Modern) bu müzenin ziyaretçileri müzenin cafesine de uğruyorlar, yani müzenin varlığı bir başka ticari faaliyeti de tetiklemiş oluyor.  Oysa yanı başımızdaki inşaatı (Galata Limanı) düşünelim, bu inşaat benzer bir etki yaratmıyor. İnşaat sürdüğü sürece bu bölgede sadece orada çalışan işçilerin ihtiyaçlarını karşılamak için bir talep artışı sağlanacak.  Yani İnşaat vasıtasıyla burada sektör dışı ciddi anlamda bir talep artışı olmuyor. Bu müzede de çalışanlar ve müzenin ihtiyaçları var.  Ancak bunun yanında sürekli gelen ziyaretçiler de var. Bu örnekten hareketle kültürel sektörlerin yerel ve dolayısıyla ulusal ekonomiye önemli bir dolaylı etkisi olduğunu söyleyebiliriz.

Kültür ekonomisinin en önemli ayağı da talep. Türkiye’de talebin yeterli düzeyde olmadığı malum. Bu nasıl aşılabilir?

Buradaki en önemli etken tanıtım. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi üretime verilen desteğin yanında tanıtıma da destek verilmesi gerekiyor. Ve şüphesiz eğitim. Okullarda verilen müzik, resim gibi sanatla ilgili derslerin kültürel sektörleri geliştirecek şekilde düzenlenmesi de buna dahil edilebilir.

Özel sektörün de tanıtım konusunda üzerine düşeni yeteri kadar yaptığı söylenebilir mi? Etkinliklerin tanıtımında kullanılan dilden kullanılan mecralara kadar yapılanlar yeterli mi? 

Daha önce de söylemiştim. Kültür sektöründe çalışan kişilerin çok azı uzmanlardan oluşuyor. Ayrıca yine örnekleyecek olursak bir klasik müzik konserinde organizatörler zaten gelecek kişilerin belli kişiler olduğunu düşünüyor. Yeni bir mecrada duyuru ya da yeni müşteriler kazanmak için çaba göstermenin gereksiz olduğunu düşünüyor olabilirler. Bu kültür ekonomisi konusunda yeterli birikim ve hassasiyete sahip olmamamızla alakalı bir durum.

17-05/14/afg.jpg

KAPSAMLI ARAŞTIRMA YAPILDI

Dr. Funda Lena’nın Türkiye’de Kültürel sektörlerin ülke ekonomisine katkısı” isimli çalışması, ‘İngiltere sanat konseyinin Sanat ve Kültür  Endüstrisinin Ulusal Ekonomiye Katkısı’ konulu çalışması temel olarak hazırlandı. Araştırmada Türkiye’deki Kültür ekonomisine dahil kalemler kitap yayımı, ses kaydı ve müzik yayıncılığı faaliyetleri, gösteri sanatları, gösteri sanatlarını destekleyici faaliyetler, sanatsal yaratıcılık faaliyetleri, sinema filmi, video ve televizyon programı faaliyetleri, uzmanlaşmış tasarım faaliyetleri yer aldı. Müzeler bu çalışmaya dahil edilmedi. 2013 yılına kadar var olan veriler baz alındı. Buna göre Türkiye’de kültür ekonomisini 2013 yılında 8,1 milyar TL’lik bir cirosu var. 

ÇALIŞANLARIN MAAŞLARI BEKLENEN DÜZEYDE DEĞİL

Türkiye’de kültürel sektörlerin ülke ekonomisine katkısı konusunda bilimsel bir araştırmanız var. En dikkat çekici sonuçlardan biri kültür ekonomisinde 2012 ve 2013 yılları arasındaki devasal artışlar. Sektörde yüzde 50’lik bir artış yaşanıyor. Bu nereden kaynaklanıyor olabilir?

Benim çalışmam makro düzeyde ve istatistiklere dayanan bir araştırma. Bu artışın nedenini anlayabilmek için sektör temsilcileriyle derinlemesine görüşmeler yürütmek gerekir. Fakat fikrimi söylemem gerekirse, örneğin sinema ve TV sektöründeki büyüme Türk dizilerinin ihracatındaki artışın etkisi olabilir. Genel olarak sosyal ve politik ortamın da etkisi olduğu şüphesiz. Bu kitap yayınlandıktan sonraki döneme ait rakamlara bakıldığında 2013’ten sonra aynı düzeyde bir artışın devam etmediğini de söylemek gerekiyor. Hatta en büyük hacimli kültür sektörü olan sinema sektöründe 2015’ten 2016’ya geçişte uzun yıllardır ilk defa düşüş gözlendi. Aynı şekilde canlı müzik sektörünün cirolarında da son yıllarda büyük düşüşler yaşandığını sektör temsilcileriyle yaptığım görüşmelerden biliyorum. Bu durumun politik konjonktürle ilgisi olduğunu düşünüyorum.

Kültür ekonomisinde dikkat çeken bir başka konu iş gücü verimliliği. Araştırmanızda kültür ekonomisinde iş gücü verimliliği de diğer sektörlere kıyasla yüksek olduğunu öğreniyoruz.

Evet bu konudaki araştırma sonuçları çok ilginç. Kültür ekonomisinde yıllık otalama işgücü verimliliği 47 bin 239 TL. Yani kültür sektöründe çalışan bir kişinin ürettiği yıllık artı değer bu miktarda.  Ancak tüm sanayi ve hizmet sektörünün ortalamasını aldığımızda bu rakam 30.844 TL.

Ekonomiye bu denli artı değer katan sektörde maaşlar ne durumda?

Maalesef söz konusu ortalamalarla orantılı değil.  Tüm sanayi ve hizmet alanlarında çalışanların yıllık ortalama ücreti 20 bin TL civarında. Bu rakamı kültür ekonomisinde sadece sinema ve TV faaliyetleri (29 bin 931 TL)  ve kitap yayıncılığı faaliyetleri (25 bin 152 TL) alanında ortalamayı geçebiliyor. Bu rakam gösteri sanatları alanından kişi başına yıllık 11 bin 835 TL ve uzmanlaşmış tasarım faaliyetlerinde 14.136 TL’ye kadar düşüyor. Düşük maaşlar kültür ekonomisinin potansiyelinin ortaya çıkamamasındaki önemli etkenlerden biri.  2013 rakamlarına göre kültür ekonomisi alanında çalışanların sayısı 35 bin 475. Bu rakam tüm çalışanların yüzde 0,27’sine denk düşüyor. 

Kültür ekonomisinin en önemli aktörü hiç şüphesiz tüketiciler. Kültür ürünlerinin tüketimine ne kadar harcıyoruz?

  Türkiye’de hane halklarının eğlence ve kültür harcamaları 2013 rakamlarına göre aylık ortalama 79 TL düzeyinde. 2014 yılında ise 87 TL düzeyinde. Bu nasıl arttırılabilir sorusu yukarıda dile getirilen konularla alakalı. Kültür Ekonomisi konusunda hem kamu hem de özel sektörün yapacağı değişiklikler harcama oranlarını da yükseltecektir. Hane başına tüketim miktarının artma potansiyeli mevcut ve doğru stratejilerle bu potansiyel açığa çıkarılabilir. 

X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN