Back To Top
Herkes üniversite okursa kim üretecek?

Herkes üniversite okursa kim üretecek?

 - Son Güncelleme: 25.04.2019 Perşembe 10:21
Herkes üniversite okursa kim üretecek?
- A +

Özel sektörün kâr edebilme kabiliyetinin bittiğini söyleyen ASO Başkanı Özdebir, ekonomideki tek gerçeğin güven olduğunu vurguladı. Firmaların yurtiçi ve yurtdışı borçlarının 2.5 trilyona ulaştığını ifade eden Özdebir, küresel sermayenin krediyle büyümeyi finanse etmediğini dile getirdi. Üretimin önemli olduğununa değinen Özdebir “Herkes üniversite mezunu olursa kim üretim yapacak. Önemli olan üniversite sayısının artması değil kalitenin artması” dedi.

Ankara Sanayi Odası (ASO) Nisan ayı meclis toplantısında gündemdeki ekonomik gelişmeleri değerlendirdi. Gündeme ilişkin konuşan ASO Başkanı Nurettin Özdebir, Ağustos ayında başlayan kur sarmalı, ekonominin dinamiğini bozduğunu söyleyerek, az ithalat, az üretim, az cari açık verip yüksek işsizlik oranı olan bir ekonomiyle karşı karşıya kalındığına vurgu yaptı. Özdebir, bu durumun temelinde aşırı dış borçlanma olduğunu belirtti. Özdebir “Döviz cinsi dış borcumuz 448 milyar dolar; net dış borç stokumuz yaklaşık 282 milyar dolardır. Bu borcun büyük bir kısmı özel sektöre ait. Son altı ayda özel sektör kar edebilme kabiliyetini yitirmiş durumda; yani kazanarak borcunu geri ödeyemiyor. Dış borcun alacaklıları herhangi bir devlet değil; büyük bankalar ve fonlar yani uluslararası yatırımcılardır. Bu borcun döndürebilmesi için yatırım ortamının iyileştirilmesi gerekiyor. Ekonomilerde ortaya çıkan daralmanın en önemli sonucu, ülkede güven kaybı ve iç talepte ciddi daralmadır; bu gün yaşamış olduğumuzda budur. Şu anda ekonomi politikalarının temel amacı hane halkının ve özel sektörün harcamalarını canlandırmak üzerine odaklanmalıdır. Bunu sağlanamaması durumunda, ekonomi daralma ve sürekli devam eden bir kısır döngüyle karşı karşıya kalacaktır” dedi.

ASO Başkanı Özdebir “Üniversite mezunu her kimse yi kalifiye elman olarak algılamamamız gerekiyor. Herkes üniversite mezunu olursa kim üretim yapacak. Üniversite sayısının artması da eğitim ve beşeri sermayeyi zenginleştirmiyor. Önemli olan üniversite sayasının artması değil kalitenin artması. Evrensel bir eğitim sistemi inşa etmemiz gerekiyor” diye konuştu.

İşsizlik sorununun gündemin ilk sırasına yerleştiğine değinen Özdebir, bu yıl yeni istihdam yaratamadığımız gibi 872 bin kişinin işsiz kalmasına neden olunduğunu ekledi. Özdebir şöyle devam etti: “Yani ekonomimizin istihdam yaratma kabiliyeti kaybetti. Özellikle genç işsizlik oranın yüzde 26.7 seviyelerine yükselmesi oldukça düşündürücü. İşsizlik sorunun nedeni, kültürel geleneksel yapımız bizi tembelliğe itmesinden kaynaklanıyor. Ailelerin aşırı korumacılığı gençlerin istihdama katlımı engelliyor. Sosyal yardım sisteminin kademeli ve ivedi bir şekilde azaltılması ihtiyacı olmayanların sosyal yardım çatısından çıkartılması gerekir.”

YABANCI YATIRIMCI BEKLERKEN YERLİYİ KAÇIRDIK

Nurettin Özdebir “Yatırım bütçemiz açık verdi, bizler yabancı yatırımcının ülkeye gelmesini tartışırken, yerli sermayenin çıktığını görüyoruz. Türkiye’den yurtdışına giden (ODI) ve yurtiçine gelen (FDI) doğrudan yatırımların seyrini gösteren ODI/FDI 3.4 puan yükselerek yüzde 24.8’den yüzde 28.2’ye çıktı. ODI/FDI oranındaki yükseliş, Türkiye’de yerleşiklerin, yani yerli sermayenin yurtdışına çıkışının, yabancıların Türkiye’ye girişinden daha hızlı arttığını söylüyor” dedi. Gıda enflasyonunun şu an yüzde 30’lara dayandığını ifade eden Özdebir, yüksek enflasyonun üretimsizlikten kaynaklandığını ekledi. 

EKONOMİDE TEK GERÇEK GÜVEN

Ekonomide en önemli gerçekliğin güven olduğunu ifade eden Nurettin Özdebir, güvenin olmadığı bir ortamda hane halkının tüketmediğini, üreticinin üretmediğini ve yatırımcının yatırım yapmadığını belirtti. Güvenin temel dayanağının hukuk olduğunu sözlerine ekleyen Özdebir şu ifadeleri kullandı: “Yeni ekonomi programından hukuk ve ekonominin birbirinden ayrılamayacağı tespiti çok önemlidir. Yargı konusunun programda yer alması oldukça önemsiyoruz. 2019 yılı içerisinde hayata geçirecek en önemli reformlarımızdan birinin vergi dönüşümü olması önem arz etmektedir. Yeni vergi uygulamalarında istisna ve muafiyetleri azaltılması ve Kurumlar Vergisi’nin kademeli olarak düşürülmesi özellikle sanayici açısından vergi yükünün azaltılması önemli bir avantajlar sağlayacaktır. Kıdem tazminatı reformu ile işçi ve işveren açısından uygulamaya konulan düzenlemeler sürdürülebilir bir büyüme ve istihdam performansı açısından önemli bir adım olacaktır. Kıdem Tazminatı konusu maalesef 10 yıldan fazla zamandır tartışıp çözemediğimiz bir sorun. Hükümetimiz tarafından zaman zaman gündeme getiriliyor ama ne yazık ki bir türlü sonuçlandırılamıyor.”

ŞİRKETLER KAPANIYOR BANKALAR ZARAR EDİYOR

“Geçen hafta açıklanan 2019 programını dikkatle takip ettik. Yoğun, kapsamlı ve bütünselliği olan bir paket olduğunu düşünüyorum. Özellikle reform alanlarının başında finansal sektörün ön plana çıkmasını önemsiyoruz. Burada şuna dikkat çekmek isterim, şirketler borçlarını ödeyemediklerinden dolayı zor durumdalar ve birçok şirket batıyor” diyen Özdebir “Firmaların yurt içi ve yurtdışı toplam borcu 2,5 trilyon TL. Firma borçlarının milli gelire oranı %70 seviyelerine ulaşmıştır. Firmaların mali borç/özkaynak oranı ise %148 seviyesinde. Bu minvalde, şirketler borçluluk rasyosu yüksek olduğundan kapanırken, bankalarda vermiş olduğu borçlardan dolayı zarar yazmaktadır. Şirket battıktan sonra bankaya yardım etmek yerine; verilecek kaynağı batmadan şirketlere aktarmak daha doğru olacaktır. Özellikle bahsi geçen kaynağın, katma değeri ve milli menfaatleri yüksek olan şirketlerin kurtarılması üretimin devam edebilmesi açısından çok daha önemlidir” dedi.

KREDİLİ BÜYÜMENİN GEÇERLİLİĞİ YOK

“Kredi faiz oranlarının yüksek seyri reel sektörün önündeki en önemli engeldir” diyen Özdebir, politika yapıcıların bu konu üzerine yoğunlaşması gerektiğini söyledi. Özdebir şöyle devam etti: “Yılbaşından bu yana sektörün toplam kredileri yüzde 4.7 oranında arttı. Kamu bankalarının yüzde 8.3, özel bankaların ise yüzde 2.2 seviyesinde artış gerçekleşti. Hala yetersiz. Bir özeleştiri yapmamız gerekir, büyümek için kredi kullanmayı politika yapıcılarının bırakması gerek. Küresel sermaye piyasaları artık krediye bağlı büyümeyi finanse etmiyor. Ülkemizin yeni bir büyüme modeline ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Ülke olarak üçüz açık veren bir ülke konumundayız. Hem tasarruf açığı, hem bütçe açığı hem de dış ticaret açığı veriyoruz. İhracat gelirlerimiz kurların yukarda olmasından dolayı artıyor, lakın ucuz fiyata satıp, girdi maliyetlerimizin yüzde 65’i dolar kuruna bağlı olduğu için daha pahalıya alıyoruz, kurdaki yukarı yönlü hareket her geçen gün maliyetlerimiz yukarı doğru itiyor. Yurtiçi yerleşiklerin gelecek kaygısı ve TL güven sorunundan dolayı tasarruflarını dövize endeksli olarak saklamaları önemli bir risk unsuru olarak hala karşımızda durmaktadır.”

 

X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN