SALİHA SULTAN

Yalçın Armağan’ın yayıma hazırladığı ‘Şiirin Çizdiği’ kitabı Yapı Kredi Yayınları tarafından geçtiğimiz ay okuyucuyla buluşturuldu. ‘Edebiyat ve Şiir Üzerine Yazılar’ alt başlığıyla yayımlanan, 11 yıl önce yaşama veda eden ünlü şair İlhan Berk’in 60 yıl boyunca edebiyat üzerine yazdıklarının ilk kez bir araya getirildiği kitap raflarda yerini henüz almışken, Cumhuriyet Kitap’ın 5 Aralık 2019 tarihli 1555’inci sayısında şair, yazar ve gazeteci Özdemir İnce’nin ‘Bir muamma...’ başlığıyla yayımlanan yazısında sert eleştirilerine maruz kaldı. Kitabın ‘Halis Şiiri Ararken’ bölümünde yer alan yazılardan İlhan Berk’in kendisine hiç bahsetmediğini söyleyen İnce, ünlü şairle dostluklarını sona erdiren kavgalardan hiçbirinde ‘Lan oğlum ben bu konuları Servet-i Fünun’da yazarken sen ananın sütünü emiyordun!” gibi bir laf da etmediğini söylüyor.

İlhan Berk’i 1970’lerde yazdığı ‘Cehaletin Rönesansı’ yazısında da cehaletle suçladığını paylaşan İnce, İlhan Berk’in o metinleri kaleme alacak bir bilgi donanımı olmadığını iddia ederek, “Sadece İlhan değil, o yılların şairleri böylesine yazılar yazamazdı. Yazsa yazsa Ahmet Hamdi Tanpınar yazabilirdi” yorumunu yapıyor. Bu iddiasını temellendirdiği metin ise, 27 Nisan 1939 tarihli Servet-i Fünun dergisinde 21 yaşındaki İlhan Berk’in ‘N. İlhan Berk’ imzası ile yayımlanan iki sayfalık ‘Garb edebiyatı tedkikleri” başlıklı kitap tahlilleri. Yazı boyunca ‘İlhan Berk bunu yazmış olamaz, 21 yaşında o kitapları edinemez, 17 yaşında Ahmet Haşim’in yazısını okuyamaz’ minvalinde itirazlarda bulunan İnce, “Çok sevdiğim, arkadaşlığı ile mutlu olduğum, yemek masasına yıllarca oturduğum, bilmem kaç kez uyuduğum ve çok özlediğim İlhan Berk’in mahremine girmek zorunda bıraktıkları için...” sözleriyle de yayınevi ve Armağan’a kendisini bu noktaya getirdikleri için sitem ediyor.


Özdemir İnce’nin İlhan Berk’in yazamayacağını iddia ettiği, ‘Yazsa yazsa Ahmet Hamdi Tanpınar’ yazabilirdi dediği, 27 Nisan 1939 tarihli Servet-i Fünun dergisinde yer alan N. İlhan Berk imzalı metin

İDDİALI İDDİA: İlhan Berk’in, İnce’nin yazısında ‘yazamaz’ dediği yazıları bir takım ‘editöryal dokunuşlara’ mı maruz mu kalmıştır, bilemeyiz. Bu çağdaş edebiyatımızın tarihçilerinin ya da ‘uzmanlarının’ meselesi. Yazıyla ilgili konuştuğum Yalçın Armağan ise gazetemize verdiği görüşün dışında iddialara yönelik geniş bir yazı hazırladığını dile getiriyor. Edebiyat dünyasında bu tarz tartışmaların yaşanması, tarihine mal olmuş isimlerin tabulaştırılmadan tartışılması yazın dünyası için önemli mutlaka. Fakat İnce’nin kitaptaki ‘vukuat’lara değindiği yazısında ‘Ancak Ahmet Hamdi Tanpınar yazabilirdi’ dediği metni Atatürk Kitaplığı’ndan rica ettiğim ilgili Servet-i Fünun sayfaları gelince okuduğumda, 1930’lu yıllarda edebiyat dünyasında boy gösteren isimler açısından oldukça ‘normal’ bir metin olduğunu gördüm. Erken Cumhuriyet dönemi diye anılan bir devirde yetişen İlhan Berk’in ya da dönemin edebiyatçı gençlerinin dilinin, bilgisinin İnce’nin iddialı iddiasındaki gibi ‘kıt’ olduğunu, o yaşlarda edebiyat dünyasında olup bitenlerden bihaber olduklarını düşünmek, o dönemde yetişmiş ‘komple’ yazarları az buçuk okumuş sıradan okuyucular için dahi çok abartılı bir bakış açısı. Üstelik bu kuşak, 1940’ların Mehmed Akif, Tevfik Fikret, Mehmed Rauf, Halid Ziya, Ahmed Hamdi Tanpınar gibi edebiyatçılarının ve sonrasının ardından geliyor. Ayrıca, Berk’in kuşağından bir başka şair Cemal Süreya, ‘Adı İlhan Berk’ şiirinde ‘Murat Belge yakıştırman, Enis Batur ileştirmen, İlhan Berk eleştirmen’ derken bir bildiğini dile getiriyor olsa gerek. Bakalım İnce’nin 50 yıl sonra yeniden çizdiği ‘Cahil İlhan Berk’ portresine edebiyat dünyasından nasıl sesler yükselecek. Merakla bekliyoruz.

'İNCE’NİN ARGÜMANI YANLIŞ BİLGİLERE DAYALI'

Özdemir İnce, İlhan Berk’in dergilerde kendi adıyla (ve bazen de fotoğrafıyla) çıkan yazılarının ona ait olmadığını iddia ediyor. Ancak somut bir kanıtı yok. Bir ‘muamma’dan söz ediyor ama ortada bir muamma yok. Özdemir İnce’ye göre Fransızca bilmediği için İlhan Berk’in, 1945’ten önce Türkçeye çevrilmemiş kitaplardan yazılarında söz etmesi mümkün değil. Ancak İlhan Berk, kendi yazdıkları/söylediklerinde ve kendi yazılarına verdiği referanslarda bunun aksini dile getiriyor. Ayrıca şairin kendi sözleri bir yana, Salâh Birsel’in ‘Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu’na bakıldığında İlhan Berk’in 1945’ten önce de “Tüm maaşını Fransızca kitaplara yatırdığı” bilgisine ulaşılabiliyor.

İnce’nin iddiasındaki can alıcı nokta İlhan Berk’in imzasıyla yayımlanmış yazıların şaire ait olmayacağı ama İnce yazısının sonunda, Berk’in söz konusu yazılarının Servet-i Fünun’da şairin adıyla yayımlandığını kabul ediyor, hatta dergiyi bu yazıları yayımladığı için suçluyor. Böylece ortada bir muamma olmadığı, bu yazıların İlhan Berk’in adıyla yayımlandığı açıklığa kavuşuyor. Bir şairin imzasıyla yayımlanmış bir yazısını onun külliyatının parçası saymaktan daha olağan bir şey olamayacağına göre, 1939 ile 1942 arasındaki yazıların İlhan Berk’in külliyatında yer almasının tartışılacak bir yanı kalmıyor. Bu yazıların İlhan Berk tarafından yazıldığıyla ilgili ‘adıyla yayımlanması’ gibi sağlam bir gerekçemiz varken, bunun aksini iddia etmek için elimizde hiçbir somut veri yok. Son olarak Özdemir İnce’nin yazısının sonunda bazı kitapların çevrilme tarihleriyle ilgili verdiği bilgilerin yanlış olduğunu da belirteyim. Mesela Şolohov’la ilgili verilen bilgiler yanlış. Benzer biçimde Kafka ve Woolf hakkında söyledikleri de tarihsel olarak doğru değil. İnce, argümanını bu yanlış bilgilerin üzerine kuruyor.