Hayır hayır, dev yosun kütlelerine yol açan kirlilikten nasıl kurtulur değil. Bu kirliliğin temizlenmesine engel olan tutukluktan, arkasında yatan partizan çekişmeden nasıl kurtulur?

Bayramda Göcek’e düştü yolum. O da ne; Fethiye Körfezi’ne bir kabus gibi çökmüş hareketli yosun kolonileri. Bütün gün o kıyı, bu plaj dolaşıp göz korkutuyor, tatilci kaçırıyorlar.

Her geçen gün de kötüleşiyor. Birkaç yıl daha mümkün değil gitmez böyle. Ne deniz dayanır, ne tatilci ne de turizmciler.

Bir aydan fazladır haberlere konu oluyor, deniz yüzeyindeki renk değişimi.

Muğla Büyükşehir Belediyesi, ‘İnceledik, alg patlamasıymış, kanalizasyon gideri ya da atık sularla ilgili değil, korkacak bir şey yok’ dedi ve geçiştirdi.

Hatta, ‘denizin rengi normale döndü’ diye, müjdeli takip haberleri bile yapıldı. Ama nerede!...

Şu son görüntülere bakın; belediye kenara çekildi, DSİ oralı olmamaya devam ediyor. Fakat size bir şey değişmiş, seyyar tehlike geçmiş gibi geliyor mu?

Patlayan kirlilik, bu gidişle turizmi de gümletir. Sürekli yer değiştiren yosun istilası; körfezle birlikte uğradığı plaj, koy ve tatil tesislerini de bitirmek üzere.

Yüzeye vuran sarı-yeşil karartılar ve yaydıkları çürük kokusu herkesi rahatsız ediyor. Bir tek, asıl olması gerekenleri pek rahatsız etmişe benzemiyor.

Bu felakete ne mi yol açtı? Muğla Belediyesi ile DSİ’nin müşterek eseri...

‘Yapardın-yapamazdın’ inatlaşmalarıyla birbirlerini cezalandırdıklarını sanıyor olabilirler. Ama almadıkları tedbirlerin halkı, turzimi ve denizi cezalandırmaya dönüştüğü açık.

Kimle konuşsanız duyacağınız şey aynı; DSİ sorumluluğu CHP’li belediyeye atıyor, belediye bakanlıklara ve DSİ’ye...

Birbirlerine havale etseler de suç, aslında ortak. İkisinin de ihmal ve kusuru var. Körfeze dökülen derelerin arıtma ve ıslahları ne zamanında, ne doğru yapılmış. Acilen arıtma kapasitesini arttırmaya ihtiyaç olduğu söyleniyor.

Denize boşalan evsel, tarımsal ve endüstriyel atıklarla tekne atıklarının derhal sıkı kontrol altına alınması da bir o kadar acil.

Ve elbette vakumlama ya da tarama yoluyla körfezin temizlenmesi, ertelenemez bir zaruret olarak beliriyor karşımızda.

Bugün müdahale başlasa bile körfezin iyileştirilmesi zaman alacak, edilmezse yarın çok geç diyor işin ehli.

Gemi çekek yerinin, körfezden bir an evvel taşınması da artık kaçınılmaz.

Suçlu aramanınsa hiç sırası değil.

Yok; seçimden önce Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum gelip“250 milyon liralık projesi hazır. Kötü haldeki körfezi temizliyoruz”vaadinde bulunmuş, ne bekliyor, hadi buyursunmuş...

Yok; CHP adayı Osman Gürün, ‘yarı fiyatına hallederim’ diye hava atmış, başkanlığı kazandığına göre hadi halletsin de görelim, tutan mı varmış...

Turizm çökerse altında herkes kalır, kim kimin üstüne yıkarsa yıksın...

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği olmadan altından kalkılacak gibi de durmuyor. Belediyenin baş edebileceği boyutları çoktan aşmış durumda.

Mesele, memleket meselesi ve beklemeye tahammülü yok. Hala sen-ben meselesi olarak bakılabilir mi?

Ne CHP’li belediyeye yarayacak diye DSİ seyirci kalma hakkına sahip, ne de belediyenin AK Parti hükümetine yıkarak sıyrılma lüksü var.

Karşılıklı suçlamaları bırakıp birlikte çalışmak ve çözmek zorundalar. Yoksa çok yazık olacak. İş işten geçip ‘Basra yıkıldıktan’, Fethiye Körfezi batırıldıktan sonra dövünen çok olur da neye fayda!