Osmanlı sanayii konusunu ele alırken en ciddî sıkıntı, düzenli, tutarlı ve güvenilir istatistik verilerine sahip olmamamızdır.

Gelelim Osmanlı sanayii ve sanayileşme konusunu çalışmanın içkin güçlüklerine. “İçkin” derken bir soyutlama yapıyorum. Bu konuda Cumhuriyet’in başlarından beri yapılan kapsamlı tarihsizleştirmenin kamunun genişçe kesimlerinde oluşturduğu ezber ve bazılarının bu ezberin bozulmasına yönelik tehditler olarak gördüğü çabalara duyduğu antipatiyi ayrı tutmak, bir kenara koymak istiyorum. Bu kadarı zaten kolayca görünüyordur. Hiç uzağa gitmeye gerek yok, ilgili yazılarıma Karar’ın web sitesinde yapılan yorumlara bir göz atmak yeter. Ben ne yazarsam yazayım, bazı okurlar, Osmanlı’da hiçbir sanayi ve sanayileşme emaresi bulunamayacağına, buhar (daha sonra da petrol, dizel, gaz ve elektrik) ile dönen makine çarkları olamayacağına, ham deri ithal edildiğinde bile herhangi bir şekilde sanayide kullanılamayacağına iman etmiş görünüyorlar. Bazıları da, sanki Osmanlı ekonomisinin en büyük sektörünün sanayi olduğunu söylemişim gibi “daha fazla zorlamamam” hususunda uyarılarda bulunuyor.

Hayır, vurgulamak istediğim bu değil. İstisnasız herkes konunun en hurda teferruatına kadar çalışılmasını talep etse de, Osmanlı tarihinin bazı diğer veçhelerine duyulan yoğun ilgi aynen sanayi tarihine yönelse de, eski sanayi kompleksleri film seti veya eğlence merkezi olacağına hurdacıların elinde perakende olan makine, alet ve edevatıyla birlikte müze yapılsa da; velhasıl Osmanlı endüstri mirasının da Osmanlı mirasının bir parçası olduğunu tamamıyla müdrik bir toplum olsak da konuyu çalışmanın içkin, mündemiç (immanent, inherent) güçlüklerinden bahsediyorum.

Bunun için de meselenin alfabesine gitmek gerekiyor. Biz tarihçiler, bildiğimizi nasıl, nereden biliyoruz? Hep söyleriz belgesiz tarih olmaz diye, tabii ki Osmanlı sanayi tarihinin de, her türlü kayıp ve yıkıma rağmen, hem de çoğuna hiç dokunulmamış, araştırıcılarını bekleyen arşiv ve arşiv dışı belgeleri var. Kaldı ki yapılan çalışmalar da böyle yapıldı. Aklıma hemen, merhum Rifat Önsoy’un Tanzimat Dönemi Osmanlı Sanayii ve Sanayileşme Politikası ve yine merhum Donald Quataert’in Sanayi Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü (Ottoman Manufacturing in the Age of the Industrial Revolution ) adlı çalışmaları geliyor. Sayın Önder Küçükerman’ın, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçerek faaliyetine devam eden önemli dört sanayi kuruluşunun hikâyelerini anlattığı kurum tarihlerini saymamak asla olmaz. Üstelik de bu fabrikaları devralan Sümerbank tarafından yayımlanan bu eserler şunlardır: Dünya Saraylarının Prestij Teknolojisi: Porselen Sanatı ve Yıldız Çini Fabrikası; Anadolu’nun Geleneksel Halı ve Dokuma Sanatı İçinde Hereke Fabrikası; Geleneksel Türk Dericilik Sanayii ve Beykoz Fabrikası. Boğaziçi’nde Başlatılan Sanayii ve Türk Giyim Sanayii Tarihindeki Ünlü Fabrika. “Feshane” Defterdar Fabrikası. Yine Küçükerman’ın Türk Sanayi ve Tasarım Mirasının Ana Ekseni. Altın Boynuzun Altın Zinciri Haliç adlı son kitabını henüz inceleyemedim ama kendisinin, Osmanlı sanayi kuruluşlarının modern Türkiye sanayiinin temelini oluşturduğu ve bugünün en önemli sanayii holdinglerinin “Haliç çevresindeki birikimden güç alarak” kurulduğu önermelerini çok kayda değer buluyorum.

Yüzüncü yıldönümü vesilesiyle yayımlanan meşhur Tanzimat I (ikincisi hiç çıkmadı) kitabında merhum Ömer Celâl Sarç’ın, “Tanzimat ve Sanayiimiz” adlı makalesini, Edward Clark’ın “Osmanlı Sanayi Devrimi” konulu makalesini ve Sayın Elif Süreyya Genç’in, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yenileşme ve Buhar Makineleri adlı çalışmasını da konuyla doğrudan ilgilerinden dolayı zikretmek gerekir. Takdir edersiniz ki çok daha fazlası var. Hele, hem dönem, hem de kapsam olarak konuyu genişletip Osmanlı iktisat tarihi bütünlüğü çerçevesinde bakarsak bu sayfayı anında ve tabii ki yine yakınmaları gerektirecek şekilde bir literatür dersine çevirme riski de mevcut. Üstelik tam bir liste asla olamayacağı için çeşitli haksızlıklar yapacağım da muhakkak. Yine de Gündüz Ökçün, Vedat Eldem, Ahmet Tabakoğlu, Mehmet Genç, Yavuz Cezzar, Murat Çizakça, Şevket Pamuk, Çağlar Keyder, Charles Issawi ve tez hocam Roger Owen’ın adlarını zikretmiş olayım.

“Güzel, var işte bir şeyler, zorluk neresinde?” denebilir tabii ki. Evet, sadece konu hakkındaki çalışmalar değil muhakkak ki arşiv belgeleri de var, seyahatnamelerdeki gözlemler de, anılar da, günlük gazeteler de, kanunlar ve yönetmelikler de. Osmanlı fabrikalarının kendilerinden kalma kumaş katalogları, yani doğrudan ürün örnekleri, cam eşya olsun, top olsun, tüfek olsun diğer yapılanların da bir kısmı duruyor.

Bence Osmanlı sanayii ve sanayileşmesi gibi bir konuyu ele alırken en ciddî sıkıntı, düzenli, tutarlı ve güvenilir istatistik verilerine sahip olmamamızdır. Olanlar hem fasılalı, hem kapsamları çok sınırlı hem de çeşitli nedenlerle güvenilirlikleri üzerinde şüphe bulunan istatistiklerdir. Bu durum, elbette ki, özellikle dış ticaret istatistiklerinde, diğer devletlerin arşivlerinden ve matbuatından edinilen verilerle bir ölçüye kadar düzeltilebilir. Ama konu Osmanlı ülkesinin kendi sınırları içindeki üretim olunca bu kaynaklardan gelen veriler veya bilgiler de tesadüfî ve kısmî nitelik taşıyor. Sonuçta, Osmanlı sanayii hangi miktarlarda ne üretirdi gibisinden bir soru bile bizim için aldatıcı bir basitlik arz ediyor. Kaynakların durumunu bildiğim için, soruları, “Osmanlı’da sanayi var mıydı- yok muydu?” şeklindeki münazara sorularının daha ötesine bir yerlere taşıyarak, nicelikle ilgili tesbitleri de kolaylıkla yapamıyorum. Mesela, herhangi bir tarihte Osmanlı sanayiinin kurulu beygir gücü cinsinden kapasitesi hakkında bir şey diyemem, dahası denebileceğini de sanmıyorum ki başka bir ülkeyle kıyaslama yapıp bir kıssaya ve oradan da bir hisseye varayım. Yarın, ya bir şekilde bugün bilmediğimiz kaynaklar ortaya çıkarsa veya araştırıcılar ham verileri toplayarak ve işleyerek bu tür istatistikleri kendileri güvenilir bir şekilde oluştururlarsa durum değişir tabii ki. Ama eğer, bu tür basit soruların bize bir kaynak veya internet sitesi mesafesinde olduğunu düşünüyorsanız ben de bu düşüncenizle vedalaşmanız gerektiğini düşünürüm.

Muhakkak ki modernleşmekte olan diğer yerlerde olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarında da istatistik verileri içeren kayıtlar mevcuttu. Devlet ve vilâyet yıllıkları bu bağlamda önemlidir. Ayrıca Hamidiye Etfal Hastanesi, Şirket-i Hayriye gibi kurumlar kendilerine ait istatistikleri yayımlarlar, belediyelerin “ihsaiyyat” (istatistik) mecmuaları olurdu. Ayrıntısına girmeyeyim. Şu kadarı var ki, son dönem Osmanlı toplumuna istatistiki hiç bilmeyen, tanımayan bir toplum demek güçtür. Devletin bihaber olduğu ise hiç söylenemez. Sonuçta, Ticaret ve Nafia Nezareti’ne bağlı bir İstatistik Umumî İdaresi bile vardı. İşte, Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’nin Bin Üç Yüz On Üç Senesine Mahsus İstatistik-i Umumî’si yani Osmanlı devletinin 1897 yılına ait ilk genel istatistik yıllığını da 1900 yılında bu idare yayımladı. Bu kaynak, Sayın Tevfik Güran tarafından yayına hazırlanmış ve Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından Latin harfleriyle yayınlanmıştır.

Akla gelebilecek (veya gelmeyebilecek) hemen her konuda bütün bir imparatorluğu kapsayacak şekilde istatistik verileri sunan böyle bir yıllığın ne kadar önemli bir kaynak olduğunu söylemeye pek gerek yoktur. Dahası, içinde çok ilginç ve cazip veriler de bulunuyor. Mesela, Müze-i Hümayun’da bulunan kurşun mühürlerin toplam sayısının 1.652 olduğunu, bunların 1.605’inin Bizanslılardan, 31’inin Araplardan ve 16’sının ise Osmanlılardan kaldığını veya toplam sayısı 5.951 olan sikkelerin hangi malzemeden yapıldığını ve hangi kültürlere ait olduğunu bu kaynaktan öğrenmeniz mümkündür.

Büyük mesele tabii ki bu istatistik verilerinin ne kadar güvenilir olduğudur. Müze-i Hümayun herhalde envanterindeki sikkeleri doğru saymıştır. Değişik okullardaki öğrenci ve mezun sayısı da doğru sayılmış olmalıdır. Devlet alacağına şahindir, dolayısıyla 1882- 1895 yılları arasında alkollü içkilerden şu kadar vergi aldım diyorsa almıştır, peki aynı gözlemi 1897 yılı için değişik hayvan cinslerinden elde edilen sütün ağırlık (kıyye) ve kuruş cinsinden verilen değerleri için de yapabilir miyiz? Gerçi aynı yıllıkta vilâyetlerin hemen tamamı için evcil hayvan sayıları da mevcut ama tek tek vilâyetler için ne kadar süt elde edildiğine dair bir rakam zikredilmemiştir. Daha da önemlisi, mesela, her yerde beslenen bir hayvan olan koyundan alınan sütün 392.917.244 kıyye miktarında ve 495.824.238 kuruş değerinde olduğu belirtilirken bölgeler arasındaki fiyat farklarının nasıl üstesinden gelindiği veya verilen değerin hangi bölgedeki süt fiyatı dikkate alınarak hesaplandığı belirtilmemiştir.

Hiçbir istatistik verisi olmamasındansa bir veri olması tabii ki daha iyidir ama benim kanaatim, hem evcil hayvan sayılarının hem de onlardan alınan süt ve diğer ürünlerin miktar ve ederlerinin büyük oranda tahmin barındırdığıdır. Devlet, mesela, insan nüfusunu bile kesin olarak sayamadığı ve 500.000 yuvarlak sayısıyla ifade ettiği Bingazi Sancağı’nda gerçekten de 518.530 evcil hayvan olduğunu sayabilmiş miydi? Rakamdaki küsurat kimseyi yanıltmamalı. O sondaki “30” sayısı, sancaktaki katır sayısının o şekilde bildirilmesinden geliyor. Koyun ve keçi sayıları da aynen insan sayıları gibi yuvarlak olup sırasıyla 350.000 ve 120.000 olarak verilmiştir.

Şuna dikkat çekmeye çalışıyorum ki aynı kaynakta bile olsa, sunulan verileri kendi grupları içinde değerlendirmeliyiz. İmparatorluk hapishanelerindeki mahkûm sayısını ve bunların ne kadarının okuryazar olduğunu ayrıntılı ve kesin sayılarla veren yıllık, iş evcil hayvanlar gibi muazzam bir rakamı tesbit etmeye gelince Bingazi’deki gibi tahmin veriyor. Bingazi’nin arz ettiği vaziyetten daha şüpheyi calip bir şey varsa, o da, merkeze çok uzak başka vilâyetlerdeki evcil hayvan sayısının kesin rakamlarla verilmesidir! Mesela, Van’da, 3.826 çift mandası, 3.161 manda ineği, 1.215 manda boğası, 1.235 de malak varmış! Diğer hayvanlar da o şekilde gidiyor, 7.365 beygir, 205.252 koyun, 9.567 tiftik keçisi…

Peki, kaynak olarak biraz tanıtmaya çalıştığımız bu ilk istatistik yıllığı Osmanlı sanayii için ne diyor? Hemen söyleyeyim ki bu yıllıkta sanayie ilişkin bulunan rakamlar imparatorluk çapındaki evcil hayvan sayısı kadar ayrıntılı ve doyurucu değil, o yüzden de daha fazla ciddiye alabileceğimiz kanaatindeyim. Ne var ki bu istatistik verilerinin de kendi sorunları var. Evvela, “1313/ 1897 senesinde mevcut fabrikalar ile istimal olunan makine ve imal edilen eşyanın kıymet ve miktarı” gibi fevkalade vaadkâr bir başlık altında sadece 5 adet fabrikaya ilişkin veriler var. Bunlar da sırasıyla, Osmanlı kibrit fabrikası, İzmir buz fabrikası, İstinye buz fabrikası, Yün ve pamuk ipliği fabrikası ve Karamürsel şayak fabrikası olarak sıralanıyor. Bu verilerin hiçbir işe yaramaz olduğunu ileri sürecek değilim. Bilakis, ilginç hususlar öğreniyoruz. Mesela, bunların içinde en güçlüsü, 600 beygirgücüne sahip olan iplik fabrikasıymış ama biz popülerliğinden dolayı en geç tarihli olan Osmanlı kibrit fabrikasına bakalım. 1897’de açılan ve 44.000 Osmanlı lirası sermayesi bulunan bu fabrikanın, 40 beygir gücünde bir buhar makinesi ve iki kazanı varmış. Yılda 4.400 lira değerinde 2.000 sandık kibrit üretiyormuş. 80’i erkek, 121’i kadın olarak toplam 201 işçi çalıştıran Osmanlı kibrit fabrikası, çalışanlarına yılda 290 gün için 2.565 lira ücret ödemesi yapıyormuş.

Toplanılan verilerin farklı oluşundan dolayı bu 5 fabrikanın diğerlerinden ayrı olarak gösterildiğini sanıyorum. Yıllıkta bir de “Memâlik-i Mahrûse-i Şahane’de mevcut fabrika ve değirmen ve sairenin nev’ ve miktarı” adında çok daha geniş kapsamlı ama tek tek fabrikalar hakkında hemen hiç ayrıntı vermeyen bir tablo daha bulunuyor. Bu ikinci tabloda, İstanbul, Hicaz, Trablusgarp ve Bağdat haricindeki vilâyetlerde bulunan bazı fabrikaların tür ve sayılarından ve un fabrikaları ve değirmenlerinin buhar ile çalışıp çalışmadığından bahsediliyor. Eksikleriyle birlikte bütün imparatorluktaki değirmen ve un fabrikalarının ancak 197 tanesi buhar gücüyle çalışıyormuş. Buharla çalışmayanların sayısı 23.342 olarak verilmiş ve onların da ne ile çalıştığı (su, yel, petrol?) söylenmemiş. Bu tabloda İstanbul’un hiç geçmemesi tabii ki çok tuhaftır. Sadece, “Şehir emaneti mülhakatı” adı altında başkentin yakın çevresindeki bazı fabrikalar dikkate alınmış. Asıl vurgulanması gereken nokta ise, büyük devlet fabrikalarının da hiçbirinin zikredilmemiş olmasıdır. Sorunlar bu kadarla kalsa iyi… Anlaşıldı, bu tablodan devam edeceğiz sonra da 1913 ve 1915 yıllarına ait meşhur Sanayi İstatistiki’ne bakacağız.