Back To Top
Prof. Dr. Mahmut Aydın yazdı: Bir kült/dini hareket olarak Gülenizm!

Prof. Dr. Mahmut Aydın yazdı: Bir kült/dini hareket olarak Gülenizm!

 - Son Güncelleme: 07.09.2016 Çarşamba 11:22
Prof. Dr. Mahmut Aydın yazdı: Bir kült/dini hareket olarak Gülenizm!
- A +

Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mahmut Aydın, ‘bir kült hareketi olarak’ Fetullahçı Terör Örgütü’nü mercek altına aldı.

PROF. DR. MAHMUT AYDIN

Bu yazıda 17/25 Aralık süreciyle birlikte yaşadığımız sivil ve askeri darbe teşebbüsleri sonucunda gerek Milli Güvenlik Kurulu gerekse mahkemeler tarafından Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak tescil edilen Gülen hareketinin dini kodlarından hareketle bir kült veya diğer bir ifadeyle yeni bir dini hareket olup olmadığı sorusu gündeme gelmekte.

Bilindiği üzere “Yeni Dini Hareket” (YDH) kavamı 1950’lerden sonra dini yaşamda gözlemlenen ve yapısal düzeyde geçmişteki dini yapılarla doğrudan karşılatırılması pek mümkün olmayan oluşumları ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavramı ilk defa kullanan İngiliz din sosyoloğu Eileen Barker’a göre “yeni dini hareket”, “Söylemlerinde coşkun bir dinî, rûhi ve ve felsefi yaşantı vaat eden birbirinden farklı oluşumları ifade etmektedir. Belirli söylem, kült ve karizmatik lider etrafında bütünleşen yapılar olan yeni dini hareketler farklı dini yapılardan etkilenilerek gelişen bağımsız dini oluşumlar olabildikleri gibi organizasyonunu tamamlamış dini geleneklerin bünyesinde ortaya çıkıp zamanla ondan ayrışan dini yapılar da olabilmektedir. Sekter oluşları, kült vasfı taşıyan tema ve objeler etrafında örgütlenmeleri, yeni çağın seküler değerleriyle intibak sorunu yaşamamaları, belli başlı dinî pratiklerin verdiği haz ve coşkuyu verme iddiası taşımaları, otoriter ve baskıcı bir karizmatik önder etrafında toplanmaları gibi özellikleriyle yeni dinî hareketler, günümüzün ekstrem yapıları arasında yer almaktadır.”

YDH’ler ile ilgili verdiğimiz temel bilgilerden sonra şimdi de belli başlı özelliklerini dikkate alarak “Gülenizm” olarak adlandırdığımız FETÖ’nün yeni bir dini hareket/kült olup olmadığını ortaya koymaya çalışalım.

Yaşanan  dünya savaşları, sosyal buhranlar ve modernizmden ciddi olarak etkilenerek kendi değerlerinden kopan Avrupa gençliği yaşadığı sıkıntı ve buhranlardan kurtulmanın yolunu Hint ve Japon kökenli inançların Avrupa’ya transfer edilmesi sonucu oluşturulmuş YDH’lerde bulmuştur. Benzer şekilde Türkiye’de de 1940’lardan sonra uygulanan katı Kemalist ve laikçi din dışı politikalar ve bunların sonucunda dindarların baskı altına alınması, dini duygu ve değerleri sonuna kadar kullanan “Gülenizm” kültünün 1980’lerden sonra “takiyye”, “tedbir” ve “ilmi siyaset”  üçgeninde neşv-ü nema bulmasına ciddi zemin hazırlamıştır. Namaz kılanların veya eşleri başörtülü olanların ordudan atıldığı, dindarların toptan “tarikatçı” olarak nitelendirilerek devlet kurumlarından dışlandığı bir durumda “inançlı asker veya bürokrat” sloganıyla yola çıkan FETÖ’nün başta emniyet, yargı ve askeriye olmak üzere tüm devlet kurumlarında kendine kolayca zemin bulması dindarların inançlarını yaşama konusundaki sıkıntılarının sonucu olmuştur.

Sosyal bilimcilerin çoğulcu ve hızlı sosyal, ekonomik ve kültürel değişimlerin yaşandığı değişken karakterli toplumların YDH’lerin ortaya çıkması ve gelişmesi için oldukça elverişli bir ortam oluşturduğu tezinden hareket ettiğimizde “Gülenizm” kültünün özellikle Turgut Özal dönemiyle birlikte başlayan açık pazar ekonomisi ve buna bağlı olarak dışa açılma ve liberalleşme politikaları sonucunda hızlı ekonomik ve sosyal değişimler yaşayan Türk toplumunda kökleşmek ve yayılmak için güçlü bir zemin bulduğu aşikardır. Bu dönemde Gülen bir taraftan kasetler yoluyla fikirlerini vaaz formunda melankolik ve ağlamaklı ses tonuyla tüm Türkiye’ye yaymaya çalışırken diğer taraftan da başta Özal olmak üzere siyasilerle kurduğu dostluklar ve bunların sonucunda elde ettiği siyasi, ekonomik ve sosyal desteklerle kültünün çekirdeğini oluşturan “altın nesil” oluşturma idealini hayata geçirme fırsatını bulmuştur.

ABD katkısı inkar edilemez

Değişken ve çoğulcu bir karaktere sahip olması hasebiyle yeni dini oluşumlar için oldukça uygun ortam sunduğu söylenen ve bu çerçevede “yeni dini hareketlerin süpermarketi” olarak nitelenen ABD’nin, Gülen hareketinin Gülenizm Kültüne dönüşmesine katkısı inkâr edilemez. Bilindiği üzere 1992 ve 1997 yıllarında iki sefer ABD’yi ziyaret eden ve Amerika’nın sosyal ve politik tabiatını öven Gülen 1999’da tekrar ABD’nin yolunu tutar. Ancak bu son ABD yolculuğu bir ziyaret değil, Türkiye’de belli bir kıvama getirdiği hareketini ABD’nin desteğiyle 170 ülkede açtığı okullar ve kurduğu ticari ilişkilerle küresel güçlerin taşeronu olan Gülenizm Kültüne dönüştürme sürecinin son halkası olmuştur.

Nitekim bu süreçte Gülen, Amerikan usulü demokrasi, liberalizm ve insan hakları söylemlerini tamamıyla içselleştirmiş ve Amerika’daki güç merkezleriyle de uyumlu bir politika izlemeye başlamıştır. Bu durumun doğal bir sonucu olarak da Gülen hareketi, içinden çıktığı Müslüman gelenekten hızla uzaklaşmış ve kendini bir “kainat imamı” hareketi olarak eğitim, medya ve finans alanlarında Amerika-merkezli küresel bir külte dönüştürmüştür.

Silah çeken militanlar

Tıpkı pek çok YDH gibi Gülenizm kültünün en önemli özelliği; mutlak hakikati getirdiğine veya modern çağın aydınlatıcısı olduğuna inanılan, olağanüstü güçleri ve bilgisi olduğu varsayılan ve ilahi kurtarıcılık/mesihlik iddiasında bulunan karizmatik bir niteliğe büründürülen Fetullah Gülen’in şahsı etrafında, ona sıkı sıkıya bağlı kişilerin oluşturduğu bir cemaat olmasıdır. Dahası Gülen hareketi, taraftarlarının bağlılık ve sadakatlerini en üst düzeyde tutmak için rüya, vizyon ve ilham gibi kişisel bilgi kaynaklarına sürekli başvurma yoluna giderek sahip oldukları bilginin doğrudan Tanrı’dan alındığı, dolayısıyla da mutlak hakikatı temsil ettiği izlenimini vermek suretiyle öğretilerine karşı çıkmanın ya da reddetmenin Tanrı’ya karşı çıkmak olacağı algısını oluşturma yoluna gitmiştir.

Orta ve üst yaş grubundan insanların da hem YDH’lara hem de Gülenizm kültüne katılımı söz konusu olsa da bu yapıların insan kaynağı büyük ölçüde yirmili yaşlardaki gençlerdir. Dahası Gülen kültü, kurduğu yaygın eğitim kurumları, dershaneler ve öğrenci yurtları vasıtasıyla ilköğretimden lise ve üniversite çağına kadar her kesimden gençlere iyi eğitim, kaliteli barınma ve kariyer imkanı sunarak kendi kurumlarına ve kült merkezlerine çekmiş ve buralarda beyinlerini yıkayarak onları Gülenizm kültünün ailesine ve halkına gözünü kırpmadan silah çeken militanları haline getirmiştir. Aslında YDH’lerin hepsinde olmasa da apokaliptik beklenti ve lidere tam bir bağlılık istenen Halkın Tapınağı, Branch Davidian Hareketi, Aum Shinrikyo, Güneş Mabedi ve Cennet’in Kapısı ve benzeri kültlerde olduğu gibi yaygın olan bir başka ortak özellik de cinayet, suikast veya intihar eylemleri gibi şiddet yanlısı olmalarıdır. Nitekim şiddet yanlısı olma noktasında Gülenizm’in de saydığımız bu kültlerden aşağı kalır yanı yoktur. Dahası isimlerini yukarıda zikrettiğimiz kültler apokaliptik beklentiyle daha çok kendi taraftarlarına şiddet uygularken Gülenizm; tehdit, şantaj, özel yaşama müdahale gibi uygulamalarla menfaat devşirmek ve kendisinin dışındakileri sindirmeye çalışmakla başlattığı psikolojik şiddeti 15 Temmuz kanlı darbe kalkışması ile doruk noktasına vardırmıştır. Keza bu kült, mensuplarını yeri geldiğinde intihar komandosu olarak da kullanmaktan geri durmamıştır. Nisan 2015’de PDY kapsamında tutuklanan FETÖ şüphelilerini tahliye etmek için gece yarısı korsan yargı kararı çıkararak kamikaze girişiminde bulunan hakim bu durumun en belirgin örneğidir. 

Tıpkı apokaliptik inanca sahip YDH’ler gibi Gülenizm mensupları da hedeflenen sözde “altın nesil” vasıtasıyla kendileri yozlaşmış dünyanın yegane kurtuluş ümidi olarak kodlayarak bu süreçte kendilerine karşı çıkanları faşist, firavun, haman gibi kötülüğün temsilcisi olarak gösterecek sıfatlarla nitelendirmekten geri durmamışlardır. Oluşturulan bu anlayış, mensupları arasında her şeyin Gülenizm kültü uğruna ikinci plana atılıp gözden çıkarılabileceği algısının oluşmasını sağlayarak kült dışındakilere, özellikle de rakip olarak görülen Müslüman cemaatlere karşı oldukça dışlayıcı bir politika izlenmesini sağlamıştır.

Keza YDH’lerde olduğu gibi Gülen’in zaman zaman başvurduğu Hz. Peygamber’le sürekli görüşüp konuşması, kızdığı kişilere Allah’tan felaket yağdırtması, selin seyrini değiştirtmesi ve benzeri sözde mucizelerle karizmatikliğini pekiştirmekten geri durmadığını görmekteyiz. Gülenizm kültünün YDH’lerle bir başka benzer yanı da hiyerarşik bir yapıya sahip olması, çekirdek kadro dışında diğer üyelerle özel bilgilerin paylaşılmaması ve Nurettin Veren ile Latif Erdoğan örneklerinde olduğu gibi potansiyel rakiplerin veya hareket için sakıncalı olabileceklerin tehdit ve şantajla tasfiye edilmesi uygulamasıdır.

YDH’lerin genel özellikleri ve Gülenizm Kültünün bunlara benzerlikleriyle ilgili buraya kadar zikrettiğimiz noktaları bir bütün olarak göz önünde bulundurduğumuzda Hasan Sabbah’dan Nizarî İsmaililiğe, Cizvitlerden Opus Dei ve Tapınak Şövalyelerine ve Moonculuğa kadar pek çok hareketten etkilenen ve Şerif Mardin’in ifadesiyle “günümüz dünyasında yeni cemaatler oluşturma ve yeni dinler kurmaya yarayan bir tutkala” sahip olan Gülenizm, bir Müslüman oluşum değil, İslam’ın içinden ortaya çıkmakla birlikte zamanla ondan ayrışan senkretist bir dini hareket veya diğer bir ifadeyle Gülenizm Kültü olarak kabul edilmelidir. Bu hareketin İslam dışı bir kült olarak kabul edilmesinin dini gerekçesi olarak da mensuplarının deşifre olmama adına kendilerine bağlı kurumlarda ibadet edilen mekanlar için “mescit” değil “dinlenme odası” gibi isimler kullanılması, İslam’ın haram saydığı içki, zina ve flört gibi uygulamardan sakınılmaması ve 17/25 Aralık sürecinde batmakla yüzyüze kalan bankalarını kurtarmak için başka bankalardan kredi alınarak kendi bankalarına yatırılmak suretiyle faizin adeta meşrulaştırması örnekleri verilebilir.

İslami bir oluşum değil

Gülen hareketini İslami bir oluşum değil, İslam dışı yeni bir dini yapı veya kült olarak kabul etmenin ulusal ve uluslararası ölçekte iki önemli yararı söz konusudur. Ulusal ölçekteki yararı ne yaparsak yapalım mensuplarının mutlak hakikati temsil ettiğine inandıkları kültlerinden vazgeçmelerinin çok muhtemel olmadığı gerçeğinin görülmesidir. Çünkü onlara göre sadece kendileri hak yolunda, kendi dışındakiler ise gerçeği göremeyen sapkın konumundadır. Gülenizm’i bir kült olarak kabul etmenin ve ettirmenin uluslararası yararı da Ahmet Demirhan’ın ve Erol Göka’nın altını çizdiği gibi, Almanya’da 1950’lerde bir kişisel gelişim öğretisi olarak ortaya çıkan ancak zamanla tıpkı Gülen hareketi gibi paralel bir din haline gelen Scientology’nin “yeni dinlerin süpermarketi” olan Amerika’da bir din olarak kabul edilirken başta Almanya olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde devlete ve topluma tehdit oluşturan bir kült olarak kabul edilip takibata alınması örnek gösterilerek Gülenizm kültünün tehditine karşı tüm kurumlarıyla devletimizin aldığı tedbirleri, uluslararası camiaya daha rahat anlatma imkanı elde edebiliriz.

X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN