Back To Top
Devlet nereye ya da hangi devlet?

Devlet nereye ya da hangi devlet?

 - Son Güncelleme: 06.09.2019 Cuma 12:00
Devlet nereye ya da hangi devlet?
- A +

Kurumların, düzenleyici, dengeleyici geleneklerin tahribatı doğanın tahrip edilmesine benzer, bazen telafi edilemez bazen de düzeltilmesi onlarca yılı alır.

ALİ BAYRAMOĞLU

Sıcak siyasi gelişmelerin doğal olarak çekici bir yönü var. Hem siyasi bir hareketliliğe işaret ediyorlar hem de muhtemel iktidar alternatiflerini, kombinasyonlarını, yeni ittifak ihtimallerini gündeme ve akla getiriyorlar. Ne var ki ‘siyaset ve gelecek’ söz konusu olunca, dikkat kesilmek gereken tek alan ve mevzu bu değil.

Geçen yazıda altını çizdiğim ve önemli gördüğüm şu hususu tekrar etmek isterim. Siyasi iktidarlar gelip geçicidir, buna karşın geride bıraktıkları kurumlar ya da iktidarları sırasında tahrip ettikleri yapılar ve gelenekler meselesi görece olarak kalıcıdır. Doğanın tahrip edilmesine benzerler. Bazen telafi edilemezler bazen düzeltilmeleri onlarca yılı alır. Özellikle ülkenizdeki süreç, bugün olduğu gibi, yeni bir ‘kurumlaşma’dan çok (eskinin tasfiyesi ve yeni düzenin siyasi sorumluluktan fiilen muaf kişisellik eğilimiyle) derin bir ‘kurumlaşmadan arınma’yı andırıyorsa...

HANGİ DEVLET?

2017’de kabul edilen 2018’de uygulamaya giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türk siyasi hayatı ve kurumsal yapısı bakımından önemli bir kopuş noktası oluşturdu.

Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişe ilişkin, aşırı kuvvetli bir cumhurbaşkanlığına, fiili kuvvetler birliğine, denetim zaafına, parti-devlet modeline işaret eden anayasal hükümler, bu kopuşu kendi başına tarif edecek kadar güçlüydü.

Ancak bunun yanında kısa sürede belirleyici başka girdiler de bu kopuşun unsurları haline geldi. 2015’te ortak bir beka hassasiyetiyle Kürt meselesinde yeniden çatışma safhasına girilmesi, 2016 askeri darbe girişiminin travmatik etkileri, bu girdilerin önde gelenleri.

Bunlar, 2014-2018 arası yaşanan siyasal ve kurumsal kopuşla üç noktada birleşti ve onu daha keskin hale getirdi.

- Bir yandan tehdit ve tehlike fikri üzerinden anayasal düzenle ima edilen otoriter ve keyfi eğilimleri meşrulaştırma işlevini gördüler.

- Öte taraftan ürettikleri olağanüstü hal rejimi, (son kayyum atamalarıyla bir kez daha görüldüğü gibi) yeni dönemin ‘kurumsallaştırıcı iktidar’ı işlevini görerek, bugüne değin uzanan siyaset bir tarzını oluşturdu.

- En nihayet darbe ve savaş gerekçeli olağanüstü hal tedbirleri ve düzenlemeler (tasfiyeler, bu konudaki kalıcı yasal düzenlemeler, yeni memur alımlarının, partizanlığa, en azından yeni ideolojik yapılanmalara da kapı açan sübjektif güvenlik ve sadakat kriterleri), başkanlık sistemine ilişkin anayasal-yasal değişikliklerle iç içe girip, onlarla bütün oluşturarak, devletin yeniden yapılanması sürecinde önemli bir rol oynadı.

Yapılanma hâlâ devam etmekte olan bir süreç. “Devlet yeniden nasıl yapılanıyor?” sorusu, Türkiye’nin hem bugününe hem geleceğine dair önemli bir sorudur.

Bu açıdan önümüzde yol alınan dört pist var.

İlki, yeni anayasal ruh, düzen, işleyişle (organlar ve ilişkileri) ilgilidir. İkincisi, yürütme ve idarenin yeni yapısı ve kurumsal düzenine ilişkindir. Üçüncüsü Olağanüstü Hal dönemi kararnameleriyle devlet kadrolarındaki 130 bin memura ulaşan büyük tasfiyenin, devlet yapısı ve işaret ettiği yer değiştirmeler bakımından sonuçlarıdır. Dördüncüsü, devlet kadrolarına sayısı 150 bine ulaşan ve her geçen gün artan yeni alımlar, bu alımların nitelik, yapı, alım koşulları, liyakat, sadakat bakımından işaret ettiği kimi ipuçlarıdır.

Bu dört pist çerçevesinde devletin savunma, adalet, içişleri gibi asli işlevlerini oluşturan kurumlarında, kurallar, idari özerk alan-siyasi bağımlılık dengesi, iç işleyiş, hiyerarşi, yetki ve sorumluk mekanizmaları ve kadro nitelikleri bakımından son derece önemli değişiklikler yaşanıyor.

Bu konuda devlet ve siyasi iktidar kapalı bir rejimi andıracak derecede ketum. Siyasi partiler bu meseleye yüzeysel yaklaşıyor ya da başka acil gündemler içinde hareket ediyor. Gazeteciler ve akademisyenler ülkedeki siyasi iklimin yarattığı tedirginlikten olsa gerek, bu sürece el atmıyor, yayın ve araştırma yapmıyorlar. Adliyede yaşanan değişiklik, TSK’daki yeniden yapılanma, en azından adalet ve güvenlik işlevlerinin sağlıklı, hukuka uygun işlemesi bakımından nasıl tartışılmaz, bunu izah etmek pek mümkün değil.

Üstelik sadece (özellikle bu bakanlıklarda) kamu görevinden uzaklaştırılan ve yeni işe alınan kadroların, alınma ve atanma gerekçeleri ve istatistikleri, değişen atama kriterleri ve geleneklerinin dökümü, ilgili yönetmelikler, yasalar ve kimi ilk uygulamalar, bu konuda devasa bir malzeme oluşturuyor.

HANGİ ORDU?

Birkaç kez değindiğim, ordu konusuna tekrar dönelim...

Genelkurmay Başkanlığı’nın 15 Temmuz 2016 öncesine ilişkin son resmi personel açıklaması Mayıs 2015’te yapılmıştı. Darbe girişimini ordu bu tarihte verilen personel sayısıyla karşıladı. Darbe girişimi sonrası askeri makamlar ve bakanlar tasfiye edilen personel ilgili çeşitli tarihlerde çeşitli açıklamalar yaptılar. Tasfiyeleri ve onlardan doğan boşluğu doldurmak için yapılan alımları ilan ettiler. Bugün, tasfiyeler devam etmekle birlikte alımlar, Harp Okulları ve Yüksek Astsubay okullarından gelen (iki yıllık hızlı eğitimden geçen) yeni mezunlarla birlikte orduda, subay-astsubay kadroları sayı itibariyle 15 Temmuz’dan doğan boşluğu, en azından rakamsal olarak dolduracak bir noktaya geldi.

Ordu personel yapısıyla ilgili son resmi veriler, Ekim 2017 tarihide Devlet Personel Başkanlığı’nın hem TSK hem (İç İşleri Bakanlığı’na bağlanmasına rağmen) JGK’yle ilişkin açıkladığı personel rakamlarına dayanıyor. Bunların yanında, eski Milli Savunma Bakanı Canikli’nin 8 Ocak 2018 tarihinde verdiği 2017 ve 2018 yılına ilişkin yeni kadro alımlarıyla ilişkin kesin rakamlar, mevcut Milli Savunma Bakanı Akar’ın 14 Aralık günü TBMM Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmeleri sırasında, 15 Temmuz 2015’den bugüne kadar yapılan toplam tasfiye ve alımlarla ilgili verdiği bilgiler bulunuyor. Bunlara her yıl kadrosuzluktan emekli edilen subayları eklerseniz, 2018 Aralık sonu itibariyle yaklaşık rakamları ana hatlarıyla, en azından esası değiştirmeyecek bir yanılgı payıyla oluşturmak mümkün.

Bunlara göre 2016 Mayıs ve 2019 Ocak arasında ordu yapısı bakımından dikkat çeken değişiklikler (TBK ve JGK birlikte ele alındığında) yine yaklaşık olarak şöyledir:

1. General amiral sayısında yüzde 43’lük bir azama yaşanmıştır. (358 kişiden 203 kişiye)

2. Subay sayısı yüzde 17 azalmıştır. (39 bin 721 kişiden, dışarıdan temin edilenler ve Ağustos ayında MSÜ’den mezun olan 3 bin teğmen dahil 33 bin 58 kişiye)

3. Astsubay sayısı yüzde 4.9 azalmıştır. (97 bin 243 kişiden Ağustos ayında MSÜ, AYO’den mezun olan 2 bin 554 astsubay dahil 92 bin 518 kişiye)

4. Uzman jandarma sayısı yüzde 16 azalmıştır. (22 bin 43 kişiden 18 bin 526 kişiye)

5. Buna karşılık uzman erbaş sayısında yüzde 37.7’lik bir artış olmuştur. (26 bin 800 asker artışıyla 71 bin 29 kişiden 97 bin 828 kişiye)

6. Sözleşmeli er erbaş sayısında da yüzde 102’lik bir artış olmuştur. (8 bin 54 kişiden 18 bin 526’ya)

Buna karşın TSK ve JGK toplamında asker mevcudunda sayı azalmamış, Tersine artmıştır. 238 bin 443’den 252 bin 930’a çıkarak artmıştır.

Bu çerçevede 2019 başı itibariyle general, subay, astsubay payı yüzde 12.42 oranında düşmüş, uzman er, erbaş, uzman jandarma ve sözleşme er sayısı yüzde 31.9 artmıştır. Ordu terkibinde general, subay, astsubayların payı bugün yüzde 58’den yüzde 48’e inmiş, lejyoner askerleri akla getiren, aktif gönüllülerden oluşan diğer grubun payı ise yüzde 42’den yüzde 52’ye çıkmıştır.

Şunları da eklemek gerek: 2016 öncesi 16 orgeneral/amiral’den oluşan komuta kademesi 9’a inmiştir. Belli bir merkezileşme eğilimiyle ya da sert hiyerarşi eğilimiyle ordu komutanlıkları korgeneral kadrolarına hasredilmiştir. Yeni hükümet sistemi uygulamasında savunma bakanlığı ve ordu komutası işlevi iç içe girmiş, bağımlılık ve sorumluluk mekanizması kurumsal olmaktan çok, kişisel ve siyasal nitelikli bir işleyiş kazanmıştır. Orduya yeni alınan (önümüzdeki yıllarda komuta kademesi oluşturacak grup) 8 bini aşkın teğmen sivil okullardan sınavla alınmış, 6 aylık kursla kıtaya çıkarılmıştır. İşe alımlarında kullanılan güvenlik ve mülakat kriterleri soru işaret taşımaktadır.

Tüm bunlar devletin güvenlik işlevi, yeni kurumsallaşmanın niteliği, ordu-siyaset ilişkisinin geleceği bakımından sorular üretmez mi?

 

X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN