Back To Top
İttifakların ‘vatanseverlik -vatan hainliği’ kriterleri üstüne

İttifakların ‘vatanseverlik -vatan hainliği’ kriterleri üstüne

 - Son Güncelleme: 05.06.2019 Çarşamba 08:41
İttifakların ‘vatanseverlik -vatan hainliği’ kriterleri üstüne
- A +

‘Vicdan Böyle Buyurdu’ kitabının yazarı İlhami Güler, siyasi partilerin ittifak zeminleri üzerinden değerlendirmede bulunuyor.

İLHAMİ GÜLER YAZDI

Yurt/Vatan, imparatorluklar sonrası “Ulus-Devlet” ve “Milliyetçilik” ideolojisi oluştuktan sonra giderek önem kazanan birer kategori ve kavramdır. Sınır, bayrak, devlet, millet, Yurt/Vatan kavramının tamamlayıcılarıdır. Toplumların varoluş formasyonları, son yüz elli-iki yüz yıldır bu kategorilerle mümkün olmaktadır. “Türkiye”de, yirminci yüzyılın başlarında bir ulus-devlet/milliyetçilik projesi olarak, mevcut sınırları içinde kuruldu. Tek parti döneminde -kültürel düzlemde- biraz zorla ve çok partili hayata geçtikten sonra da gönüllü olarak bir “Türkiye” ideası vatandaşlarda oluşmuştur. Seksenlerde ortaya çıkan PKK, bu ideaya karşı Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı bölgeyi bölme ideası üzerine kurulmuştur. Kürt halkının epeyce bir bölümü, bu teşebbüse katılmamıştır. Yine yetmişlerde kurulmuş olan “FETÖ”, uzun süre Türkiye kavramına sadık kaldığı halde; daha sonraları kapılmış olduğu küresel düzeyde İslamı “temsil” iddiası bağlamında ABD ile işbirliğine girip “Türkiye” yi önemsiz bir mevki olarak görerek buradaki meşru siyasal iktidara darbe yapma teşebbüsünde bulunmuştur. Darbeden sonraki seçimlerde Ak Partisi, “Başkanlık” sistemine geçmek için MHP ile “Cumhur İttifakı”nı kurdu. CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi de “Millet İttifakı”nı kurdu.

Ak Partisi, “İslamcılık” ideolojisinden geldiği için, başlangıçta “Ümmetçi” bir perspektiften bakarak “Vatan/Yurt” kavramını pek fazla önemsemiyordu. Partinin kurucu şefleri/kurmay heyetinin etnik kökenleri de bunda etkili olmuş olabilir. “Gönül Coğrafyası (Osmanlı Hinterlandı)”, Ak Parti’nin ikinci vatanı idi. Ancak, Suriye politikası ve sonuçları, 15 Temmuz darbe girişimi ve sonuçları ve PKK’nın “Çukur eylemleri”, Rabia” selamı ile çıkılan “İslamcılık/ümmetçilik” politikalarından “Tek Devlet-Tek Millet-Tek Vatan-Tek Bayrak” milliyetçiliğine geri dönmek zorunda kaldılar. MHP, zaten başından beri oradaydı. Dolaysıyla “Cumhur İttifakı” kolay oluştu.

Siyasetin genetik/temel üç bileşeni vardır: 1- Kişisel çıkar tutkusu, 2- Bireysel veya gurupsal güç istenci, 3- Ahlak/Adalet/Maslahat/Ortak iyi talebi...

Her siyasal parti, kurucuların ve destekleyenlerin genetik karakterine göre partinin ideolojik kimliği belirlenir. Partilerin “Yurtseverliği”nin oranı, üçüncü bileşenin gücüne ve yoğunluğuna göredir.

Ak Partisi, daha doğrusu 2008’lerden itibaren partiye hakim olan Sayın Erdoğan’ın, öteden beri “Gönül coğrafyası”ndaki insanlara karşı göstermiş olduğu her türlü ilgisi, yardımı, desteği ve nezaketi, takdire şayandır. Kendi “vatandaş”larının bütününe de aynısını göstermesini beklemek hakkımızdır. Örneğin, Sayın Erdoğan, “İhvan-ı Müslimin” hareketinin liderlerinden birinin kızının (Esma) öldürülmesine gözyaşı dökerken (normal); Gezi kalkışmasında polisin açtığı ateş sonucu ölen Alevi çocuğa (Berkin) karşı benzer bir sorumluluk beklemek hakkımızdır. Kalkışmanın illegalliği, polisin/devletin aynı ile cevap vermesini meşru kılmaz.

Dinsel ümmetçilik modu, Suriye’den 4.5 milyon Arap’ın Türkiye’ye gelmesinde bir sakınca görmezken; PKK’nın siyasi uzantısı HDP’yi Türkiye’lileştirme çabası yerine; yöneticilerinin tahrikine kapılıp onları rahatça “Kürdistan”a göndermektedir. PKK hem muhalefeti hem de muhalefet üzerinden iktidarı içeriye kilitleyerek, konsolide ederek gözünü açamaz, başını kaldıramaz hale getirmektedir. Türkiye, kuruluş aşamasında “Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü” makamından, iki binli yılların başından itibaren “Hem Arap’ın yüzü hem Şam’ın şekeri” makamına sıçratılmış; Esat ile Sayın Erdoğan, önce duygusal “Kanka”lıktan daha sonra dinsel “şeytan”lık ilişkisine savrulmuştur. Bu ülke ile bunlar döneminde ayağı yere basan, sağduyulu bir “politik” ilişki hiç olmadı.

Türkiye, bir aidiyyet/aile duygusu ve hamiyetiyle Cumhuriyet döneminde kendi nüfusunda Kızamık, Çocuk Felci ve Çiçek hastalıklarını tamamen yok etmişti. Yoğun mülteci akını ile bu hastalıklar, tekrar nüksetmeye başladı. Bu göçün, Türkiye’nin sosyolojik-kimlik-kültür-sağlık-ahlak yapısını bozduğu yönündeki eleştiriler, hemen ümmetçi bir refleks ile “ırkçılık” olarak yaftalamaktadır. Aslında bu tepkinin şuur altında “Vatan” kavramının olmaması veya zayıflaması yatmaktadır. Politik İslamcılar, modern (Ulus-Devlet) dönemin bir realitesi olan “vatandaşlık” kavramını kavrayamadıkları gibi, kabullenemiyorlar da. Oysa, “Ev (Yurt)” olmadan, misafirperverlik olmaz. İslami bağlamda herkes için adaleti savunma olarak “Evrensel ümmetçilik”, sadece “mümin” kardeşlerden oluşan dinsel ümmetçiliği aşan “vatandaşlık” ve hatta “cihanşümul”lüktür. Ben buna “Rahmani Siyaset” veya “Rahmani Laiklik” diyorum.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli “Vatan hainliği” edebiyatını “mukaddesatçı/milliyetçi” saiki ile yapmaktadır. Cumhur İttifakı, “Türkiye”yi kendi özel mülkiyeti-evi gibi algılayarak, adeta muhalefete: “Ya (benim gibi) sev; ya da terk et” alternatifi sunmaktadır. Cumhur İttifakının “Yerellik-Millilik” söyleminin böyle bir arka planı vardır. Normal vatandaşlar olma yerine, ülkeye “sevdalı” olma veya onu “karşılıksız sevme” saplantıları, patolojik sonuçlar doğurabilmektedir. İç politika ile çok meşgul olmak, kültür-kimlik politikaları ile boğuşmak, Sayın Erdoğan’ı dış politikadan hayli koparmıştır. Bir dönem Rusya ile iplerin kopması; halen İsrail, Mısır, Suud, Suriye ile sorunlu oluşumuz, Doğu Akdeniz’de sıkıştırılmamız, AB ve ABD ile yaşadıklarımız (ulvi yalnızlık), bize Sayın Erdoğan’ın iyi bir mahalle dövüşçüsü olduğunu; ancak, aynı oranda mahir, ferasetli, uz/uzak-görülü bir devlet adamı olmadığını ortaya koymaktadır. Son seçimlerden sonra ortaya atılan “Türkiye İttifakı”, “Beka davası” bağlamında mevcut ikiye bölünmüşlüğü aşmaya yönelik doğru bir teşebbüstü. Ancak, her iki tarafta da yeterli irade ve motivasyon olmadığı için, akim kaldı.

Ülke/Vatan/Yurt/Devlet (Sınır-Egemenlik), bireyler için özgürlük, güvenlik, geçim ve gönenç kaynağı olduğu için değerlidir. Bunları temin etmediği veya tam tersine sebep olduğu takdirde değerini yitirir. Devleti yönetenler veya kendini “bizzat” devlet sananlar, eğer bu ikincilere sebebiyet veriyorsa, orada kolayca ihanet ve dış güçler ile “işbirlikçiliği” ortaya çıkar. Ülkeyi terk etmeler çoğalır. Türkler “Doğduğun yer mi? Yoksa doyduğun yer mi?” sorusuna “Doyduğun yer” cevabını vermişlerdir (deyim).

S.Freud, E. Fromm ve G. Jung, bize bilinçaltının, bilinç dışının/gölgenin, bilinçten çok daha geniş ve güçlü olduğunu gösterdiler. Bilinçdışının, karanlık bölgenin veya Jung’un deyimi ile “Gölge”nin bilinç ile ilişkisini Fromm, bir örnek ile şöyle anlatır: “Daha başka bir örnek olarak savaşçı politik bir lider üzerinde durulabilir. Böyle bir lider, güttüğü politikanın ve aldığı kararların temelinde vatanseverlik duygusu ve yurduna hizmet sorumluluğu gibi yüce ülkülerin yattığına içtenlikle inanmasına karşın; gerçekte, kendine onur (İtibar/gurur.İG) sağlamak amacıyla böyle davranıyor olabilir” (Erich Fromm, Çağımızın Özgürlük Sorunları. Çev: B. Güvenç. İst. tarihsiz. S 111).

Cumhur İttifakı’nın görece sert ve aşağılayıcı dili karşısında “Millet İttifakı’nın (CHP-İYİ Parti-SP) dili (Kılıçdaroğlu hariç) daha yumuşaktır. Son seçimlerde Millet İttifakı, HDP ile gayri resmi ittifak yaptı. Bunun sebebini “Denize düşen, yılana sarılır” sözünde görmek mümkündür. Muhalefetin/Millet ittifakının, HDP ile işbirliği yapmasında Cumhur İttifakı’nın, bunları denize (sürekli muhalefet ve aşağılanma) itmesinin önemli payı olduğu doğrudur. Muhalefet, iktidar olabilmek veya Erdoğan’ı iktidardan düşürmek için, ABD ve AB (Batı-Dış güçler) ile işbirliğine girmekten çekinmiyor. Bu durumda da “Türkiye” kavramının sınırları ortadan kalkıyor: Cumhur İttifakında Ortadoğu, Türkiye’nin içine girerken; Millet İttifakında Batı, Türkiye’nin içine girmektedir. Hasılı, her iki taraf da diğerinin de içinde yaşayabileceği bir “Türkiye” tasavvur edemiyor. Özetle Türkiye, tarihinde görülmedik düzeyde bir “Kaht-ı rical (Devlet adamı yoksunluğu)” yaşamaktadır.

X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN