16.02.2020  23:17

Bir ecnebinin gözünden ‘İstanbul’un doğuşu’

Çağdaş yazar Charles King ‘Pera Palas’ta Gece Yarısı’ kitabında İstanbul’u çok sesli, alternatif bir tarih anlayışıyla resmediyor. “Barok üslubunda camiler ve saat kuleleri Avrupa’dakilerden abartılı, süslü püslü kıvrımlarını, kanatlı minik melekler hariç taklit ediyordu” sözleriyle Osmanlı Devleti’nin yıkılışına şahitlik eden İstanbul’un Cumhuriyet’le modernleşme sürecini roman tadında dile getiriyor.

+
-

SEDAT PALUT

Yüzyıllarca Roma, Bizans ve Osmanlı gibi büyük ve tarihe iz bırakmış imparatorluklara başkentlik yapan bir şehrin hikâyesi ne yazılırsan yazılsın, hep eksik kalacaktır. Tarih kadar eski bu şehre sahip olmak, ismini zikrettiğim devletler için önemli olmuş, devletler İstanbul’a kendilerinden bir parça verebilmek için çok uğraşmıştır.

Şehri kurmasıyla beraber Konstantinus 330 yılında yapılan büyük merasimlerle İstanbul’un Roma İmparatorluğu’nun başkenti olduğu resmen açıklamıştır. 100.000 kişilik bir hipodrom (Sultanahmet Meydanı) yapılmış ve Ortodokslar için kutsal sayılan Ayasofya inşa edilmiştir. 8 bin 500 yıllık bir tarihi olduğu ifade edilen İstanbul’un VI. yüzyılda nüfusu yarım milyonu aşmıştır. Şehrin Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar geliştiğini ve zaman içinde nüfusunun daha da arttığını biliyoruz. Fatih ise İstanbul’u aldıktan sonra burayı bir İslam coğrafyası haline getirebilmek için sayısız esere öncülük etmiş ve şehre imzasını atmıştır. Sonraki padişahların da bu sürece katıldıklarını söylemek mümkün. Peki, bu kadar el değiştiren İstanbul’da, Osmanlı’nın son dönemlerinde, Cumhuriyetin ilk yıllarında neler yaşanmıştır?

Osmanlı Devleti’nin yıkılış sürecinde Batı’dan gelen askerlerin Beyoğlu ve Pera çevresinde yaşadıklarını, Osmanlı sadrazamlarının ve dönem aydınlarının da bu askerlere eşlik ettiğini biliyoruz. Yaşayış tarzları takdir edilir ki, Osmanlı’nın ilk dönemine uygun değildir. Devletin ve toplumun bir kesiminin benimsediği seküler yaşam tarzı İstanbul’un bu bölgesinde varlığını devletin son günlerinde güçlü bir şekilde hissettirmiştir. Yakın zamanda bu bölgedeki değişimi, olayları, görgü tanıklarıyla anlatan bir kitap yayımlandı: Pera Palas’ta Geceyarısı- Modern İstanbul’un Doğuşu. Kitap, Alfa Yayınları arasından çıktı. Kitabın yazarı Charles King. 1967 doğumlu yazar, Georgetown Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler profesörü.
Yazar kitabın önsözünde tarihin büyük adamları, büyük olayları anlattığını, her şeyin bir bitiş ve başlangıç tarihi olduğunu, bunun Türk tarih yazımı için bir sorun teşkil ettiğini ifade ediyor. Yazarın haklılık payını paylaşmakla beraber yakın zamanda bu topraklara ait sosyal tarih çalışmalarının hızlandığını ve hem akademik camiada hem de okurlar tarafından değer gördüğünü söyleyebiliriz.

20-02/17/gece.jpg

Yazar kitabında özellikle Pera ve çevresindeki değişimi XIX. ve XX. yüzyılların başını esas olarak anlatıyor. Buna değinirken bahsedilen dönemde İstanbul’un kendine ve mirasına nasıl yabancılaştığını ifade ediyor. “Gayri Müslimler ve ecnebi yöneticilerle dolu yeni caddeler, gezinti yolları, Haliç’ten Topkapı Sarayı’ndan Kapalıçarşı’dan ve göklere uzanan minareleriyle sultan külliyelerinin çevresinden eski mahallelerden bir dünya kadar uzaktı. Balkanlar’dan ve Anadolu’dan gelen Müslüman muhacirler güneyde, geleneksel pazarlar ve hanlar çevresinde yoğunlaşıyordu. Sultan bile uzun süre önce kuzeydeki yeni saraylarına taşınmıştı. Sahil yolunda Osmanlı barok üslubunda camiler ve saat kuleleri Avrupa’dakilerden abartılı, süslü püslü kıvrımlarını, kanatlı minik melekler hariç taklit ediyordu.” (S.54) Bu yabancılaşmanın ve hayat tarzının değişmesinin belirgin iki sebebi var: Birincisi dünya savaşı ve milli mücadele döneminde Anadolu’daki gayri Müslimlerin İstanbul’a yaptığı önemli göçler; ikincisi ise Bolşevik İhtilali’nden sonra buraya hicret eden Menşevikler.

Osmanlı Devleti’nin başkenti ilk dönemlerden itibaren kozmopolit bir yapıya sahipti. Fakat savaşın etkisiyle gayri Müslimlerin yaşam korkusu ile İstanbul’a gelmek zorunda olmaları bu büyük şehrin demografik yapısını değiştirmiştir. Ticaret ve eğlence hayatında aktif olan Rum, Ermeni ve Yahudilerin bu alanlarda yaptıklarının daha belirgin olduğunu söyleyebiliriz.
Rusya’daki ihtilalin kanlı sayfalarında yer almak istemeyen Menşevikler ise kitlesel olarak göç etmişler, ilk durakları İstanbul olmuştur. “Sadece Wrangel’in filosuyla Rusya’daki iç savaştan kaçan 185 bin civarında insan gelmiş, İstanbul’un nüfusunu neredeyse yüzde yirmi şişirmişti.” (S.97) Yazarın kitabında hatırlattığına göre Duma eski üyesi Nikolay Çebişev anılarında Rusların İstanbul’daki durumunu şöyle izah etmiş: “Sanırım şunu söylemek abartılı olmaz: Ruslar göç döneminde hiçbir yerde, bize kucak açan Slav ülkelerinde bile kendilerini İstanbul’daki kadar evlerinde hissetmemişlerdir. “(S.99) Gelen muhacir Ruslar İstanbul’un, Cadde-i Kebir’in eğlence dünyasına ve damak zevkine renk kattığını ifade ediyor, King.  Bunlarla birlikte İstanbul’da, Beyoğlu’nda hayatımıza aktif bir şekilde sinema girdi. 1930’lardan itibaren art arda açılan sinema salonları insanların eğlence anlayışlarını da değiştirdi. Bu dönemde şehirde hem sesli hem de sessiz film gösterimi yapan 39 sinema salonu var. Bu sayıların zamanla arttığını kitaptan öğreniyoruz. Yılbaşı kutlamalarının da bu dönemde başladığını hatırlarsak, yazarın da ifade ettiği gibi 1930’ların İstanbul’unda Osmanlı dönemine ait çok az iz kalmış.


Charles iıng’in yazdığı Pera Palas’ta Geceyarısı adlı kitap, Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Beyoğlu ve Pera civarına gitmek isteyen okurlar için, roman sıcaklığında bir eser. Yazar, yaşanmış hikâyelerle kitabını süslemiş.

DİĞER HABERLER
Yükseköğretimde yeni düzenlemeler getiren teklif kabul edildi
Bir sahra hastanesinde neler yaşandı, korona için 'sıfır siyaset' şart
Ordu'daki depremde bazı binalarda hasar oluştu
Erdoğan'dan geçmiş olsun mektubu
Burhan Kuzu'ya Zindaşti iddianamesi
İnfaz düzenlemesi için kritik karar
En küçük savaşçı