19.01.2020  19:57

İranlı yönetmenler iç-dış zorbalığa karşı

ABD-İran gerilimi sanata da yansıdı. İranlı yönetmenler Mesud Kimyai, Fecr’den filmini çekti, Mesud Bahşi ise Sundance’a gitmekten vazgeçti. İranlı yönetmen Abolhassan Davoodi ise her iki yönetmenin davranışını doğru bularak ‘İster kendi yönetiminden ister Trump’tan, İran toplumu zorbalığı kabul etmez” diyor.

+
-

SALİHA SULTAN

Dünya gündeminin ABD-İran arasındaki politik gerilime odaklandığı bu günlerde İstanbul ‘İran Film Günleri’ etkinliğine ev sahipliği yaptı. İran İslam Cumhuriyeti Başkonsolosluğu ve Beyoğlu Belediyesi iş birliği ile düzenlenen etkinlikte üç gün boyunca Beyoğlu Akademi’de İran sinemasının son birkaç yılını yansıtan dokuz film gösterildi. 18 Ocak Cumartesi günü ise İranlı yönetmen Abolhassan Davoodi’nin günümüz İranlı gençlerin sorunlarını gerçekçi bir şekilde aktardığı ‘Deli Ruh’ film gösteriminin ardından bir de söyleşi gerçekleşti. Söyleşide filmin yönetmeni Davoodi, sinema eğitimini İran’da alan Türk yönetmen Faysal Soysal konuşmacı oldu. Başka bir İranlı yönetmen olan ve son iki yıldır İstanbul’da yaşayan ve sinema üzerine doktora yapan Ferhad Eivazi ise söyleşinin moderatörüydü. Genel olarak Davoodi’nin filminin çekim hikayesi ekseninde ilerleyen sohbet bir süre sonra kaçınılmaz olarak İran sineması söz konusu olduğunda sıkça tartışılan ‘İran sineması ve sansür’ konusuna geldi. Davoodi sansürün İran sinemasına devrimden sonraki değişimler sonrası hem devlet hem de toplumun kendisi tarafından iki boyutta uygulandığı gözlemini paylaşarak “Bir süre sonra sansür meselesi aşıldı. Çünkü bu sansürler sonuç olarak senaristi ve yönetmeni başka bir dil bulmaya yöneltti ve İran sineması kendi özgün dilini buldu” düşüncesini aktardı. Eivazi ise sansürün dünyanın hiçbir yerinde yeteneğin önüne geçemeyeceğini söyleyerek, İran sinemasının sansür konusunda yanlış bilindiğini savundu. Eivazi’nin “İran sinemasındaki şiirselliği sansürle karıştırıyorlar. Sözü direkt söylemeden dolaylı anlatma dili var, bu sansürle ilgili değil, İran’ın kendine özgü kültürüdür. Dolaylı anlatım bize şiir kültürümüzden geçmiştir doğal olarak da bu sanatımıza da yansıyor” düşünceleri ise konuya başka bir bakış açısı sundu. İran’a dair çok farklı düşünceleri olan dinleyiciler için hayli doyurucu olan sohbet sonunda ortaya çıkan ise ister İran, ister Türkiye her iki ülkede de sinema sektörünün kaynak ya da teknik problemlerinin aynı olduğu, Türk ve İranlı yönetmenlerin ortak bir kaderi yaşadığı oldu. 

Etkinlik sonunda kısa bir sohbet imkanı bulduğum her iki yönetmenle dünyanın gündeminde ‘savaş’ ekseninde gündem olan ABD-İran geriliminin bir başka boyutunu, sanat dünyasına yansımasını da konuşma fırsatı bulduk. Bilindiği gibi geçtiğimiz hafta İranlı yönetmen Mesud Bahşi Sundance Film Festivaline katılmayacağını bildirmiş, Mesud Kimyai ise İran’ın ve bölgenin önemli festivali Fecr Film Festivali’nden filmini çektiğini açıklamıştı. İki İranlı yönetmenin buradan bakıldığında iki ayrı fikri yansıtıyor gibi görünen bu tavırlarını nasıl değerlendirdiklerini kendi ülkelerinden meslektaşları iki yönetmene sordum. Aldığım cevap, bizim Türkiye’de sanat dünyasında pek alışık olmadığımız türden. Özetle, biz içeride birbirimize sayar söyleniriz ama iş dışarıdan bir tehdit olunca kol kola direniriz dediler. 

Abolhassan Davoodi

KİMYAİ’NİN TAVRI YÖNETİMİN ZORBALIĞINA

Siyasi olayların sinemaya yansıması aslında topluma yansımasıyla aynı. Biz ne zaman ki birisi tarafından tecavüze uğradığımızı görürüz, kesinlikle o tecavüzcünün karşısında ister toplum, ister sanatçılar, hepimiz birleşiriz. Zorbalık İran’da kabulenilebilecek bir şey değildir. İster kendi yönetimimizden olsun, ister Trump tarafından. Bu nedenle General Süleymani’nin cenazesinde görülür ki hem onu onaylayanlar hem onaylamayanlar, hepsi katıldılar merasime. Sanat piyasasında da sanatçılar aynı, özellikle sinemacılar açısından baktığımızda her zaman kendi toplumlarıyla hareket ederler, toplumları neredeyse orada dururlar. Bu durumda şahit oluyoruz ki Mesud Kimyai cenazede gelip halkının yanında duruyor, dış zorbalığa karşı olduğunu gösteriyor ancak iki hafta sonra uçak olayında, farklı bir pozisyonda halkının yanında duruyor. Mesud Kimyai’nin yönetimden gelen zorbalığa karşı yaptığı iş doğrudur. Çünkü halkımız cenazeye katıldı, sanatçılar da katıldılar. Ama sonra halkımız uçak olayına itiraz ettiğinde sanatçılarımız yine onlarla sokaklara çıktı, Kimyai’nin yaptığı doğrudur. Bu olaylar olmadan çok önce daha önemli bir örnek olarak Asghar Ferhadi’nin ikinci Oscar’ını Trump’a tepki için almaya gitmemesi Mesud Başhi’ninkinden daha önemli bir olaydı. Benim Amerika’ya gitme bir planım olmadı ama biliyorum ki son zamanlarda Amerika devleti zaten bir sürü İranlı yönetmene vize vermemiş.

Ferhad Eivazi

BİZİM SİNEMAMIZ TOPLUMLA İÇ İÇE

İran sineması toplumun içinden çıkmış bir sinema. Devrimden bir süre sonra toplumsal konulara yöneldik. Sinemamız toplumla çok iç içedir. Dünyanın her yerinde aydınlar yönetimleriyle bire bir aynı fikirde olmayabiliyor. Bizim de itirazlarımız var ve belirtiyoruz ülkemizde. Ama dünya genelinde baktığımızda ister Trump ister başkası, her kim olursa olsun, bizim topraklarımızı tehdit ettiğinde yüzde yüz hepimiz tek yumruk oluruz. Kendi içimizdeki meseleleri kendi içimizde halletmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Dışarıdan hiçbir ülkenin ona müdahale etme hakkı yoktur. Bu müdahale etme ne kadar farklı düşüncelerde olsak da bizi yan yana getirir. İran’ın son kırk yılına bakarsanız Amerika bizi ilk defa tehdit etmiyor. Mesud Kimyai festivalden filmini çeken ilk yönetmen değil. Böyle tepkilerden dolayı senelerce film yapamayan yönetmenler, Rahşan Beni İtimad var mesela, devletle problemi olmuş ama sonra film yapma imkanı da olmuş. Cafer Penahi, yıllardır konuşuluyor ama şu an  film yapabiliyor. Mesud Kimyai’ye nasıl davranılır zaman içinde göreceğiz. Yani bu ülkemizde önceden de tecrübe edilmiş bir konu. 

 

GÜNÜN VİDEOSU

Açız aç.. Açlıktan ölelim mi?

Çin yönetiminin soykırım politikaları uyguladığı Doğu Türkistan''da bulunan Gulca kentinde, Uygur Türkleri adeta açlığa terk edildi. Koronavirüs nedeniyle karantina uygulanan şehirde bir Uygur Türkü baba ''''Açız, açız! Açlıktan ölelim mi?'''' diyerek isyan etti...

DİĞER HABERLER
Van'da koronavirüs şüphesi
3 liseli kız sırra kadem bastı
6 yıldır gözlerini kırpamıyor
Çok büyük bir ayıp ve çirkinlik
Yardım derneğinden 10 milyonluk vurgun
Avcılar'da silahlı saldırı
Cumhurbaşkanlığından İdlib açıklaması