31 Mart 2020 Salı
BIST 100
88059.5
%-0,07
DOLAR
6,5773
%-0,07
EURO
7,258
%-0,16
ALTIN
341.908
%-0,41
7°/13°
İSTANBUL
Çok bulutlu
GÖRÜŞLER

Irak Şiilerinde ittifak arayışları: İran-Sadr yakınlaşması

- Doğacan Başaran yazdı.
24.02.2020  04:09
+
-

Bir türlü kurulamayan hükümet, aylardır süren sokak gösterileri ekonomik darboğaz ve mezhep gerilimleri ile oldukça sıkıntılı günler geçiren Irak’ta siyasi denklemin en büyük parçası Şii hareketlerin hamlelerini Uluslararası ilişkiler uzmanı Doğacan Başaran analiz ediyor...

2003 yılında gerçekleşen Amerikan işgalinin ardından Irak, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasındaki nüfuz mücadelesinin oyun sahasına dönüşmüş ve bu yüzden de bahsi geçen tarihten itibaren söz konusu ülkede kurulan hükümetler, Irak halkının iradesini yansıtmaktan uzak kalmıştır. Zira kurulan hükümetler, genellikle İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) önceki Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Irak’ta yer alan ofisinde yapılan görüşmeler ile Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği’nde gerçekleşen toplantılarda ortaya çıkan dengeyi yansıtmıştır. Bu da Irak’ın bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmesine gölge düşürmüştür. Irak siyasetindeki ABD ve İran etkisine karşı çıkarak bağımsızlık yanlısı bir tutum sergileyen Mukteda Es-Sadr ise zaman içerisinde popüler bir figüre dönüşerek ön plana çıkmıştır. Çünkü Sadr, hem kurduğu Mehdi Ordusu aracılığıyla Amerikan işgaline karşı direnmiş hem de ülkedeki diğer Şii gruplara kıyasla İran’a karşı daha mesafeli bir tutum takınmıştır. 

Sadr’ın ülkede hızla popüler bir lider haline gelmesine bağlı olarak 2018 yılında düzenlenen seçimleri, onun liderlik ettiği Sairun Koalisyonu birinci olarak tamamlamış; lakin ülke içerisindeki dengeler nedeniyle Sadr Grubu, iktidarda yer almamıştır. Ancak iktidarda yer almamasına rağmen mühim bir güce sahip olan Sadr Hareketi, 1 Ekim 2019 tarihinde başlayan protestoları şekillendirmeye muktedir olduğunu 2 Ekim 2019 gününden itibaren net bir biçimde ortaya koymuş ve bu protestolar, Adil Abdulmehdi döneminin sona ermesine yol açmıştır. Dahası Başbakanlık görevine uygun görülen Muhammed Tevfik Allavi ismi de Sadr ile Haşdi Şabi lideri Hadi El-Amiri’nin önerisi doğrultusunda gündeme gelmiştir. Ancak Cumhurbaşkanı Berham Salih, Allavi’ye hükümet kurma görevini vermesine rağmen Sadr’ın desteğiyle büyüyen protestolar sona ermemiştir. Üstelik Ekim ayından itibaren gösterileri destekleyen Sadr’ın son günlerde göstericilerin karşısında yer aldığı ve hatta Sadr’a bağlı Mavi Şapkalılar grubunun çeşitli müdahalelerde bulunduğu da görülmektedir. Bu da Sadr’ın siyasi manevralarının incelenmesini gerektirmektedir.

Aslında Sadr, gerektiğinde Suudi Arabistanlı yetkililerle görüşerek ülkede artan İran etkisinden rahatsız olduğunu gözler önüne seren ve Irak’ın bağımsızlığını savunan bir Şii liderdir. Hatta geçtiğimiz dönemlerde Iraklı Şiiler tarafından İran’ın Necef ve Kerbala’daki konsolosluk binalarının yakılması eylemlerini de Iraklı Şiilerin İran Şiiliğinin tahakkümüne meydan okuması olarak değerlendirmiş ve desteklemiştir. Ancak son günlerde Irak siyasetinde yaşanan gelişmeler, Sadr ile İran arasında bir yakınlaşma yaşandığına işaret etmektedir. Nitekim Sadr’ın dini eğitim bahanesiyle protestoların başladığı günlerden beri, İran’ın Kum kentinde bulunduğu da bilinmektedir. Sadr ile İran arasındaki yakınlaşmanın en somut örneği ise yeni başbakanın belirlenmesi hususunda İran yanlısı bir isim olarak bilinen Amiri’yle hemfikir olmasıdır. Dahası göreve uygun görülen Allavi de İran’a yakın bir kişi olarak tanınmaktadır. Hatta Allavi, Irak siyasetindeki en mezhepçi ve İran yanlısı dönem olan Maliki döneminin de Ticaret Bakanı’dır. Dolayısıyla Sadr’ın Irak siyasetinin geleceğine ilişkin beklentileriyle İran’ın taleplerinin örtüştüğü ifade edilebilir.  

Sadr’ın İran’ın çıkarlarıyla uyumlu bir siyasi çizgide konumlanması ise 3 Ocak 2020 tarihinde Süleymani’ye düzenlenen suikastın somut bir sonucu olarak yorumlanabilir. Çünkü mevzubahis saldırıda, Süleymani’nin yanı sıra Hadi Şabi Başkan Yardımcısı ve Keta’ib Hizbullah lideri Ebu Mehdi El-Mühendis de öldürülmüştür. Burada dikkat çekilmesi gereken ilk husus, Haşdi Şabi’nin yasal düzeyde Irak Ordusu’nun bir parçası olduğudur. Dolayısıyla ABD’nin Haşdi Şabi liderlerinden birini vurması, Irak’ın gururunu çiğneyen bir eylemdir. İfade edilmesi gereken bir diğer husus ise ABD’nin düzenlediği saldırılar neticesinde tüm Irak Şiiliğinin hedef alındığı algısının oluştuğudur. Bu da Şii lider Sadr’ın Amerikan saldırganlığı karşısında İran’la yakınlaşmasına yol açmıştır. 
Süleymani’nin öldürülmesi sonrasında Sadr ile İran arasında yaşanan yakınlaşmanın çok da şaşırtıcı olmadığı ifade edilebilir. Zira söz konusu saldırıyla birlikte İran yanlısı pek çok Iraklı ismin hedef tahtasına oturtulabileceği görülmüştür. Şüphesiz bu durum, İran’ın Irak’ta güç kaybetmesi ve DMO’nun operasyon kapasitesinin sınırlandırılması anlamına gelmektedir. Bu ortamda Tahran, kendisine mesafeyle yaklaşan; fakat düşmanlık beslemeyen Sadr’ı, Amerikan nüfuzunu sınırlandırmak amacıyla işbirliği yapılabilecek bir aktör olarak görmüştür. 

Sadr’ın Tahran yönetimiyle olan temaslarını arttırmasının bir diğer nedeni de ABD’nin Süleymani’den sonra onu hedef alacağı dedikodularının yayılmasıdır. Çünkü bu süreçte Sadr’a yakınlığıyla bilinen Ebu Mukteda El-Azercavi öldürülmüş ve Keta’ib Hizbullah yöneticilerinden Kays Hanzeli, Sadr’a yönelik bir suikast düzenlenebileceği uyarısında bulunmuştur. Elbette bu da Sadr’ın İran’ı güvenli bir liman olarak görmesine neden olmuştur. Ayrıca bahse konu olan iddialar, tüm Irak Şiilerinin Amerikan saldırılarının hedefi olabileceği endişesini Sadr’ın da yaşamasına sebebiyet vermiştir. Bu yüzden Sadr da Irak Şiiliğinde yükselen Amerikan karşıtlığını kullanarak kendi gücünü pekiştirmeyi tercih etmiştir. Nitekim 24 Ocak 2020 tarihinde Sadr’ın çağrısıyla bir milyonun üzerinde Iraklının katıldığı bir miting düzenlenmiş ve bu gösteride, ABD’nin Irak’tan çekilmesi talebi kitlelerce dile getirilmiştir. Dolayısıyla tarafların Amerikan karşıtlığı üzerinden yakınlaştığı ve Sadr’ın tüm Şiileri temsil eden bir lider konumuna ulaşmak için mevcut ortamı bir fırsat olarak değerlendirmeye çalıştığı öne sürülebilir.
 Öte yandan Sadr’ın Irak Şiilerinin liderliğini üstlenmek istediği görülse de ülkedeki protestolar sona ermiş değildir. Aksine göstericiler, Sadr’ın İran’la anlaşmak suretiyle kendilerini “sattığını” düşünmektedir. Zira protestocular, Sadr ve İran tarafından onaylanan yeni bir hükümetin kurulmasını değil; erken seçime gidilmesini ve seçime götürmek üzere teknokratlardan oluşan bir hükümetin tesis edilmesini talep etmektedir. Bu da gösterilerin başlangıcında popüler bir figür olan Sadr’ın fırsatçılık yaparak İran’la yakınlaşmasının halk nezdinde ters teptiğini göstermektedir. Çünkü gösterilerin ilk günlerinde eylemcileri korumak için Şii milislerle çatışmayı göze alan Sadr destekçileri, günümüzde barışçıl protesto yapan kitleleri hedef alabilmektedir. Hatta Necef’te Mavi Şapkalılar tarafından yapılan müdahalede yedi kişinin hayatını kaybettiği de bilinmektedir. Müdahalelerin sertliği ise Sadr’ın siyasi manevralarına olan öfkeyi daha da arttırmaktadır. Bu da Sadr’ın İran’ın güç kaybetmesini fırsata çevirme girişiminin başarılı olup olamayacağı hususunda soru işaretleri yaratmaktadır. Dahası Sadr’ın Allavi’ye yönelik olarak partili kişilerin hükümette yer alması durumunda kurulacak hükümeti düşüreceğini belirten açıklama yapması da ülkede yaşanan gelişmelerin geleceğine ilişkin kuşkulu bir durum yaratmaktadır. 

Neticede Irak siyasetinde önemli bir ağırlığı bulunan Sadr, sokak eylemleri vesilesiyle Irak siyasetini şekillendirme kudretine sahip olduğunu ortaya koymuş; fakat protestoların devam ettiği sırada Süleymani’ye düzenlenen suikast, Sadr’ın politik konumlanışında farklılaşma yaşanmasına yol açmıştır. Irak’ın bağımsızlığı için ülkedeki ABD ve İran etkinliğinin sona erdirilmesi gerektiğini sıklıkla belirten Sadr, Süleymani ile Mühendis’in ölümü ve İran yanlısı diğer şahısların hareket alanının sınırlandırılması sonrasında, popülizm üzerinden elde ettiği gücü kullanmaya çalışmış ve bunu yaparken de sahadaki hamle alternatifi azalan İran’la yakınlaşma yoluna gitmiştir. Ancak bu durum, halk nezdinde Sadr’a olan sempatiyi azaltmıştır. Orta ve uzun vadede Sadr’ın nasıl bir strateji izleyeceği ve halkın sempatisini yeniden kazanıp kazanamayacağı bilinmese de İran’la beraber hareket etmesinin “İrancı” olduğu anlamına gelmediği vurgulanmalıdır. Dolayısıyla ABD karşısında pragmatik bir şekilde gelişen bu yakınlaşmanın sürdürülebilir olduğunu söylemek pek de mümkün değildir. Bu nedenle de Irak’ın bugününde olduğu gibi, yakın geleceğinde de istikrarsızlığın hâkim olacağı öngörülebilir.
 

BUNLARDA İLGİLİNİZİ ÇEKEBİLİR
Para basmak bir seçenek
Selva Demiralp, virüs ekonomisini anlattı
Türkiye’ye has strateji uygulanmalı
Basitleştirmek belirsizliği netleştirmek
YUKARI